- Kategori
- Deneme
Sevgi yürek işi..

Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah’a yaklaşır; çünkü o sevgiyi yaratandır.
LEV TOLSTOY
İnsan sevgisiz yaşayamaz. Çünkü onun Özü de sözü de sevgidir. Sevgide zaman sınırı olmamalı. Şu gün bu gün diye bir kısıtlama getirilmemeli. Alabildiğince sınırı genişletilmeli. Dünya üzerinde yaşanan bir çok kötülük sevgi ile bertaraf edilir. Ruhun gıdası, insanın mayasıdır sevgi. Yürekler arasında yaşanan coşku selidir.
Şartsız sevgilere aşk denir. Öyle yüce bir duygu ki; Mevlana’yı cezbeden asıl güneşin Şems kılığına bürünmüş sevgi olduğunu, Yunus Emre’yi hak ateşiyle coşturup diyar diyar gezdirenin sevgi olduğunu, Şirinine kavuşmak için Ferhat’a dağları deldiren gücün sevgi olduğunu, Leyla’sını ararken çöllere düşen Mecnuna Mevlasını bulduran şeyin sevginin gücü olduğunu unutmayalım.
Sevgi onu yaşayan için bitip tükenmek bilmeyen bir hazinedir. Onun yokluğu insana acı verir, hayatı anlamsızlaştırır.
İnsanlık ile birlikte var olmuştur. Dün vardı, bu gün de var, yarın da var olacak ve hayatın her noktasında en güzel şekilde yerini alacaktır. Çünkü insan yüreğinde ki sevgiyi büyüterek sahibine yaklaşır.
Güneş yerini bulutlara bırakmıştı. Etrafı siyah ve kurşini rengin karışımı bulut kaplamıştı. Yağmur yağmakla yağmamak arasında insanı tedirgin eden, kasvet veren bir hava halini aldı. İçi sıkılıyordu.Yüreğini sebebini bilemediği anlam veremediği bir kasvet bir hüzün kaplamıştı. Çamaşırı yıkadı evin damında ki çamaşır teline serdi. Biraz havalansın yağmur yağdığı zaman toplarım diye düşündü. Merdivenlerden indi, oturma odasına geçti. Üzerinde şalvarı başında yemenisi ile oturdu. Yorulmuştu, iş yaparken pek farkında değildi. Ama oturunca anladı ne çok yorulduğunu. Küçük demlikte bir iki bardaklık çay demledi. Bir bardak çay içeyim sonra üzerimi değiştiririm diye düşündü. Bardağa çayını doldurup oturma odasına geçti. Teybe Ferdi Tayfur’un son kasetini koydu. Bir taraftan Ferdi Tayfur’un “durdurun dünyayı başım dönüyor, felek halimize gülecek gibi”… şarkısını dinliyor bir taraftan da çayını yudumluyordu. Bir ses duydu. Teybin sesini kıstı. Kulak kesildi. Kapı çalıyordu. Kim acaba, aman bu yorgunluk üzerine kimseyi de çekemem diye düşünerek kapıya doğru gitti. Gelen komşusu Hicran hanım idi. Elinde yeşilin farklı tonlarında kısa kısa koparılmış iplik vardı.
- Buyur Hicran abla İçeri gel dedi. Hicran Hanım,
- Yok Elif girmeyeyim işim var dedi. Elindeki ipleri göstererek, sizde bu iplerden var mı? Etamin üzerine armutlu buz dolabı örtüsü işliyordum yetmedi. Sizin de işlediğinizi biliyorum belki vardır diye sana sormaya geldim dedi. Elif telaşla içeri koştu dolaptan Hicran Hanımın istediği iplerden ne kadar varsa getirdi. Al bunları Hicran Abla diye uzattı. Hicran şaşırmıştı. Teşekkür etti. Ağzında bir şeyler geveliyordu, yüzü de sanki solgundu. Belli ki bir şey söyleyecek lakin nasıl söyleyeceğine karar verememişti. Bir müddet kapıda hiç konuşmadan öylece durdular. Sonra Elif;
- içeri gel Hicran abla çay içiyordum, buyur birlikte içelim dedi. Hicran Hanım Elif’in bu teklifinden cesaret alarak;
- Şey dedi, elinde ki zarfı göstererek,
- Elif iplik bahane! bunu sana Erdem gönderdi. İçinde ne yazılı ben bilmiyorum dedi. Zarfı Elif’e uzattı.
Erdem Hicran Hanımın küçük kardeşi, Elif ile lisede birlikte okudular. Erdem Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 3. Sınıfta okuyordu. Sömestri tatili sebebi ile memleketine gelmişti. Elif’e karşı saf ve temiz duygular besliyordu. Fakat bu düşüncesini cesaret edip söyleyememişti. Elif de Erdem'i beğenirdi. Terbiyeli saygılı biri, ağır başlı bir duruşu var derdi.
Erdem okuduğu derginin birinde; 14 şubatın dünya sevgililer günü olduğunu öğrenmişti. Ülkemizde henüz böyle bir kutlama yapılmıyordu. Kimsenin böyle bir günün varlığından haberi bile yoktu. Tarih 14 Şubat 1984 Erdem neden olmasın diye düşündü. Teklif etmenin tam zamanı diye düşündü. Ablasından yazdığı mektubu Elif'e götürmesi için rica etti. Hicran Hanım önce reddetti. Ben yapamam başka bir yol bul dedi kardeşine. Erdem ısrar etti. Hicran Hanım çaresiz kabul etti...
Elif zarfı görünce önce kardeşi üvey kız kardeşi Deniz’in ödevi diye düşündü. Tereddütsüz zarfı aldı. Çünkü Erdem, Deniz’i Fransızca dersine çalıştırır, zaman zaman da onun ödevlerine yardımcı olurdu.
Bir an Hicran Hanımın, “ben içinde ne olduğunu bilmiyorum” sözü geldi aklına. İşte o zaman bizde, “jeton düştü” deyimi vardır. O anda anladı farklı bir şey olduğunu. Elif,
- Gel Hicran abla içeri gel birlikte öğrenelim ne olduğunu dedi.
Zarfı kenarlarını yırtarak açtı. İçinde bir mektup vardı. Mektubu görünce heyecanlanmıştı. Elleri titriyordu. Yüzü hafif hafif pembeleşmeye başladı.
Kenarları gül resimleri ile süslenmiş, özenle yazılmış bir mektup!. Şöyle başlıyordu:
Merhaba Elif,
Sana bu mektubu yazmadan önce çok düşündüm. Senin ile ilgili düşüncelerimi nasıl aktaracağımı bilemedim. Niyetim seni üzmek incitmek değil, bunu bil.
Her halinle her şeyinle güzelsin,
Hata bulmak kusur bulmak imkansız sende!.
Okulda ve mahallede beni iyi tanırsın. Ben de seni tanıyor ve beğeniyorum. Sana bazı sorular sormak istiyorum vereceğin cevap olumsuz ise, seni bir daha rahatsız etmeyeceğim. Olumlu olur ise de yine günü gelene kadar seni asla rahatsız etmeyeceğim.
Günü geldiğinde, hazır olduğumuzda annem ve babam oğlumuza kızınızı istiyoruz dedikleri zaman senin cevabın ne olur ben onu öğrenmek istiyorum.
Sen eğlenecek değil evlenecek birisin diye yazıyordu.
Elif mektubu okurken şaşkınlığını, hayretini gizleyemiyordu. Zaman zaman, Allah Allah, hayret diyordu. Elif mektubu tekrar katladı zarfın içine koydu. Hicran abla dedi;
- Ben Erdem’dem böyle bir şeyi hiç beklemezdim. Biz onunla arkadaşız. Al sen bu mektubu kendisine geri ver dedi. Hicran hanım çok üzgündü. Böyle bir cevabı beklemiyordu. Kusura bakma Elif, seni rahatsız ettim dedi ve oradan ayrıldı. Elif karma karışık bir ruh haline büründü. Kafası karışmıştı. Aslında hoşuna da gitmişti. Beğenilmek, sevilmek kimin hoşuna gitmez ki… Lakin yapamazdı. O Sevgi denen bu güzel duygularını açığa çıkaramazdı. Paylaşamazdı…Daha çok erkendi. Onun tek hedefi vardı okulunu bitirip biran önce hayata atılmaktı. Bu tür olaylar Elif'e engel olabilirdi...
Elif aslında Erdem’den böyle bir davranış bekliyordu. Belki de hissediyordu. Çünkü sevildiğini anlamayan hiç kimse yoktur.
- Pencerenin önüne oturdu, düşüncelere daldı. O arada eline olta takımını alıp balığa giden Erdem’i gördü. Erdem’in kendisini görmemesi için geri çekildi. Yağmur atıştırmaya başladı. Dama çıktı çamaşırları topladı içeri getirdi. Aklında Erdem’in mektubu vardı. Çok etkilenmişti.
Erdem'in özür dilemesine rağmen Elif sert bir şekilde Erdem'i reddetmişti.
Bu sevgililer günü anısına yazmakta olduğum “ANASIZ OĞLAK” isimli öykümden bir bölüm paylaştım.
Sevginizi sevdiklerinize söylemekten, paylaşmaktan ve yaşamaktan asla vazgeçmeyin.
Sevgi ve muhabbetle,