Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
108
 

Ağlayan Duvar

Gazanfer ERYÜKSEL
 
Karşılaştırmalı okumalar ister edebiyat, ister tarih konusunda olsun iç ve dış dinamiklerin, var olan çelişmelerin görülerek büyük fotoğrafın okunmasını sağlayan bir yordamdır. Örtüşen ve ayrışan şeylerin çizdiği gölge, leke ve desenler…
 
İnsan-toplum-doğa üçgeninde yaşanmışlıkların, düşlerin alaşımı olan sanat ise anlamanın ve anlatmanın en eski yordamıdır.
 
Mağara duvar resimlerinden başlayarak insan, bir gün öleceğini bilen tek canlı olarak algılarını, ardılı kuşaklara bırakarak göçmüştür bu dünyadan.
 
Toplumsal yapıların oluşmasıyla egemenlerin halka gösterdikleri yanında, bakılıp da görülmeyen ve/veya üstü örtülen olguların ifadesinde sanat, yazı öncesi çağlardan başlayarak, önem ve değeri tartışılamayacak bir yordamdır. 
 
Tarih-sanat ilişkisi bağlamında tüm sanatlar bireysel ve toplumsal tarihten beslenerek kendilerini zenginleştirmişlerdir. Ancak tarih, kendi gerçekliğiyle okunması gereken bir olgular silsilesidir. Onu kendi bireysel tutku ve/veya ideolojileriyle yeniden kurgulamak isteyenler ise her dönemde kitleleri yönlendirmek ve yönetmek için çalışan egemen güçler ve işbirlikçileri olmuştur. 
 
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)
 
Tarih yazmak, yapmak kadar önem ve değerli olduğu gibi tarihten yola çıkarak yapılan sanat da o mertebede önemlidir. 
 
Tarihte bazı kırılma noktaları vardır ki onu yazanların “önce” ve “sonra” ön ekleriyle anılmışlardır. Örneğin milattan önce ve milattan sonra gibi. Burada “milat” Hz. İsa’nın doğumudur. Yani tarihi kendi ölçütleriyle ifade eden batı, Hıristiyanlığı çıkış noktası olarak kullanmış ve bunu da herkese dayatmıştır. 
Biz de tarihe bakarken bir olguyu önce ve sonra ön ekiyle kullanacağız. Sömürgecilik ve emperyalizminden önce ve sonra… Çünkü sömürgecilik ve emperyalizmin tarih sahnesine çıkışından sonra dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan toplumların kendi iç dinamikleriyle bir gelişme süreci yaşamaları olasılığı kalmamıştır. 
 
Avrupa’da tırmanma şeridinde olan kapitalizmin Amerika’yı keşif/işgal etmesiyle o coğrafyada meyve toplayıcılığı ve avcılıkla geçinen toplumlar kendi kültürlerini, yaşam özgürlüklerini yitirerek ya köle olmuşlar ya da yapılan soykırımlarla yok edilmişlerdir. Kalan azınlık ise asimile edilmiştir. Aynı durum uzak Asya’da Avrupalıların sömürgesi olan toplumlar için de geçerlidir. Afrika’daki toplumlar da tıpkı Amerika’da meyve toplayıcılığı yaşayan gibi kendi kültürlerini, inançların ve dillerini yitirerek fosilleştirilmişlerdir. Bugün güney Amerika’da iki dil konuşulur, Brezilya’da Portekizce, diğer ülkelerde kuzeydeki Meksika dâhil İspanyolca… İnanç mı dediniz? Hepsi Katolik olmuştur kaçınılmaz olarak. Çünkü o dönemde Avrupa Katolik mezhebine mensuptur, bir diğer deyişle Protestanlık henüz icat edilmemiştir. 
 
İşte tam da burada “Emperyalizm mi Siyonizm’den çıkmıştır, yoksa Siyonizm mi emperyalizmi beslemiştir?” sorusunu sinek pislemedik bir yere yazınız lütfen. 
 
Yukarıdaki ufuk turu, Azima Agalarova’nın “Ağlayan Duvar” adlı romanını okurken aklımdan geçenler. Ağlama Duvarı” bir istihbarat romanı… MİT-MOSSAD ve CIA üçgeninde gizli ilişkiler, operasyonlar, ekonomik ve siyasi anlaşmalar; Türk Mit ajanı ile Yahudi bir kadın arasında geçen büyük ve imkânsız bir aşk ekseninde anlatılıyor. "Ağlayan Duvar", sürükleyici, dili duru ve akıcı, konusu iç yakıcı, düşündürücü… Okumaya başladığınızda elinizden bırakamayacaksınız. İstihbarat ve polisiye sevenlerin ilgiyle okuyacağı bir roman.
 
Meraklısı için ek: Ağlama Duvarı üzerine birkaç söz…
Filistin denilince Müslümanlar için Mescidi Aksa akıllara gelir… Yahudiler için Süleyman Mabedi ve Ağlama Duvarı. Türkiye’de Ağlama Duvarı’nın Miraç hadisesinde önemli bir yere sahip olan Burak Duvarı’nın kendisi olduğu ise çoğunlukla pek bilinmemektedir. İsrail için Ağlama Duvarı’nın neden bu kadar önemli olduğu hususu yeterli ölçüde çalışma konusu yapılmamıştır. Süleyman Mabedi’ne ait olduğu iddia edilen Ağlama Duvarı’nın gerçekleri ortaya çıkarılmadan İsrail Hükümeti’nin Kudüs politikasındaki izlediği yöntemleri anlamak mümkün değildir. Bu konuyu inceleyen çalışmamızın; güç, iktidar ve imparatorluk simgesi olan Süleyman Mabedi’nin en önemli kalıntısı olduğu iddia edilen Ağlama Duvarı’nın İsrail’in iç ve dış politikasını belirlemedeki rolünü ve Filistin meselesine yönelik İsrail’in gizli kalmış planlarını anlamaya ışık tutacağı ümidindeyiz. 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 62
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 181
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster