gazeteci yazar sıfatını hakkıyla taşıyabilmesi için "AGA" yani, "adam gibi adam" olma sıfatını da taşıyor, ikisini dengeliyor ol..." />
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '08

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
968
 

Aga...

Aga...
 

Mizahsız toplum olmaz ama her şey mizah olursa o toplum korkunç olur...Bertold BRECHT


My Way_Benim Yolum...

“Hep inandığımı yaptım. Yaptığına sahip çıkarak. Hepsini hep, kendi yolumda, kendi tarzımda gittim. Üzüldüm mü? Pişmanlıklarım oldu mu?

Bazen...

Önüme çizdikleri yolda yürüdüm. Patikalarda daha dikkatli basarak. Ama hepsinde, evet hepsinde kendi tarzımda yürüdüm. Dimdik ayakta durdum, hep bildiğim yolda gittim. Ben buyum işte, başka türlü gidemezdim ki. Çünkü O... Benim tarzım... Çünkü O benim... Evet benim yolumdu...”

Frank Sinatra...

İngilizce olsa da tanıdık, tanıyana bildik, bilene sempatik, sempatikliği empati yapabilenden sebep o şarkı...

Son dönemde birçoğumuzun alt hafızasında yer edinen bu şarkı sözünün yer alma sebepleri farklı olsa da... Rahmetli gazeteci yazar Ufuk GÜLDEMİR aramızdan ayrılırken, derin bir anı yumağı bırakmış, sevenlerini hüzünlü bir ayrılığa terk etmişti... Bu şarkı sözlerini benimsemiş, yaşantısı ile paralellik içerdiği için sahiplenmiş olduğu aktarılmıştı...

Kendisini çok net kelimelerle ifade edebilecek kadar tanımasam da; "Adam Gibi Adam" sıfatı nadiren telaffuz edildiğinden olsa gerek, “benim şarkım” dediği bu hüzünlü melodinin sözlerini daha dikkatli incelemiş, sempatik bulmuştum...

Hatırlatan olaya gelince...

Bir İngiliz vatandaşı, Robbie Williams, Londra konseri, binlerce insanla, koro halinde My Way şarkısını seslendiriyor...

En ön sırada, onun için çok özel olan bir insana armağan ediyor...

Annesine...

Neyse!

Şarkıyı dinlerken, yine yakın zamanda aramızdan ayrılan başka bir "Adam Gibi Adam" hafızamda canlanıveriyor, rahmetli gazeteci yazar Bülent ECEVİT... Farkındayım, siyasi lider, kara oğlan, başbakan...

Bana onu sevdiren, onun insancıl yanını vurgulayan şiirleri ve yazıları, yazarlığı ve gazeteciliği... Benimseten, önemseten ve "Adam Gibi Adam" dedirten bildiklerimden sebep, Bülent Ecevit...

Onun da öncesinde, bazen > gazetedeki yazılarından, bazen yayınlattığı kitaplarından, kâh orada kâh burada konu-belge-“bilgi” peşinde ömür tüketip, < aman="" efendim,="" sepet="" efendim="">> demeden, "Adam Gibi Adam" sıfatını hakkı ile taşıyan başka bir tarihi karakter, hafızamdan kendini anımsatır hale geliyor... Gazeteci yazar, rahmetli Uğur MUMCU...

Gazeteci yazar, Adam Gibi Adam..!

Adeta şunu dile getiriyordu; bir kişinin > gazeteci yazar sıfatını hakkıyla taşıyabilmesi için "AGA" yani, "adam gibi adam" olma sıfatını da taşıyor, ikisini dengeliyor olabilmesi gerekir...Asgaride, benim bakış açımdan...

Kişi solcuymuş, bana ne?! Kişi sağcıymış, sana ne?! Kişi milliyetçi/ komünist/ ülkücü/ marksist-leninist/....., , , , ......miş, müş ona ne?!

Kişi "AGA" mı? Evet!

O zaman kime ne?

...???


-:-:-:

Şellefyan ve Ilıcak...

Tercüman Gazetesi Sahibi Kemal Ilıcak'ın, Mıgırdıç Şellefyan ile olan iş ilişkilerini, bu köşede, belgelere dayanarak yazmıştık. Bu belgeli-kanıtlı yayınlarımıza karşı, Tercüman Gazetesi yazarları, bizlerin birer azılı komünist olduğumuzu ileri süren yazılar karalamışlardı; anımsarsınız.

Ilıcak-Şellefyan ilişkilerini kanıtlayan belgelerin tarih ve sayılarını yeniden yayınlamayı gereksiz görüyoruz. Belgeler, arşivimizdeki özel yerlerinde ve mahkeme dosyalarındadır.

Milliyet Gazetesi'nde Altan Öymen, Mıgırdıç Şellefyan ile yaptığı röportajı yayınlıyor. Şellefyan, belgelerle açıkladığımız bu gerçekleri bakın nasıl doğruluyor:

"Kemal Ilıcak'ı, Tercüman Gazetesi'ne sahip olmasına tekaddüm eden günlerde tanıdım. Sonra da tanışıklığımız sürdü. Sırası gelince teferruatı ile açıklarım. Tercüman Gazetesi'nin o çizgiye gelmesine sebebiyet veren kişi benim. Bu kadar bilin, şimdilik yeter..."

Kaçakçılık suçundan sanık Ermeni işadamı Şellefyan'ın bu sözlerini, Tercüman Gazetesi'nin "milliyetçi yazarları" na armağan edip, Şellefyan'ı okumaya devam edelim.

Şellefyan yakın dostu ve kefalet senetlerine ortak imzalar attığı arkadaşı Ilıcak için bakın bu gün ne diyor:

"Durumu iyi değildir. Giderek içeri giriyor. Neyse ben şimdi daha fazla söylemek istemiyorum. Yani gazeteci ise gazeteciliğini bilsin..."

Ilıcak iyi bir gazeteci midir? Şellefyan bu konuya da değiniyor. Ilıcak'ın kayınbiraderi ve Güneş Gazetesi'nin eski sahiplerinden Ömer Çavuşoğlu için yorum yaparken Ilıcak'ı da tanımlıyor.

"Bu Ömer zahiri bir terbiyeye sahiptir. Görenler, "Ne efendi adam" derler. Son derece kibardır, falan... Ama soğukkanlılıkla adam öldürüp, sonra da "Affedersiniz" demek gibi bir şey onun kibarlığı...

Onun büyüklük merakı çok kimseyi batırıyor. Oğlum sen gazete çıkaracaksan iki kelime yazmayı öğren...Kemal Ilıcak'ın durumu da mesela, öyle değil midir?..."

Oldu mu şimdi? Şellefyan, Ömer Çavuşoğlu'nun da, Kemal Ilıcak'ın da "iki kelime yazmayı" bilmediklerini ileri sürüyor. Al sana dost kazığı! Nasıl bilmez koskoca Ilıcak iki kelime yazmayı? Hem yazar, hem yazdırır.

"Geçenlerde, epey oluyor ya, bana geldi Ilıcak... Çoktandır aramamış, halbuki Türkiye'deyken yakınlığımız malûm, öpüştük, falan..."

Hem öpüş, koklaş falan... Hem de Ilıcak'a böyle kazık at... Evet, şarkı böyle ne yaparsınız; eski dostlar, eski dostlar!.."

Şellefyan'ın asıl derdi Ömer Çavuşoğlu ileymiş. Şelefyan ile Çavuşoğlu yurt dışında ortak bir iş yapacaklarmış. Yapacaklarmış ama Çavuşoğlu, Şellefyan'a bir güzel kazık atmış. Tam o günlerde Ömer Çavuşoğlu ile Tercüman Gazetesi'nin hanımefendi yazarı Nazlı Ilıcak'ın annesi de Cenevre'de Şellefyan'ın evinde kalıyormuş...

Şöyle anlatıyor Mıgır amca:

"Sen o kadar uğraş...Bütün kombinezonları hazırla. Banka ile anlaş... İş düğmeye basmaya kalsın, gelsin öteki, bütün parsayı toplasın..."

Şellefyan, bütün işleri ayarlamış, "kombinezonları" hazırlamış, ama ne görsün, Ömer Çavuşoğlu, kendisinden önce davranıp, işi kendi adına bitirmiş...

Eee, olacak o kadar, "kale gibi çocuk" ne de olsa!

Altan Öymen'in "İsviçre'deki adam, Şellefyan, her şeyi açıklıyor" başlıklı dizi yazısı Şellefyan'ın Ilıcak, Çavuşoğlu ve Yahya Demirel ile iş ilişkilerini ortaya koyuyor.

Bizler "Ilıcak-Şellefyan ilişkilerini" belgeleriyle sergileyince Ilıcak vekilleri hemen mahkemeye koşuyorlar. Haydii davacı! Şu kadar milyonluk tazminat davası...İmza Prof.Dr.Sahir Erman, Ali Çekiç ve emekli yargıtay üyesi Cemal Dirik...

Şellefyan, şimdi bütün bu ilişkileri doğruluyor, Ilıcak ile çekilmiş "aile fotoğrafları" nı gazetede basılmak üzere Altan Öymen'e veriyor. Tercüman Gazetesi'nin "milliyetçi yazarları" bizler de bu fotoğrafları ve bu fotoğraflarla birlikte yayınları ilgiyle izliyoruz.

Şellefyan "her şeyi" açıklıyor mu? Sanmıyoruz. Her şeyin açıklanması için "Şellefyan düzeni" nin bir numaralı sorumlusu Türkiye'ye gelmeli ve mahkeme önünde suçlarının hesabını vermelidir. Ilıcak'ların "baba dostu" Mıgır amca, Yassıada'da yiğitlik göstermedi mi? İhtilal mahkemesinden korkmayan Mıgır amca, bugün niçin çekiniyor, neden korkuyor?

-Mıgırdıç..papucu yarım..gel Türkiye'ye oynayalım...

17 Ağustos 1984 Cuma...

Uğur Mumcu kitabı 22 Ağustos 1942- 24 Ocak 1993...

Tempo kitapları 5...

1994- Hürgüç Gazetecilik A.Ş.

-:-:-:

Evet o bir solcuydu... Hatta "Solak", sol elini kullanan bir solcu... Ailesinin kökeni Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemseddin'e uzanan, Nadire hanım ve Hakkı Şinas beyin dört çocuğundan üçüncüsü, doğumundan bir kaç gün önce, Hakkı beyin piyangodan çıkan 2 bin 500 liralık ikramiyeden aldığı ilham ile adını " Uğur " koyduğu evladı...

Aga olmak her yiğidin < kadın/erkek="">> harcı olmadığı gibi, beraberinde birde bunu gazeteci yazar olarak yaşatmak...

Onu ebediyete “uğur”layanlar unutmadılar...

*Peki, senin yolun?

Mujik olarak yola çıkıp, Çar olarak tamamlamamak...Mesela...

*Mujik..?

Uzun hikaye...Aleksey TOLSTOY, Üç kitap, 1.400 sayfalık bir eser... Aktarmak zor ama... “Güvercin çatıya konmuş, aman da aman, ne de güzel; çatı benim çatım olmadıktan sonra...” felsefesinin öncesi ve sonrası, insanlar, adı insan sanı ..?.. olanlar, lar...

*Adı ne?

Azap yolları...

*?.......

Bir de ilginç bir hayat tarzları vardır!

*Kimlerin?

Aga olmayanların!

*Nasıl?

Birbirine çok benzer bir dünya görüşü, bilinen bir noktada toplanmış dikkat bütünü, elbisecisi, komikçisi, hatta müzikçisi...

*Müzikçisi?

Hani bana-sana-ona ne demiştim ya...

*Hıı...Birde kime ne demiştin...

İşte bu hayat tarzının da bir tarifi var, AKA!

*..?!

Garipseme, rahmetli Mumcu’nun dile getirdiği “Şellefyan düzeni” nin değirmenine su taşıyan “Elbiseci”, “Komikçi”, “Müzikçi” eşliğinde eğlenceli bir hayatı vardır memleketimizin...

*Elbiseci, Komikçi, Müzikçi..?

Onu da garipseme, işini yapıyor, değirmene göre rüzgar veriyor “Ha de ha de ha de ha deeeeee...”

*Heh heee...

Ne o? Sende mi gemideydin..?

*.?!? Sen nerden biliyorsun?

Gemi tutunca istifra+isyan halinde inenlerin dile gelip anlattıklarından sebep biliyorum...

*Komikçi iyi ama!

Doğru, dürtükleme yaa!.. diye bir yazımda belirtmiştim, tekme-tokat, kafaya mikrofon vur, küfür-hakaret, tercihli edebiyat dili bilinen, “Aaaa, ne ayııııp...” ve sair yadsınan(?), ancak; üstündeki kıyafet ve sairde, zikrinden sebep, fikrinin yansıması olan durum zıt düşüyor olsa da; hangi kavram ya da başlık altında olursa olsun, acayip sırıtıyor...

*...E ama seyredende sırıtıyor...

Fesüpanallah...

*Hem garipseme diyorsun, hem de..?

Hani “aka” demiştim ya!

*Hıı...

Onun başına bir “s” ver!

*Ara mı?

Yok, katkı!

*Hee, saka...

Heh işte, “Saka” lar varken ne olmasını bekliyorsun ki..?

*Saka, neydi?

Sucu-Su taşıyan anlamında...Bu sakalar iş zora sardı mı Taka’ya sarılırlar...İşi şakaya vurup, makara-kukara derken bazen de kaka aşamasına taşırlar...Eğlenenlerin sayısı artınca, > boyut biraz farklılaşır, iş gemilik bir hal alır, adı gemicik olur...Gemicik’in kaptanına, birde çarkçıbaşı lazım tabi...Sonuçta, değirmene, hani sürekli şikayet ettikleri değirmene, sebebi belli durumdan ha babam taşısalar da, of der puf der, yine de taşırlar...

*Çarkçıbaşı?

Aslında kaptanlık sınavlarına defalarca girse de, sınavda sorulanlar hep bildikleri olsa da, bilinçli olarak, isteyerek yeterli doğruyu cevaplamaz, çarkçıbaşılıktan memnundur, kaptana gıcıklık olsun diye sınava girmektedir...


*..?

Niye öyle garip garip bakıyorsun?

*Yolum şaştı da ondan olsa gerek...

Olsun varsın, sade ama sadece vatandaş olmak, insan olmak, adam olmak, adam gibi adam olmak...

*Anlıyorum...

Sanmıyorum...

*Niçin?

Uzun hikaye...Kısaltarak basıma hazırlayan Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU, bir kitap, 465 sayfalık bir eser... Aktarmak zor ama... G.M.K.ATATÜRK_SÖYLEV...

*Şey...

Anlıyorum... “Güvercinlerin kimin çatısına konduğunu umursamayan(!), konsun, hangi çatıya konduğu değil(!), özgür olmasıdır bizi birbirine bağlayan, hars(!) ile bakmasını bilen hırs ile değil...” diyenlerin öyküsünü okumak isterdin, isterdin istemesine de; Şu Tom Miks & Suzi, Tom Braks, Konyakçıyla Köftehor ve sairden kendini alamadığın için mazeretlisin...

*..?!?

Anlıyorum, birde asâbisin...Boş ver, ha de ha de ha deee, de gitsin...

*...?!?... Hâlâ sorumu yanıtlamadın?


Yola çıktığımda, tabelada "AGA", karşısında da "BİR ÖMÜR SÜRER" yazıyordu...

*...

Kelime sınırlaması yok, limit "SİZ" siniz uyarısı vardı...

Okudum, yola çıktım...Çok fazla hatalı sollama ile karşılaştım... Sağa çekip, “Yüce Rabbim, verdiklerin içinde vermediklerin içinde, sonsuz kere şükürler olsun...” dedim.

*...

AĞA’lar...(Aman!Yanlış anlaşılmasın, Şener ŞEN üstadımızın filmine, sempatik tiplemesine gönderme değildir.)

Ben sizi tutmayayım, yolunuz açık olsun...

Sağlıcakla kalın derken, hani “bir teselli ver” misâli; Cumhuriyet kadınının aydınlık yüzünü temsil eden bir kişinin, Sayın Güldal MUMCU’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oturumlara başkanlık ediyor olması diyebilirim...

“Her daim saygı ve sevgi ile andığım, kazandıracakları, kazandırdıklarından çok daha fazla olacak iken aramızdan ayrılan, bilinmeze uğurladığımız insana, gazeteci yazar Uğur MUMCU anısına en içten saygılarımla...”

He! Unutmadan, rahmetli, Ankara’nın taşına bak türküsünü çok severmiş, ben de severim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1635
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster