Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

15 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1041
 

Ağırdı hava...

Ağırdı hava...
 

Ayazdı hava; serin soğuklardandı bir nisan sabahı. Yıllardır süren haksızlıklar ve yüzlerce binlerce emeklerin birkaç kişinin cebine aktığı bir gün daha yaşanıyordu. Yüzlerce tarım işçisi çilek toplamak için sabahın 7' sinde tarlaları işgal etmişler ama hava güneyde şaşılası soğukla hınzırlık yapmıştı. Birkaç çilek sandığı kırıp ayazdan korunmak isteseler de ağa izin vermedi onlara. Kendi sıcak çift kabin pikabında hesap yaparken gözleri kaşık düşmanı işçilerdeydi. Hava ayazdı. Sokuldular birbirlerine; koca bir yumak oldular, hani Kızılderililerin saldırısında dairesel yumak olan, illaki batıya en batıya ve bilinmemeze giden insanlar gibi.

Hava ayazdı;çocukları aldılar ortalarına. En dışta gençler vardı. O gün hava -8 derece olmuştu. Belki kara iklimi için düşük bir ısı sayılmazdı ama Akdeniz kıyılarında, evlerde ,giyimlerde akdenizliydiler.Hani sizin -20 gibiydi onlar için. Çoğunun 2 ay yaşanacak kış için yeterli giyim eşyası yoktu. Yoktu çünkü karın doğurmak ve fazladan birkaç paket çayın, şekerin, unun adıydı üşümek. Onlarca insan toplandı ayaza meydan okumak için. Saldırıya uğramış ceylanlar gibi; önce çocuklar ısınacak.

Kuşluk zamanı hava ısındı, çift kabin pikabında çıktı ağa, yeniden başlandı çilek toplanmaya. Hiç bir zaman bilmeyecek orada toplanan çileğin bir hikayesi olduğunu der saadette ki güzel kız. Hava ayazdı ama umutlar ayazda yeniden tazelendi.”Ayazda bitki yetişir” mi demeyin. Düşünceler yaşama; inadına yaşama ve yaşamda olma arzusu yeşerdikçe yeşerdi. Çünkü o “bedenler” bulan düşünceydi.

Hava ayazdı, ağaçlar yapraklarına, yani ellerine bakıp poyraz hasretiyle çaresizken,”acaba don olur mu” diye birbirleriyle konuştular. Oradaki hiçbir insan duymadı konuştuklarını. Gazel bülbülü duymuştu onları ve dedi ki “birazdan güneş yükseldiğinde poyraz çıkacak,eminim buna”. Ağaçlar güldü; “hadisene yalancı, yaşın kaç?”. Ağaçlar biliyorlardı ki poyraz çıktığında gövdelerinde biriken ve donmak üzere olan sular hareketlenecek ve yaprağa doğru yükselecek. Yapraklardan sular buharlaştıkça alttaki su damlalarının ellerinden tutacak ve yukarı çekecek. Su, zaten sıfırın altına inmeyecek ve kalorifer gibi ısınacaklar. Devam etti gazel bülbülü; “daha 8 aylık olabilirim ama siz yerinizde sayarken ben gezdim tüm ovayı.Bilirim üstelik tüm hikayeleri."

”Şu insanların çok okuyanı gibisin anlaşılan”dedi yaşlı çınar.

Hanımefendi güneş, havayı tüm ısrarlara rağmen umarsız ısıtırken, donma tehlikesi atlatan ağaçlar keyiflendiler.

Yaşlı çınar ağacı başladı anlatmaya…

“Devrin birinde adamın bir tanesi efendim, bir bahçe yetiştirmiş”.”eee”,diye çınara doğru döndüler diğer ağaçlar.

“Gel zaman git zaman dünyanın en zengin insanı olan, aynı zamanda da dört gözlü sultan Süleyman olarak da tanınan bir padişahın gezer dolaşırken yolu düşer bahçeye.Hoşuna giden bahçeyi gezerken, kuşların konuştuklarına şahit olur.

Ağaçlar heyecanla söze girerler;”yani insan olup ta, birde kuşların dilinden demi anlıyormuş?”.

Çınar kendinden gayet emin;

”dedim ya, dört gözlü sultan Süleyman.Yani hem kuş dilini bilirmiş hem de kafasının arkasında da gözleri olduğu için arkasını da görebiliyormuş.

Efendim fazla uzatmayayım; işte tam bu bahçeden geçerken kuşların “Allah bu bahçenin sahibinden razı olsun” diye öttüklerini duymuş. Hemen adamlarına, bahçenin sahibini buldurmuş ve bahçenin ederinin çok üzerinde altın vererek bahçeyi satın almış. Ertesi günü atına atladığı gibi gururla yeni bahçesini gezmeye; kuşların dualarını almaya gitmiş. Bahçede gezerken kuşlar bu kez ”Allah bu bahçeyi eken dikenden razı olsun diye öttüklerini duyunca, eski sahibini geri çağırtıp bahçeyi adama geri vermiş.”

“Hikaye bu kadar mı?”diye garipsedi dut ağacı. Çınar; “neden, beğenmediniz mi?” dedi çınar.

Limon ağacı, çınarın anlatıklarını beğendiğini göstermek için söyle dedi:”ben de, beni yetiştiren babam geldiğinde en güzel kokularımı yayarım. Bazen fark eder bazen de kafası dalgın geçip gider. Son yıllarda ne doğru dürüst yiyecek verebildi bana nede ilaç. Meyvelerim para etmemiş. Halbuki akdenizin en güzel meyvelerini vermiştim her yıl. Kader utansın. Eğer günün birinde kuruyup gidersek kuma getirecekler Arjantin’den. Oraların limonu daha ucuz diye”.

İğde ağacı söze girip; “üzülme kardeşim. Umarım iyi olur. Yanlış anlama, geçenlerde göçmen bir kuşun ağzından duymuştum. Ama kendisini göremedim. Çınarın üzerine konmuştu. Şöyle bir şarkı söylüyordu: ne ağlarsın beni zülfü siyahım… seni böyle hüzünlü görünce birden aklıma geliverdi.

Sezen aksu adında bir kadın söylüyormuş, daha sonra ardıç kuşundan rica ettim. Sesini taklit ederek söyledi. Çok etkilendim.

İstersen ardıç kuşunu çağırayım, zaten kuşluk zamanı geliyor bizim için söylesin.

Derken ardıç kuşu; ”ne soğuk yahu, ayaklarım bile dondu. benden mi bahsediyorsunuz?

"Evet" dedi çınar.

Ne o, iti an çomağı hazırla diye mi yoksa iyi kuş lafın üzerine gelir diye mi?

Mandalina şaka yapmak için "ikisi de" dedi.

Ardıç kuşu mandalinaya dönerek, "geçen kış meyvelerinden bolca yediğim için bu sefer sana kızmıyorum."

Çınar araya girip:"ardıç kuşu, geçenlerde iğde ağacı senden bir şarkı söylemeni istemiş. Limon kardeşimizin morali bozuk. Onun için de söylesene."

"Ne oldu limon kardeş?... anladım bu yılda ürünlerin alıcı bulamayacak.of off….şu insanların işlerine akıl sır ermiyor.

Hangi şarkıydı, Sezen Aksu'dan dinlediğim mi? Çok zor ama söyleyeyim.

Bu şarkıyı söyleyen kadının sesi çok güzel, benimki ancak kötü bir taklit olacak. Köfte dudak."

Tüm yapraklar ve rüzgar “an” içinde dururken ardıç kuşu şarkısına başladı…

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım

Bu da gelir bu da geçer ağlama

Göklere erişti feryadım ahım

Bu da gelir bu da geçer ağlama


Bir gülün çevresi dikendir hardır

Bülbül gül elinden ah ile zardır

Ne de olsa kışın sonu bahardır

Bu da gelir bu da geçer ağlama


Daimiyem her can ermez bu sırra

Eyüp sabır ile gitti mısır'a

Koyun oldum ağladım ardı sıra

Bu da gelir bu da geçer ağlama

Erzincanlı ozan Daime'ye saygıyla...

not:Sayın Aşık Veysel'in doğa aşkını hep içimde hissettim.Sanıyorum o yüzden şiirin ona ait olduğunu yanlış anımsadım.Özür dilerim sizleri yanılttığım için.Sayın Serap İnce hanımefendiye çok teşekkür ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Akdenizli, Doğayı ne çok seviyorsun, nasıl da benimsemişsin. Çünkü bu yazıyı başka biri yazamaz. Bayıldım. Ellerine yüreğine sağlık. Kucak dolusu sevgiler...

Fulya 
 15.10.2006 17:18
Cevap :
birde siz yazabilirsiniz, çünkü yazılarınız çok güzel.ben sizin kadar güçlü kaleme sahip değilim.saygılarımla  16.10.2006 8:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 535
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster