Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '17

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
175
 

Ortak Çıkarda Buluşamayan Ülke

Ortak Çıkarda Buluşamayan Ülke
 

Her ne kadar gittikçe daha da kutuplaşıyor gibi gözüken bir ülke olsak da, genel olarak ortaya yakın toplum kesimlerinden oluşuyoruz. Laikten muhafazakârına ve sağcısından solcusuna tabii ki farklılıklarımız var, ancak genel özelliklerimizle uçlara değil orta çizgiye yakınız. Aile kavramından, çocuklarımızın eğitimi ve ülkemizin genel gidişatına dair temelde benzer değerler paylaşıyoruz.

"Bizler, ilk emri 'ikra' yani ‘oku’ olan, beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi tavsiye eden bir dinin mensuplarıyız. İslam medeniyeti, özünde bir ilim ve irfan medeniyetidir. Müslümanların dünya siyasetine yön verdikleri dönem aynı zamanda bilginin, ilmin, yeniliğin merkezi oldukları dönemdir. Ne zaman ki Müslümanların hayatında okuma, ilim tahsil etme, araştırma, sorma, sorgulama ikinci plana düşmüştür işte o zaman gerileme ve çöküş de başlamıştır.

Bugün İslam dünyasındaki nüfusun yüzde 55’i okuma yazma dahi bilmiyor. OECD ülkelerinde milli gelirden eğitime ayrılan payın ortalaması yüzde 5.2 iken bu oran İslam dünyasında yüzde 1’i dahi bulmuyor. En başarılı çocuklarımızı, en parlak beyinlerimizi Batılı kurumlara ve ülkelere kaptırıyoruz. Günümüzün en önemli güç kaynağı olan enformasyon ve bilgi teknolojileri konusunda üreten değil tüketen konumundayız. Bu durum bizi milli güvenliğimiz başta olmak üzere birçok açıdan kırılgan hale getiriyor. Altını çizerek ifade etmek isterim ki dün olduğu gibi bugün de güçlü ülke olmak, bilgiyi üretmekten ve bilgiyi en iyi şekilde işleyebilmekten geçiyor.”

Bu konuşmanın Müslümanlıkla ilgili bölümüne katılır veya katılmazsınız, ancak bunlar genel olarak tüm toplum kesimlerinin dile getirdiği sorunlar. Özellikle üretken değil de tüketen konumda olmamız ve güçlü bir ülke olmak için bilgiyi üreten ve en iyi işleyen bir toplum haline gelmemizin elzem olduğu konusunda hemfikiriz sanırım. Yukarıdaki metin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Astana'da İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 1. Bilim ve Teknoloji Zirvesi'ndeki açılış konuşmasından alıntı. Burada sorulması gereken, bu konuşmadan kaç kişinin haberdar olduğudur. Çünkü çoğunlukla muhalif olan laik kesim, tarafsızlıklarını yitirdiklerini ve sadece iktidara ait haberleri verdiklerini düşündüğünden, eskiden izlediği televizyon kanallarını ve gazeteleri takip etmiyor. Daha da ötesi, iktidara dair bir şey duymak ve görmek istemiyor. Muhafazakâr kesime gelince, parti bülteni gibi çalışan ve güzelleme ile düşmanlaştırma arasında gezinen iktidar medyasını okunmak onlar açısından ne kadar cazip bilemiyorum. Ayrıca eğitim seviyesine bağlı olarak,  toplumda genel olarak düşük olan “ciddi” haberleri izleme ve gazeteleri okuma oranlarını da unutmamak lazım.

Şimdi ülkemizde bu keskin yaşam biçimi ayırımı olmasa ve ülkenin lideri genel olarak toplumun tüm kesimleri tarafından kabul görür konumda olsaydı, eğitimle ilgili bu saptamalara çoğunlukla katılır ve anlamlı bir konu üzerine anlamlı bir tartışma platformu üretebilirdik. Ancak biz halen ilkokul müfredatını bile oturtmayı başarabilmiş değiliz. Çağdaş eğitimin gerekleri yerine, eğitimin içeriğinin laik mi yoksa İslami mi olması gerektiği üzerinden kavga veriyoruz. Bunu da, trol yani özel olarak organize edilmiş hesapların slogansı mesajlarıyla, sosyal medyada İslami eğitimi isteyenlerin çoğunlukta gösterilmeye çalıştığı bir iklimde yapıyoruz.

Birincisi, parlak ama iç boş sloganlarla değil dini, hiçbir değeri yaşatmanız ve geliştirmeniz mümkün değil. İkincisi, laik veya İslami olsun, mevcut yetersiz eğitim sistemiyle hepsi başarısız olmaya mahkûm. Çünkü temeli sağlam olmadıkça, yetersizliği hayat görüşü kurtarmıyor. Tam aksine vurgu yapılan değerin tümden yıpranmasına neden oluyor. Kaldı ki, Harvard, Oxford veya Sorbonne mu yoksa zengin Körfez ülkelerinde bir üniversite mi diye sorsanız, sadece laik değil muhafazakâr kesimin de tercihi bellidir. Neticede herkes trol hesapların iddia ettiği gibi dinini bilmekle uzaya gidilemediğini biliyor. Günümüzde ancak sağlam bilimsel eğitimin üstüne, sağlam dini değerlerle çağdaş dünya ile rekabet edebilmek mümkündür.

Toplumun tümü dindar olmadığına göre de, herkesin ortak arzusu öncelikle sağlam bilimsel bir eğitimdir. Ancak hem içerik hem görsel kalite olarak eğitim kitaplarımız halen 60’lı yıllardaki naif sıkıcı çizimler ve metinleri içermektedir. Değil o yaştaki ve günümüz çocukların ilgisini çekmek, tümüyle öğrenmekten soğutan demode bir görünümdeler. Buna bir de bu Cumhuriyetin kurucusu ile ilgili bölümleri çıkarmak veya kadın erkek ile ilgili cinsiyetçi rol modellerini pekiştirmek gibi metin tartışmaları eklenince, yetersiz olan eğitim sistemimiz iyiden iyiye bitkisel hayata giriyor. Koskocaman bir nesli içi boş tartışmalara kurban ediyoruz. Ortak çıkarlarımızda uzlaşmak yerine, tüm enerjimizi hayat görüşü kavgamıza harcıyor ve sonuçta eller uzaya giderken biz de bakmaya devam ediyoruz.

Zaten bu kutuplaşma yüzünden her konuda kaybetmeye mahkûmuz. Öyle bir hale geldik ki, diğerinin ne kadar “iğrenç” bir yanlışını bulursak, diğeri bize ne kadar “iğrenç” hakaret ederse, o kadar haz duyar hale geliyoruz. İşte görün bunların ne kadar kötü olduğunu tatminini yaşıyoruz. Ancak bu çıkmaz sokak, çünkü kimse değerlerinden ödün vermek niyetinde değil. Karşı taraf saldırdıkça da, özeleştirinin yerini iyiden iyiye savunma psikolojisi alıyor.

Bir de ülkemizde tabular sanıldığı gibi sadece dindar kesimde değil, laik kesim de doğru bildiklerine asla söz söyletmiyor ve aynı derecede önyargılar içinde debeleniyor. Mevcut durumda siyaset eşittir din olarak görüldüğünden, siyaseten yapılan tüm yanlışlar dine mal ediliyor. Dünyadaki genel bir ateizm veya deizm gelişimine bağlı olarak da, zaten dinin kendisi ve dinle ilgili her şey tümden kötü görülüyor ve küçümseniyor. Aslında burada hep dindarlara yöneltilen dar görüşlülük, özünde dinsizlerde de görülüyor.  Örneğin solculuk zaten tümden kötüdür diyen ve onunla ilgili sadece olumsuz örnekleri sayanlar nasıl ki içimi daraltıyorsa, aynısını din ve dindarlar ilgili yapanlar için de hissediyorum. Böylesine karşısındakini temelden yok sayan bir dar görüşle ne tartışılabilir ki?

Ancak bunun çözümü insanları düşüncelerini dile getirmelerini yasaklamak değil, tam aksine buna cevap verebilecek sağlam bir dini eğitim vermektir. Bunun için de öncelikle sağlam bir bilimsel eğitim şart. Ayrıca zorla güzellik olmadığından, istemeyene de dini bilgileri sıkıcı bir formatta dayatmak yerine, çözüm din dersini çağdaş dünyamızın bilgi ve kültür düzeyine yarışır ve teknik donanımlarından yararlanan kapsayıcı ve sağlam bir içerikle herkes cazip gelecek şekilde sunmaktır. Bu temel din dersi dışında da daha derin bilgiler edinmek isteyenler için ek seçme dersler sunulur. Aslında bu genel olarak günümüz gelişmiş eğitim sistemlerinde tüm dersler için geçerli olan bir formattır.

Dindar biri olarak da şunu belirtmeden edemeyeceğim, dünyanın tüm ajanları bir araya gelse, dindarlarımızın akla ziyan yorumları kadar dinden soğutamaz. Açık kadınları kabuğu soyulmuş domatese benzetenler, kadınlar eve kapanmalı diyenler, minnacık taşbebek misali kızlara pembe çarşaflar içinde koskoca adamlara “Sultanım” dedirtenler ve bir de canım ezanları ayarsız hoparlörlerle katledenler, emin olun dine en büyük zararı verenlerdir. İnsanların bu yüzden galeyana gelmesine de şaşırmayın.

Yazımın başında belirttiğim gibi, aslında insanlarımız genel olarak orta çizgiye yakındır ve birbirlerinin değerlerine bu kadar saldırmaya da meyilli değildir. Ancak tüm kavgalarımızı sanki bir taraf salt mini etek diğer taraf da salt çarşaflıymış gibi veriyoruz. Devasa merkezkaç kuvveti misali, uçlara savruluyor ve ortak payda ile çıkarlarımızdan gittikçe daha da çok uzaklaşıyoruz. Eğitim de bunun en can alıcı ve en can yakıcı örneği. İşin en kötüsü, bu kadar kavga gürültü kopardığımız konularda sonuçta genel kötü gidişat düzelmediği gibi, birbirimizle daha düşman hale gelmiş olmakla kalıyoruz. Bundan önce Latince alfabe ile Osmanlıca kavgasında olduğu gibi.

Sırada ne var bizi uzaya gitmekten alıkoyan?

Zuhal Nakay

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı genel olarak beğendim, öneriyorum. Zaten farkında mısınız bilmiyorum ama ben dinsiz ve sizde dindar bir yazar olmanıza rağmen sizin yazılarınızı en çok öneren ve yorumlayan bir yazarım. Burada da önemli bir soruna değinmişsiniz ancak ne var sizde maalesef sorunun baş aktörlerinden birisiniz. Neden “ortak çıkarlarda” buluşamıyoruz? Buluşamıyoruz, çünkü hepimiz “taraftarca” düşünüyor ve “objektif” olamıyoruz. . Bakın siz 4 senedir MB’da yazıyorsunuz ve bu 4 senede 88 blog yazmışsınız, 86 yorum almışsınız ve sadece 1 bloga yorum yapmışsınız. O blog içinde fikir hakkında yorum yapmamış sadece tek satırla “anlatımı beğendiğinizi” dile getirmişsiniz. Düşünün 10 bin kişilik bir camiada yazıyorsunuz, fikir beyan ediyorsunuz ama kimsenin düşünce ve fikirlerine karşı ilgi duymuyor, olumlu veya olumsuz bir yorum yapma lutfunda bulunmuyorsunuz. Yani, bu demektir ki sizin doğrularınız size göre doğrudur ve başkalarının doğru veya yanlışları sizi zerre kadar ilgilendirmemiş. Devamı var>>>

Mustafa Atilla 
 14.09.2017 10:11
 

Devam ediyor: Dile kolay 4 senedir böylesine kendi kendine hayran bir tutum sergiliyorsunuz ve bugün de kalkmış “ortak çıkarda buluşamayan ülke” hakkında kıymetli fikirlerinizi beyan ediyorsunuz. Ben senelerdir insanlarımızın hiçbir konuda anlaşamıyor ve haliyle de kutuplaşıyor olması üzerine yazıyorum. En son 6 ay önce “Aidiyet duygusu nedir ve ne işe yarar?” başlıklı bir blog yazdım ve eminim ki okumamışsınızdır. Çünkü siz benim dinsiz olduğumu hiçbir ideolojiye itibar göstermediğimi biliyorsunuz. Peki hal böyleyken ve “sizin doğrunuz size göre doğru” yken nasıl ve ne şekilde “ortak çıkarlarda” buluşabileceğiz? Sizin BENCE yanlışınız şurada: Ortak çıkarlarda buluşmak önemli değildir önemli olan ortak düşüncelerin, ortak “aidiyet duygularının” olmasıdır. Ben sizi okumaya devam ederim ama size de bir an önce dağın doruklarından aşağı inip aramıza katılmanızı öneririm. Ki buluşmak mümkün olsun. Selamlar

Mustafa Atilla 
 14.09.2017 10:10
Cevap :
Sanırım burada bir yanlış anlaşılma var. Ben toplumun genel gidişatına dair çevremdeki gözlemlerimi aktarıyorum. Mimari çeviri çalışmalarımın da yoğunlaştığı zamandan beri, ancak böyle ara sıra düşüncelerimi yazılı olarak paylaşma imkânım oluyor. Bunun için de yazılı ve görsel medyayı yeterince takip edecek zamanımın olması gerekiyor. Yani buna bile zor zaman ayırabiliyorum, yoksa asla diğer blog yazarlarını küçümseme söz konusu olamaz. Hele farklı düşündükleri için okumamak asla, tam aksine her kesimden yazılanlara ilgi duyarım. Aslında bu açıdan Radikal Blog daha verimliydi, gazetenin ana sayfasında yer alan ilk altı en çok okunan blog yazısı sayesinde diğer blog yazarlarını takip etmek ve çok sayıda okura ulaşmak kolaylaşıyordu. Milliyet Blog’da daha zor. Yazılar sürekli her konuda yenilenirken, en çok okunanlar çoğunlukla 10 yıllık. Çünkü daha yüksek okunma rakamlarının olduğu bir zamandan kalmalar ve bu yüzden onlarla okunma sayısı olarak rekabet edebilmek mümkün değil. Dolaysıyla  15.09.2017 10:41
 

Öz de değil söz de olan herseye karşıyım..Söz de demokrat, söz de dindar, söz de laik, söz de Atatürkçü...Fakat bu söz de yapilan hersey ve insanların bu kavgası bu ayrışması vatanın bölünmezliğine zarar veriyor farkında değiliz..Vatanı zaten bölmek isteyen iç ve dış hainler ordusunun işini daha çok kolaylastirmaktan başka birsey yapmıyoruz.. Sadece birbirimizi yiyoruz..Dinimizi, kültürümüzü, tarihimizi herseyi yozlastırdılar, elimizde sahip çıkacağımız ne kaldı?..Sorgulamayan körü körüne bağlanan herkesten nefret eder oldum, Hdp gibi ne olduğu herkesçe bilinen bir partinin sözcülüğünü yapan chp yi bile körü körüne destekleyenler var, sırf cumhurbaşkanını sevmediği için yapılan ve söylenen herşeye önyargıyla yaklaşanlar var..Terörist partisini destekleyen bir parti nasıl olur da Atatürkçülüğü savunabilir, nasıl olur da ülkeye hak hukuk adalet getirebilir..Particilik olmasın, ülke icin ne yararli ise herkes tek yürek olsun..Vatan paydasında birleselim.. Kalite bir yazıydı, elinize sağl

Selda Çakmak 
 13.09.2017 21:14
Cevap :
İlginiz ve yorumunuz için çok teşekkürler...  14.09.2017 10:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 542
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster