Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
699
 

Adaylardaki; Hizmet Aşkı mı, Yüksek Statü Kazanma Hırsı mı?

Adaylardaki; Hizmet Aşkı mı, Yüksek Statü Kazanma Hırsı mı?
 

Şişir, belki olur! resim:eylos.blogspot.com/.../vcut-gelitirme-sporu.html


Son zamanlarda ülke gündeminde Ergenekon davasıyla birlikte birinci sırayı yerel seçimler almaktadır. Özellikle adaylığı kesinleşen belediye başkan adayları hakkında yapılan yorumlar, eleştiriler ve şaşkınlıklar… Hâla aday adayı olanlar hakkında yapılan yorumlar, söylentiler, tahminler, iddialar…

Sözün başında söylediğimiz gibi kamuoyunun ilk gündemi yerel seçimler…

Çünkü halkı ilgilendiren bir konuda, nihayet halkın iradesine danışılacak olması, (halkın sözüne, reyine, eleştirisine itibar edilse de edilmese de) halkı öyle ya da böyle mutlu etmektedir. Halk, beş yılda bir söz sırasının kendisine gelmesinden dolayı seçimleri pek sever. Ne yapsın halk? Halka biçilen statü bu kadar…

Biraz tuhaf değil mi? Halka rağmen seçilen veya dayatılan adaylara, halka seçme vazifesi biçilmesi. Ne garip değil mi, hemen seçimin tamamlandığı akşam, vatandaşın unutulması… Şehirlerimizin hizmetkârlarını sadece, üst düzey veya sesi gür çıkan bir iki partili yönetici seçmesi...

Temayüllerin balon, kamuoyu tepkisinin hikâye olduğu yerdir Anadolu’daki şehirler!
Ne tuhaf değil mi?

Üvey annenin, çocukların önüne koyduğu kuru ekmeği işaret edip; “Yeseniz de bu, yemeseniz de!” deyip kendisinin önceleri gizli gizli, sonradan çocukların karşısına geçip açık açık pastırma, kavurma yemesi gibi bir şey bu!

Çok tuhaf!

Çok net söylüyorum, Anadolu insanının kalbi kırık! Yıllardır, seçmen olarak halkın, adam yerine konulmamasından dolayı kalbi kırık! “Kimi aday yapsak nasıl olsa kazanırız!” mantığıyla halkı koyun sürüsü gibi görme algısını halka yaşatanlardan halk küskün!

Bir iki partilinin halka rağmen açıkladığı/açıklayacağı adaya, halktan oy isteme hakları yoktur; böyle bir durumda (umarım) bir seçmen ve vatandaş olarak halkımız, karşısına dikilen adayın kendi adayı değil de o bir iki partilinin adayı olduğunu fark edebilme iradesine sahiptir.

Bu durum(halkın hassasiyetlerini ve eleştirilerini dikkate almama), o kadar kendini göstermiş ki, bir adayın şehirde tanınıp tanınmamasına, adayın şehri tanıyıp tanımamasına, şehirle ilgili projeleri olup olmamasına, halk arasında nasıl bilindiğine, vizyonuna, yönetici ve liderlik yetkinliğine bakılmaksızın bir aday adayı furyası yaşanmakta…

Hayatı boyunca kavuşmak için can attığı yüksek statüye halkın oyuyla seçilecek başkanın, seçildikten hemen sonra kıymetini kendi şahsından bilip halkın yüzüne kapıyı çarpması, ne tuhaf olur değil mi?

İnsanlar, elbette demokratik haklarını kullanıp aday adayı olmak istemektedirler. Bu, oldukça doğal! Ancak aday adaylarından bazılarının sosyal statüsü, bireysel ve mesleki yeterliliğine baktığımda, “Belediye Başkanlığı bu kadar kolay ve hafif bir makam mı?” demeden kendimi alamıyorum.

Aday adayı olmadan önceki statüsü, “belediye başkanı” olduğu zamanki statüsünün yanından bile geçemeyeceği kadar düşük kişilerin aday adayı olması; adayların, getirileri pek keyifli olan ve kısa yoldan kazanılabilen yüksek statüyü ve çevreyi elde etme yarışı mı; yoksa aday olduğu şehri ve hemşehrilerini sevip, önemseyip memleketine ve hemşehrilerine hizmet aşkı mıdır? Cevabını size bırakıyorum.

Bir başkanın bir şehrin belediye başkanlığını hak edip etmediğini merak ediyorsanız; başkanın başkan olmadan evvel, toplum ekserisi içindeki itibarına, mesleki ve sosyal başarısına, toplum içinde sevilip sevilmediğine, kısacası başkanın başkan olmadan evvelki statüsüne bakın. Başkan olmadan önceki statüsü ile başkan olduktan sonra kazandığı statü arasındaki fark büyükse, başkan makamında ezik ve küçük kalır; fark az ise, başkan başkanlığı kaldırabilecek bir vizyona ve yetkinliğe sahiptir.

Gazetelerden okuyor, görüyoruz; öyle başkanlar var ki, başkan olmadan önce çalıştığı kamu kurumunda beceriksizliği yüzünden fırça yerken, hasbel-kader başkan olduğunda, bu fırçaların gölgesinde ezilmekte, bu ezikliğin sonucu olarak da hırçınlaşıp burnunun dikine gitmektedir.

Hoca, (teşbihte hata olmaz!) çocuğun kulağını, testi kırılmasın diye çocuğu çeşmeye göndermeden önce çekmiş. Bizden söylemesi…

Kamuoyu ekserisinin adaylara değil partilere oy verdiği ülkemizde, bekleyip göreceğiz;
adaylardaki,
yüksek statü kazanma hırsı mı, hizmet aşkı mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet bir yaraya bastınız. Birileri duymalı, yaraları acımalı. Malefes kimse duymayacak, dolaysıyla biyerleride acımayacak. O zaman kirlenmiş siyaseti vatandaş olarak el atmalıyız. Sorumluluğunu bilen , ve bu sorumluluğu taşıyabilecek insanları taşımamız lazım. Bir kova burcu olarak sizi anlamakta hiç zorluk çekmiyorum...sevgiler

YÜREĞİMSİN 
 15.01.2009 16:06
Cevap :
Arkadaşım, değerlendirmeniz i,çin teşekkür ederim. Kalemimizi yüreğimize daldırınca yüreğin "yaz!" dediğini yazıyoruz. Kim anlar, kim üzerine alır, kim anlamaz; bilemem! Böyle buyurdu vatandaş:) Selam ve saygılarımla  15.01.2009 17:41
 

O önceki testinin hesabıydı Murat Bey. Fıkra olsun diye uydurulmuş. Ye kürküm ye de öyle!!

Ahmet Balcı 
 15.01.2009 15:18
Cevap :
Testiyi kırmadan kürkü giyenler, kürkü giydikten sonra nice testi kırarlar da hesap soran olmaz!  15.01.2009 16:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 2363
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2275
Kayıt tarihi
: 22.08.07
 
 

Bu âlem içinde aileme zaman ayırmak, gezmek, okumak, fotoğraf çekmek, resim çizmek ve iş hayatı h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster