Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
11528
 

''Güzel gözlü'' olmak mı yoksa ''güzel bakmak'' mı?!.

''Güzel gözlü'' olmak mı yoksa ''güzel bakmak'' mı?!.
 

Gözler…

Bir insanın farkında olarak veya olmayarak kullanabileceği en etkin silahları… Bazen sevgisini, bazen öfkesini, bazen mutluğunu veya bazen de hüznünü rahatlıkla dünyaya açabildiği iki kanatlı eşsiz pencereleri..

Yan yana oyulmuş iki mağara misali.. Öyle farklı iki mağara ki; bir bakmışsınız, karşısındakini de hiç zorlanmadan kendi karanlığa rahatlıkla çekip alabilecek denli esrarengiz, kuytu ve karanlık.. Bir bakmışsınız, içinde kaynayan lavların şiddetli ışığı ve sıcağı ile, bakanın da gözlerini kamaştıran, onu yakıp kavuran..

Bazen engin denizler ortasında sığınılabilecek güvenli bir ada..

Bazen de çöl ortasındayken sürpriz bir şekilde karşımıza çıkıp, yeşil huzuru ve güzelliği ile tüm susuzluğumuzu ve yorgunluğumuzu alıp götüren, dinlendiren bir vaha.

Bazen heybetli bir dağ misali etkileyici, ürküten ama meraklandırıp kendine çeken..

Bazen de devasa ve hırçın okyanus dalgaları gibi önüne kattığını sürükleyip parçalayan, yıkıp yok eden.

Ama gözlerin bu denli etkileyici olması şeklen güzel olmalarına ve öyle görünmelerine mi bağlı acaba?..

İlgisi yok bence. Şeklinden ziyade, o gözlerin nasıl baktığı ve bakışlarında hangi anlamları taşıdığı, hangi duyguları sakladığı önemli bana kalırsa.

Öyle gözler vardır ki, uzaktan bakınca şeklen çok güzel ve etkileyici görünse de insana, rengiyle, şekliyle, makyajıyla cezbeder gibi olsa da karşıdan, menziline girdiğiniz zaman ne kadar boş ve anlamsız baktıklarını fark edip şaşırabilirsiniz. Ve zerre kadar etkilemez karşısındakini böylesi boş bakan gözler.. İfade yoktur çünkü.. Çünkü cansızdır.. Hatta dilsizdir! Bir şeyler anlatmasını bekler ama bulamazsınız. Bir anlık bir hayranlık uyandırabilir belki ama uzun süreli etkisine alamaz asla karşısındakini. Oradan oraya savuramaz!

Ama bazen de aksine çok sıradan görünen, şeklen fazla bir özelliği olmamasına ve makyaj dahi yapılmamış olmasına rağmen öyle gözler çarpar ki uzaktan gözünüze ve sizi öylesine etkiler ki; hele de yakınına gelince etkisinden hiç kurtulamaz ve belki de kurtulmak bile istemezsiniz. Çünkü o gözlerdeki anlama yakınsınızdır artık.. Menzildesinizdir.. Vurulmaya, yara almaya açıksınızdır. O kadar içine alır sizi bu bakışlar ve sizin içinize de öylesine işler ki; bir anda tüm cephelerdeki silahlarınızın düştüğünü hisseder ve esiri olur gidersiniz adeta.. Bazen tüm gizemi ve heybetiyle keşfetmeye ve tırmanmaya çalıştığınız bir dağ olur.. Bazen sizi oradan oraya savuran hırçın dalgalara dönüşür.. Bazen de okyanuslar ortasında sığınmak isteyeceğiniz bir ada oluverir sizin için.

Tıpkı menekşe gözlü güzel yıldız Elisabeth Taylor ve buğulu bakışların sultanı Türkan Şoray’ın gözleri arasındaki fark gibi.. Renk ve şekil olarak güzel olan gözlere göre, kıyaslanamayacak bir farkı vardır bu gözlerin çünkü.

Çünkü bakmayı biliyorlardır. Çünkü dolu dolu ve güzel bakıyorlardır! Ve ta içinize kadar işliyorlardır.

Üstelik illa da renkli olması gerekmez böylesi ‘’anlamlı bakan’’ gözlerin.. Kendileri renkli olan veya dış çevreleri rengarenk boyalarla doldurulan gözlerden farklı olarak, içindeki bakışları renkli ve dopdoludur. Yeşil, mavi veya ela olmaları şart değildir yani! İşte bu yüzden gözleri renklendirmek ve güzelleştirmek için takılan lensler, gözleri güzel(miş) gibi gösterse de bakışları çirkinleştirir bana kalırsa. Gözlerdeki anlamı, canlılığı, etkiyi alır götürür. İfadeyi arkaya hapsederek boşaltır bakışların içini! Göz belirginleşir ama bakış yok olur gider!

Gözü ‘’göz’’ yapanın ve o göze can verenin içerden kopup gelen bakış olduğu detayını umursamıyorlardır belki de. Bilinmez ki!

Onlara ‘’ne kadar güzel gözlerin var’’ denmesi daha cazip geliyor ve sadece bunu önemsiyor da olabilirler pekala.

Gözlerin değil de, o gözlerdeki bakışların esiri olanlar ‘’ne kadar güzel gözlerin var’’ demezler hiç zaten!.. ‘’Ne kadar güzel bakıyorsun’’ derler.

Ve ola ki bir gün?!..

Güzel bakan gözlerin sahibine ‘’bakma bana öyle!’’ deniyorsa ve bakışlar kaçırılıyorsa.. Yere eğiliyor veya duvara, masaya, kapıya yöneltiliyorsa.. Karşısındaki gözler o anda bu etkiden saklanacak bir delik aramaya başlamışlar demektir.

Va belki de…

Belki de kendilerinin gittikçe boşalıp hafifleyen yürekleri bu dolu bakışların ağırlığı altında eziliyor olduğundan..

Kendi gözlerinde karşısındaki gözlere bakacak cesaretleri kalmadığı ve bakışları kirlenmiş olduğundan böyle hissediyor ve söylüyorlardır!?.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben bir edebiyat öğrencisiyim. Yazınız gerçekten çok güzel. Benim duygularımda tıpkı sizin satırlara döktügünüz gibi ama benim bir problemim var. Ben uzun, güzel ve hayatımı ondan önce, onunla ve ondan sonra olarak üçe bile ayırdım yani o kadar önemliydi benim için. Pek fazla uzatıcak değilim ilişkimiz bitti şimdi. Ama ben şunu fark ettim daha dogrusu başkaları fark etmemi sağladı. Yeni bayanlarla tanıştım bir müddet sonra. Bişiyleri unutmak için yeni birşeyler aradım. Ama artık kimseye hislerimi veremiyorum bakışlarım bozuldu. Dümdüz bakıyorum desem daha dogru olur ve bu karşımdakilerin bana karşı düşüncelerini çok etkilyor ama ben hiç bir kıza aşk dolu içten gözlerle bakamıyorum. Acaba ne gibi bir problem olabilir bendeki. Artık anlamsız bakıyorum hayata insanlara.

ABDULLAH GÜN 
 18.04.2008 0:11
Cevap :
Demek ki henüz o bakışları dolduracak yoğunlukta duygular verebilen(ler) değilmiş karşına çıkan(lar)... Zamanı gelecektir mutlaka ve o zaman geldiğinde sen istesen de boşaltamayacaksın bakışlarının içini ;)) Adımdan emin olduğum kadar eminim bundan arkadaşım :)) Haydi o zaman! Rastgele :))))  20.04.2008 13:19
 

Heralde gözlerle ilgili bir yazı yazmak istesem böyle bişey yazardım.Eline sağlık.

Akışına bıraksak 
 07.11.2007 18:43
Cevap :
:)))) Teşekkür ederim katılımın için.. Mutlu oldum arkadaşım. Özellikle de eski yazılarımdan birinin hâla okunduğunu görmek daha da mutlu etti. Kal sağlıcakla..  07.11.2007 21:53
 

Fulya söylemiş ya, 'bakışlar beynin yansıması' diye, aslında tam öyle değil bence. Çünkü bakışlar gerçekten kalbin aynası olsaydı; tüm aktör/aktiristlerin birbirlerine aşık olması gerekirdi. En yalancı organdır gözler; zira kullanmayı öğrendikten sonra her türlü yalanı söyletebilirsiniz. (E tabi canım, bloglarınızın 'kadrolu muhalefeti' bi 'çıkıntılık' yapmasa olmaz. Ha bu arada; annemin de selamı var. Lakin kadro doluymuş nüfus için)... :)))

Alptekin YILDIZ 
 17.10.2006 5:08
Cevap :
Muhalif yorumunun yanıtını muhatabına yani sevgiili Fulya'ya bırakıyorum. Beni de kurtarmış olacak :)) Anneciğine de selam söyle..N'apalım? Sağlık olsun..Çay içmeye uğrarız biz de :))  17.10.2006 16:09
 

Canım Leylacığım, Bazen diyorum ki; "Leyla benim aklımı okuyor." :)) Şaka bir yana, bence bakışlar beynin yansıması ve bunun içinde çok önemli. Asıl okumasını öğrenmemeiz gereken bakışlar belki de. Çünkü karşıdaki hakkında en iyi ve en doğru bilgiyi alabileceğimiz gözleri.Değil mi? Sevgiler.Ellerine, yüreğine sağlık...

Fulya 
 15.10.2006 17:05
Cevap :
:)) Farklı insanlar olduğumuzla ve farklılığımızı kabullenmekle ilgili yazdıklarını anımsarsın eminim.. Bazen farklılığının kabullenmesi büyük bir rahatlama duygusu yaşatıyor insana veya bazen de tam tersi, bizim gibi, bize yakın düşünenlerin olduğu duygusu yalnızlıktan kurtarıp, ısıtıveriyor içimizi..Güvenli bir limana sığınıyorsun misali..Ben de senin yazdıklarını okuyunca düşünüyorum bunları ve ''Ne güzel! Benden önce Fulya yazmış'' diyorum arkadaşım. Ne güzel değil mi?.. :))  15.10.2006 21:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1782
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster