Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
224
 

Ahlakın kaynağı

Ahlak, dini değerlerde diğer bütün durumlarda olduğu gibi tek kaynak olarak din esasları alınır, onun emir ve yasakları ile tavsiyeleri ahlakında kaynağı olarak kabul edilir. Dinin güzel gördüğü ve bireyin yapması gereken güzellikler ve doğru olan her şey ahlakın kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam dinin “Salih amel” olarak isimlendirdiği ve yapanların mükafat görecekleri her türlü güzel ve iyi olan iş ahlakın temelidir. Ahlakın temelinde insanların iki dünyada mutlu ve huzurlu olmaları yatmaktadır. Her yönüyle bireyin temelde kendini mutlu ve huzurlu hissetmesi ancak güzel ahlak sayesinde olmaktadır.

 

            Felsefe alanında karşımıza çıkan temel iki görüş olan ampirist ve pozitivist düşünce yapıları ahlakın kaynağı konusunda dillendirdikleri fikirleri; Hayırlı iş insanların çoğunluğunun yaptığı iştir, çoğunluğa aykırı iş görmek yanlıştır. Herkes ne yapıyorsa sen de öyle yap, işte ahlaki kural budur. Genel anlamda toplumun bir bütün olarak özümseyip savunduğu değerler bütünü olarak kabul edilen ve herkesin doğru ve güzel olarak kabul ettiği güzellikler bütünüdür. Din ise temel de herkesin iyi ve güzel gördüğünden çok Allah tarafından iyi ve güzel olarak algılanan ilkeler, temel değer olarak kabul edilen durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani toplumdan çok Hakkın doğru ve yanlış görme anlayışına değer verilmesi olarak anlaşılan ilkeler olarak kabul edilen bilgiler ve anlamlı ilkeler olarak kabul edilen Salih amel olarak isimlendirilen ve hem birey için hem de toplum için güzel olarak görülen ve yapılmasında yarar bulunan iyi davranışlardır.

            Durkheim ise çoğunluk yerine “orta bir tip” bulunmasını ve ona göre hareket edilmesini tavsiye eder. Orta tip toplumlarda normal ve dolayısıyla moral bir tipi temsil eder. Orta tipin altında veya üstünde kalan her çeşit fiil ve hareketler anormal sayılır. Toplumumuzun savunduğu orta sınıf, merkezde bulunan ve çoğunluğunun temsil ettiği sınıftır. Onların herhangi bir görüşü kabul edip savunmaları, toplumun bir bütün olarak kabulüne mazhar olacak bir durum oluşturur. Bunun içindir ki, siyasette bile merkeze yani çoğunluğa göre siyaset yapan ve toplumun büyük çoğunluğunun teveccühünü kazananları muhafazakar olarak isimlendirirler ve diğer siyasetçileri de radikaller olarak değerlendirip ve onların hep muhalefette kalmalarını sağlarlar.

            Pragmatistlerin ileri sürdükleri fikre göre iyi bir hareketin ölçüsü başarıdır. Onlara göre başarıya ulaşan her hareket hayırdır, başarı her şeyi meşru kılar. Başarı olarak isimlendirilen davranışlar veya ameller, insanları mutlu yapmaya yetecek durumlar değildir. Mutluluk ile insanların zor gördüğü ve elde edemediği davranışlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dinin ortaya koymuş olduğu bütün ahlaki ilkelerle kendini gösterir. 

            Ahlakı deney ve gözlemler üzerine dayandırmak, onu her türlü metafizik temellerden uzaklaştırmak fikri zamanımızda ilmi ahlak adı altında ortaya sürülen akımlardan biridir. Çünkü toplum içerisinde geçmişten günümüze kadar hep iyi ve güzel olan ahlaki davranışların yapılması ve devamının tecrübe ve deneyler vasıtasıyla yapılması gerektiğini dillendirmişlerdir.

            Boutroux, Ahlak ve Eğitim Meseleleri adlı kitabında şöyle der:”İlim yalnız gözlem yapar, fakat bize bir şey emretmez. Ahlak ise aksine olarak yalnız gözlemekle kalmaz, emirler de verir.” Çünkü temelde ahlaki ilkeler yapılması ve yapılmaması gerekenlerin tümüdür. Ahlaki ilkeler bilgiyle ortaya konulan bilgilerden çok yapılması gerekenlerdir.

            H.Poincare İlimlerin Değeri adlı eserinde şunlara yazar:”Ahlaksız ilim yoktur, bunun gibi tamamıyla ilmi bir ahlak da olamaz. İlim, olan bir şeyi gözlemekle yetinir, bize olayları ve onlar arasındaki ilişkileri gösterir. Fakat hiçbir zaman şöyle yap, böyle yap diye emir vermez.” Fakat ahlak bunların hepsini bireyden ister. Birey ve toplumun mutluluk ve huzuru için herkesin ahlaki olan ilkeleri hayatında uygulaması gerekmektedir.

Ahlakın ölçüsü ve kaynağı tamamıyla Kur’an’dır. Felsefi olan görüşler bir kenara bırakılırsa dini kaynaklarda güzellikler ve kötülükler hep din tarafından bizden istenilmektedir. Hz.Aişe’ye, Peygamberin ahlakını soranlara: “Onun ahlakı Kur’an”dır, mealindeki hadis, Kur’an’ın, Peygamberin yaşantısı tarafından ortaya konulduğunu ve her davranışına yansıdığı ve bunun sonucunda “güzel ahlak”ın ortaya çıktığını göstermektedir.

“Biz seni ancak güzel ahlakı ortaya koyman için gönderdik” ayeti bile ahlakın amacının ve gayesinin ne olduğunu ortaya koymaktadır. İslam Dininin en güzel ilkeleri ahlaki ilkeler olarak ortaya konulmuştur. Öyle güzel ilkelerdir ki yaşanılmış ve güzel örnek tabloların oluşturulması sağlanmıştır. Hayatı bir bütün olarak alan ilkeler insanların mutlu ve huzurlu olmalarını sağlamıştır. Kur’an’ın her ilkesi bir ahlaki ilkeyi dillendirmiştir. Geçmiş Peygamberlerin hayat hikayeleri dillendirilirken bile ahlaki ilkeler onların içerisine serpiştirilerek güzelleşmesine katkıda bulunulmuştur.

Kötülük simgesi olarak zikredilen şahsiyetler, İslam ile şereflendikten sonra örnek ahlaki davranışlar sergileyen insanlar olmuşlardır. İşte ahlakı güzelleştiren ve güzelliğini ortaya koyan Kur’an’ın ve İslam’ın temel ilkelerinin evrenselliğidir. İlahi ilkeler sayesinde insanlar iki dünya saadeti yolculuğunda mutlu ve başarılı olarak yol alıyorlar.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize emek vermiş ve ahlak konusunda kulağa hoş gelen bir blog yazmışsınız. Ancak ne var ben tatmin olmadım. Sizde biliyorsunuz ki binlerce yıldır dinler var ama onlar ne yazık ki ahlaklı bir toplumun oluşmasını mümkün kılmadıkları gibi dinler arasındaki çatışmalara da son veremediler. Veremediler çünkü dinlerin bir yaptırım gücü yok ve sonuçta "iyi güzel" olup olmamak insanın kişisel bakış açısına ve tercihine kalıyor. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 02.09.2012 14:49
Cevap :
Okuyup yorum yazdığın için teşekkürler. Dinlerin etkisinin olmayışı, yönetimde dini hükümler olmadığındandır. Din, hukuk alanında referans alınıp uygulansa belki bu tür aksaklıklar da olmaz. Bugün çevremizde nice ahlaksızlığın olmasının, insanların birbirlerine güvenmeyişi ahlakın yoksunluğundan değil mi? Yine dinin dışlandığı bir hukuk sisteminde suçlar artmıyor mu? Çünkü ne vicdanlı insanlar ne de dindar insanlar olmaktayız. Bir de sizin yazılarınızı da okumaya başladım. Başarılar. vesselam.  08.09.2012 10:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1012
Kayıt tarihi
: 17.08.12
 
 

Türkiye meselelerine duyarlı, çeşitli alanlarda yazan ve araştırmayı seven bir eğitimci...T ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster