Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '20

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
38
 

Adalet Nasıl Sağlanır?

Türkiye'de ve dünyada adalet sisteminin ve adalet anlayışının iyiye gitmesi çoğu insan tarafından imkansız veya çok karmaşık, çok zor olarak yorumlanabilir ama aslında çözüm basit ama insanların o çözüme yanaşmaları esas meseledir.

Türkiye'de ve dünyada hukukun güçlenmesi sadece yöneticiler ve hukukçuların işi değil, toplumdaki bireylerin de vazifesidir. Madem bireyler de adil olmalı ve bu adalet anlayışı devlet yönetimine de yansımalıdır öyleyse adalet nasıl sağlanabilir? Bu sorunun cevabı aslında hiç zor değildir. İnsanlar heva, hevesleri, kibirleri, hırsları sebebiyle bu sorunun cevabını vermekte zorlanmaktadırlar. Peki bu sorunun cevabı nedir? Nasıl adil olabiliriz? Devletler ve dünya nasıl adil olabilir?

Cevabı vermek için insanın kendisinin bu dünyada neden yaşadığını ve hayatın anlamını bilmesi ve böylece sağlam bir zeminde düşünmesi gerekir. Bu dünyaya yeme, içme, cinsel ilişkiye girme gibi sebeplerle geldiğini düşünenler ne hayatın anlamını kavrayabilirler ne de adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar hakkında sağlıklı düşünebilirler. Bu düşüncedeki insanların zekalarına heva, hevesleri, kibirleri karışmış ve bu insanlar hayat hakkında doğru cevap vermede başarısız olmuşlardır. Avrupa'nın Aydınlanma olarak adlandırdığı devirden Sanayi İnkılabı'na, Sanayi İnkılabından Fransız İhtilali'ne, Fransız İhtilali'nden modern, süper (!), yapay zekalı, uzay dönemi olan 21.yüzyıla kadar kendini maddi olarak geliştiren insanlık neden bu yüzyılda adalet aramakta, 21.yüzyılda bile neden adaletsizliklerden yakınmaktadır? Dünyanın en gelişmiş, okuryazar oranı çok yüksek ülkeleri neden dünyayı adaletsizlikle doldurmuştur? Bu adaletsizlikleri yapan insanların adaletsizlik yapmak diye bir niyetleri yoktur. Onlar kendilerince yaptıklarının adil olduğunu düşünmektedirler. Ama yanılmışlardır.

Dediğim gibi, cevap aslında basit. Adalet arıyorsanız bu dünyaya niçin geldiğinizi, bu dünyadaki amacınızı bilmelisiniz. Biliyorum deyip de yanlış biliyorsanız doğru cevabı veremezsiniz. Bu dünyaya insan, Yaratıcısına inanmak ve ona kulluk etmek için  gönderilmiştir. Onu yoktan var edeni, ona ruh, akıl, kalp ve duygular vereni bilen insan O'nun, insanlığı asla başıboş bırakmayacağını, aksi takdirde her şeyin anlamsız olacağını bilir. Ve bunu bilen insan mutlak adaletin sadece Rabbine mahsus olduğunu idrak eder. Madem mutlak adalet sadece Allah'a mahsustur. Öyleyse insanların yapabileceği kadar adaletin ne demek olduğunu, nasıl gerçekleşebileceğini ancak O'ndan öğrenebiliriz. O'nun yolunu izleyen dört halife ile adil bir yönetim sergilenmiştir. Osmanlı ise dört halife kadar adil olamasa da genel olarak adaleti sağlamıştır. Madem cevabımız nettir, açıktır. Öyleyse akla şu soru gelebilir: Niçin İslam hükümleri ile yönetildiğini söyleyen ülkelerde adaletsizlikler olmaktadır? Çünkü bu ülkelerde İslam hükümlerine yeterince uyulmamakta ve Kur'an ve sünnete aykırı yorumlar ile adalet delinmektedir. Öyleyse bizim örneğimiz Suudi Arabistan gibi ülkeler olamaz. Bizim örneğimiz, rol modelimiz Dört Halife Devri olabilir. Osmanlı Devleti bu hakikati bilerek Dört Halife Devri'ni örnek almış ve o seviyede olmasa da genelde başarılı olmuştur. 

İslam hükümleri ile yönetilmeyen ülkelerde ise yasaların çoğu yasayı düzenleyenlerin heva, heveslerine göre oluşturulur ve böylece adam öldüren katilin cezasını affetme yetkisinin aslında devletin elinde olmadığı, affederse öldürülenin velisinin affedebileceği hakikati görmezden gelinir ve devlet o katili bir süre sonra duruşmada takım elbise giydiği ve uslu durduğu veya üst mevkilerdeki birinin yakını olduğu gibi sebeplerle cezasını hafifletip affeder. Yine böyle bir ülkede açlıktan dolayı baklava çalan çocuklara haksız yere ceza verilir. Yine böyle bir ülkede bir kadın bir adama zarar vermek için ona iftira atsa herhangi bir şahit aramadan kadının beyanı esastır denilerek iftiraya uğrayan adamın hayatı karartılır. Oysaki İslam'da bir suça ceza vermek için adil şahitler gerekir. Yalancı,güvenilmez olarak bilinen insanların şahitlikleri kabul edilmez. İslam'da hem cezalar caydırıcıdır hem de şahit olmadan ve bunun dışında başka şartlar yerine gelmeden ceza verilmez. İslam'daki adalet anlayışı neticesinde Hazreti Ömer adaleti ile ün salmış ve uzak diyarlarda yer alan Dicle nehrinin kenarında bir koyunu bir kurt kapsa Allah'ın bunu Ömer'den soracağını söyleyerek hükümdarın sorumluluğunun ne kadar büyük ve meselenin ne kadar hassas olduğunu dile getirmiştir. Yine Hazreti Ali halife iken bir gayrimüslim tarafından kılıcı çalınmış, ama şahit olarak sadece yanındaki oğulları var olduğu için bunu ispat edememiş ve yönettiği devletin mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bunun gibi binlerce örnek verilebilir. 

Bir de şu vardır ki mutlak adalet Allah'a mahsustur. Mutlak adaleti sağlamaya peygamberler dahil hiçbir insanın gücü, takati yetmez. Mesela bir meselede iki seçenekten birini tercih etmek zorunda kalınca peygamberler de insan oldukları için sadece birisini tercih edebilirler. Böyle olunca tercih edilmeyen seçenek zor durumda kalabilir. Ama biz insanlar mutlak adaletten değil, kendi irademizin sınırları içerisinde yapabileceğimiz kadar adaletten sorumluyuz. Bu nedenle peygamberler kendi kudretlerince adaleti sağlamışlardır ve mutlak adaletten sorumlu değildirler. 

Osmanlı Devleti için çok tartışılan kardeş katli meselesine gelirsek: Bir insanın hayatını hemen feda etmek mi yoksa milyonlarca insanın hayatının ve devletin düzeninin kesin olmamakla beraber tehlikeye girebileceği bir tehdide göz yumup  devleti ve milyonlarca insanı tehlikeye atmak mı? Bu sorunun net bir cevabı yok. Kur'an'da namaz, oruç gibi farz olduğu açıkça yazan ibadetler veya haksız yere adam öldürmek, zina gibi açıkça yazan günahların dışında açık olmayan, yoruma muhtaç hükümler de bulunmaktadır. Böyle bir ihtilaf, yorum farklılıkları olması Allah'ın verdiği düşünme özgürlüğüdür. İşte bu nedenle alimler ictihad yapılabilecek meselelerde ictihad yaparak fikirlerini söylemişlerdir. Eğer doğru olanı bulurlarsa 2 sevap, yanlış olanı seçerler ise yine de Allah'ın dinine uydukları için 1 sevap kazanırlar. Kardeş katli meselesinde Osmanlı alimleri bu sebeple bir dönem buna fetva vermiştir. 1.Ahmed dönemi ile beraber ise bu sistem uygulanmamıştır. 

Peki, alimler yorum yaparak yanlış olanı seçtikleri için bazı insanlar zor durumda kalır veya ölürlerse ne olacak? Hayat sadece bu dünyadan ibaret olmadığı ve ahiret hayatı da olduğu için insanların eksiklerini Allah tamamlayacak ve Allah mutlak adaleti ahirette sağlayacaktır. Adil olan Allah bu dünyada değil, ahirette mutlak adaleti verecektir. Zaten Kitabı'nda da bunu insanlığa açıklamıştır. 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 10458
Kayıt tarihi
: 10.10.13
 
 

İstanbul'da yaşıyorum. Öğretmenim.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster