Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
497
 

Adressiz...

Adressiz...
 

Yılmaz Odabaşı yazmıştı… “Elbet bir bildiği var bu çocukların / kolay değil öyle genç ölmek”… Hiç konuşmak, asla yazmak istemiyordum… Günlerden midir tarihten mi yoksa sadece şansımız mı bizim doğduğumuz şu zaman ‘bak usta, benimle eğlenirsin ama aklını alır ruhunu yakarım’ diyerek çaldı kapımızı bir kez daha… Durabilirdim yine de… Bir burukluk… Sürer ve geçiştirirdim…

Ama olmadı… Bizim ıskaladığımız yerden vurdu hayat bizi yine… Sonra o kadar çok laf edildi ki en kolayları seçip tekrarlamamız için… “Trabzon’da ne oluyor”; “güvercin ürkekliği”; “Ermeni miyiz acaba Türk mü”; “kim bu çocuklar”…

(Çocuklar…

Ölüme yollayıp sevindirdiğimiz, Alamut’un cennet bahçelerini ayaklarına serdiğimiz, 17 yaşında bir fedai, 18 yaşında bir komutan, 20 sinde bir ölü, her yaşta bir mahkum, baba, abi, reis yaratıp saçma sapan bir varoluş fikrini önerdiğimiz, dayattığımız, seçeneksiz bıraktığımız bu çocuklar…

İşlevlerini tamamlayınca üzerimizden attığımız, hemen parmakla gösterip bizim dışımıza konumlandırıp kameraları gözlerine sokup, kaydedip hemen unuttuğumuz çocuklar… İçimiz rahat…)

Rahatsızlığımız şuydu… Onu da hallettik… Neydi… ‘ Tam da Avrupa Birliği’ne bu kadar yaklaştığımız bir dönemde böyle bir cinayet yurtdışındaki imajımızı ne kadar kötü etkileyecekti’… Çıktık sokaklara… Yalanımızı söyledik… İmajımızı kurtardık… Şimdi evlerimize dönüp karımızı, çocuğumuzu dövebiliriz… ‘Aysel çay getir, Kurtlar Vadisi başlıyoo… olur bey’… Çocuğumuz büyüyüp birini öldürene kadar rahatımız yerinde… Şimdi içimiz rahat…

Hem zaten adresi de belirledik… Trabzon da bir avuç kandırılmış genç var ve bunlar bu işleri yapıyorlar…

( Çocuklar…

Artık herhangi bir vaade ihtiyaç duymuyorlar… İçine doğdukları bu dünya onlara bin türlü seçeneğin arasında aynı istikameti gösteriyor… Şunu anlayalım… Bu dünya her düzeyde ve şekilde bir şiddet dayatıyor en kirlenmemiş beyinlere… Bir varoluş olanağı sunuyor şiddet bazen onlara, bazen bir eğlence… Şöyle düşününce yaptığımız her etkinlik fiziksel ya da en çok duygusal bir şiddet ögesi de içermekte… Her mesai sonrası işyerinde tecavüze uğradığını hisseden kalifiye beyinler çıkıyor sokağa… Her gün okullardan yalana alıştırılmış, bir kişinin daha önünde olmanın hazzı aşılanmış çocuklar yolluyoruz evlerine… Amir memuru, memur çaycıyı, çaycı karısını; doçent asistanı, asistan öğrenciyi, öğrenci birbirini eziyor… Niteliğini,şiddet uygulamadan kanıtlayamayacağını düşünen eğitimli eğitimsiz fedailer ordusu her zamankinden daha kalifiye…!)

Ülkemizi zor durumda bırakmaya ant içmiş dış ve onların içerdeki temsilcilikleri; birlik ve bütünlüğümüze kastetmiş güllük gülistanlık bu ülkenin gerçek yüzleri belli olmayan ama piyonları tanıdık düşmanları… Hem en ‘ciddi’ otoritelerimizin en temkinli söylemlerinden hem de en magazin ağızlardan hepsini ve başkalarını dinledik…

İnandık ve ıskaladık yani, yine yeniden…

Çünkü hayatımızın çalışmadığımız yerlerinde timsah gözyaşları döken her eğilimden, ideolojiden ya da hassasiyetten politikacılar, siyasiler, seyisler, kışkırtıcılar; hertürlüsoytarılığınharicindeyimbenaslındamemetalibeyciğim yalanında ‘sanatçılar’; ölümün ve öldürmenin ( aşkı, şiiri, kitabı, gerçeği ya da yalanı fark etmez… hulasa masalımızı öldürmenin) farklı biçimlerini çevire dolandıra içselleştiren biz, kendimiz vardık…

(Yüzümüz yok… Yüzlerimiz arasında kaybettik… Kolkola girdik ve bir çocuğu veya onun temsil ettiğini düşündüğümüz karanlık güçleri lanetledik… İmajımızı tazeledik… Vatanı kurtarmanın hazzıyla evlerimize döndük… Kandırdık… Farkına varmadık… Öldürdük… Üzerimizden attık…)

Soru şu… ‘Kırk yıllık Yani olur mu Kani’ diye diye geldiğimiz bu noktada attığımız kardeşlik nutuklarına hangi yüzümüz inanacak… Hangi yüzümüzü bırakacağız bu rüyadan sonra…

Hiçbirimiz güneşimizin altında bir önceki günden daha masum değil… Karınızı, sevgilinizi, sevişmelerinizi, isteklerinizi, çocuğunuzu, çırağınızı, öğrencinizi, babanızı düşünün… Şiddet biziz...

Biz öldürdük işte…

resim: uk.geocities.com/.../resimler/devlet-teror.gif

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

o kadar çok yüzümüz olmuş ki yüzsüzlüğümüze de uydururuz bir tane... birinci çoğulla cümle kurmayi nasıl da sevmiyorum... Alınma, alınmayayım, alınmasın kimileri... gerisi... alinmazlarsa yazik olsun... ki alınmazlar... iki yüzlü yüzsüzler, iki bin yüzlü yüzsüzler, çok bin yüzlü yüzsüzler... yazık olur...

Mayatharet 
 19.02.2007 22:35
 

"o çocuklar büyüyecek, o çocuklar" da demiştir edip cansever.. gayet çetrefilli ve can sıkıcı bir meseleye o kendine has üslubun ve duruşunla yaklaşmışsın. Şiddet nereden gelirse gelsin GELMESİN... eline sağlık. buluşalım bir ara.

İsomel 
 06.02.2007 11:55
Cevap :
teşekkür ederim... buluştuk...  06.02.2007 20:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 951
Kayıt tarihi
: 11.09.06
 
 

"Aşkın ve iyiliğin ne demek olduğunu bugünün insanlarından öğrenemezsin... Bu yüzden yarın gerçekdış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster