Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
61
 

Alakasız yazı

Alakasız yazı
 

Bu yazıya ne yazacağımı bilmeden başlıyorum, daha önce birkaç yazımda olduğu gibi.
İçimde Beethoven çalıyor... derin bi’ şiddet var ama henüz çok hırslı değil gibi.

Bugün yolda giderken düşündüm de, tekrar düşünmelerimdendi, insanlar bazı hatalarını bilerek ve isteyerek mükerrer yapıyor.
Attığımız her adımın, yinelediğimiz ya da ilk kez yaptığımız her hatanın bir sebebi var bence.
Bu sadece bana ait bir düşünce değil, biliyorum. Oradan atlamayın hemen, çoğu böyle düşünüyor… bilmediğimiz bir şey söyle, diye.
Ben bunu yazmayı tercih edenlerdenim.

*
'Bugün’den bir şeyler…

Bugün çalıştığım lokasyon içerisinde farklı bir noktaya gitmem gerekti.
Bizim firmanın bir köpeği var, öğle yemeğimi kendisiyle paylaşıyorum.
Sevgi gösterilerini beni her gördüğünde yapıyor ama, elimde içi yemek dolu kağıt bardaklarla belirdiğimde daha bir içtenmiş gibi geliyor---du, bugüne kadar.
Neyse…
Bizim firma sınırlarından çıkarken kendisini selamladım. Kısa ve belli belirsiz bir kuyruk sallama ve yarım göz bakış ile karşılık verdi bana.
Yolumda ilerlemeye devam ettim ve bizim firmayı geçtim.
Arkamda çıt çıt çıt bir ses… pati sesi gibi geldi ama oralı olmadım. Çok geçmeden bi’ baktım, bizim koca bebek yanımda belirmiş. Benim yüzümü bir gülümseme aldı tabi ki… Çok mutlu olmuştum.
Sonra birlikte yürümeye başladık. Sevgi dolu kelimeler söyledim yürürken… evet, kelimeleri anlamıyordu ama ses tonumu anladığına emindim.
Biraz daha ilerledik… bir firmadaki kendinden daha kocaman köpeği gördü, kendinden geçti tabi.
Ben ilerlemeye devam ettim. Sonuçta arkadaşı onun daha çok ilgisini çekmişti doğal olarak ve zaten benim durmak gibi bir ihtimalim yoktu.
İlerlerken yine çıt çıt çıt ses ama nasıl bi’ birbiri ardınalık… bi’ döndüm, bizimki olanca hızıyla bana koşuyor. Ona uyuşuk, tembel, hareketsiz diyenlerin bu ânları görmesini o kadar çok isterdim ki…
Ben kocaman sırıttım tabi yine. Gittiğim noktaya kadar benimle geldi ve ben binanın içine geçene kadar yanımdan ayrılmadı. Mümkün olsa oraya da gelecekti de bizim firmadan biliyor, bazı sınırlar geçilemez. Akıllı bebek!
İşlerimi bitirdim ve bizim firmaya döndüm. Koca bebo bi’ gölgeye yayılmış kemik dişliyordu… öğleni iple çekiyordum. Çünkü yemek yiyecektik. Sağ olsun arkadaşlardan da yemeğini bitiremeyenler ekleme yapıyor, bu gün biraz daha fazla yiyebildi, çok sevindim.

Evet… ben böyleyim. Dost(hayvan)sever birçok insan böyle. Onun aç kalması benim gözlerimin dolmasına neden oluyor.
Evet… aç çocuklar var dünyada bir sürü, açlıktan ölen milyonlar... biliyorum ama ben etki alanıma dokunabiliyorum. Doyurabileceğim bir çocuk olsa onu da yapardım.
İnsan ya da başka bir canlı, fark etmez… derinime dokunuyor. Çoğunlukla, “n’olur bu gün yolda aç ve kötü durumda bir hayvan görmeyeyim, mendil satan bir çocukla karşılaşmayayım!” diye yalvarıyorum sokaktayken. Vicdanımı kaybetmek istiyorum çoğunlukla ama tabi ki bu hiçbir zaman içten olmuyor.
Belki de nefes alabilmemi sağlayan tek özelliğim bu ya da ruhum olduğunun farkına vardığım tek hissim bu… bilemiyorum ama çok fazla yara alıyorum gördüklerimden, tanık olduklarımdan. Öyle ki, nefesim sıkışıyor bazen… “yeter” diye çığlıklar atıyorum içimden. Dayanamıyorum, diyorum ve göğe bakıyorum biraz güç için… zor, benim gibilerin dayanması çok zor.
Ben böyle hissediyorum en azından.

Böyle güzel tatlar olunca da paylaşmak istiyorum.

Bu gün koca bebonun ruhundaki o sevgiyi hissetmek o kadar iyi geldi ki…
Sonuçta beni sevmek zorunda değil; yanı sıra, beni sevmese de ben onunla yemeğimi her koşulda paylaşacağım için, beni sevip sevmediğine dikkat etmemiştim. Ama bunu hissetmek… evet, mutlu oldum.
O yemeğini yerken onu izliyorum… birkaç kişinin dikkatini çekti bu durum, “daldın gittin…” dediler.
“Dalmadım, onu izliyorum…bu bana huzur veriyor.”, dedim.
Evet… bu huzur çok güzel. Çıkarsız ve kesintisiz… sonsuz huzur.
Ben, var olsam da olmasam da hep iyi olmasını diliyorum hep.

*
Yazıya nasıl başladım, nasıl devam ettim.
Şu anda düşüncelerim eşliğindeyim. Bir yerlerden tarzım olmayan müzikler yükseliyor. Duymak istemiyorum aslında ama ortak alan kabullenmelerine dahil bir tepkisizlik içindeyim.
Huysuzluğa, agresifliğe gerek yok… serin kalalım, lütfen!

*
Şimdi biri geldi.
İnsanın bazılarını kabullenmesi ân meselesi… bazıları için, zaman gerek.
Bazıları için ise mümkün değil.
Kimilerini gördükçe bunu çok iyi hissediyorum. Ben mimiksel his düşümlerine de sahip olduğum için çok dikkatli olmalıyım. Renksiz olamıyorum hiç. Bu çok kötü kimisine göre ama ben kendimi ve ben bu özelliğimi seviyorum.
Kabullenemediklerim lütfen fazla yaklaşmasın… bende böyle, n’apayım… ben böyleyim.
Öyle ki görmek bile bazen fazla geliyor.
Neyse… kalp kırmamak, önemli. Herkesin, dünya ve hayat için bir değeri vardır… sanırım.

Daha fazla “doğrucu Davut”luk yapamayacağım…
Çünkü, bazen, hazzettiğin bile fazlalık gelebiliyor.
Hatta, bazen, insan kendisine bile tahammül edemiyor.

*
Mesainiz bittiğinde ya da evden dışarı attığınızda kendinizi gidin bi’ kahve için ya da ne bileyim ne seviyorsanız.
Elinizde içeceğiniz yürüyün… gözlemleyin. Sadece bakmayın, GÖRÜN!

Ben işten eve dönerken sokakları, caddeleri, evleri görüyorum. Kimisinde kedi var, gülümsüyorum. Kışın kapalı ve telli camın ardından seyrediyordu sokağı minnoş; şimdi göğü, havayı soluyarak gözlemliyor. Birkaç camın önünü çiçek saksıları dizildi.
Dün fark ettim, bir evin balkonundan dışarı 3-4 kuş kafesi asılmıştı, balkon da kafes doluydu. İçinde kuşlar, pır pır.
Bir bahçede, yerleri beton, bir köpek bağlıydı. Ahşap kulübesinin uzağında, öylece oturuyordu taşın üstünde… benim içim üşüyordu. Dün yoktu, bu gün yine dikkat kesileceğim. Tüylü bedeni üşümese de ruhunun tir tir titrediğine emin(d)im… canım dost!
Sonra, yollar... devamlı çalışma var. Dar ve kalabalık. Trafik dediğimiz hengame, bu sebeplerden hiç bitmiyor. Devamlı yenileniyoruz ama bu yenilenme hiç bitmiyor. Bu gün yine yavaşlayacak ya da duracağız.

Öyle anlarda ömrümüz de durmalı, çünkü ‘yaşamadan’ geçiyor zaman.
Öylece duruyoruz… öylesine, boşa geçen zamanı izliyoruz.

*
Şu ân, hatta uzun zamandır kendimi bi’ Oğuz Atay cümlesi ya da bi’ Sabahattin Ali dizesi gibi hissediyorum.
Sanırım bu hissi uzunca bir süre taşıyacağım kendimde.
Onların kelimeleri… bilirsiniz.
Onlarla bitireceğim.

***
“… beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni …”

Oğuz Atay

~
“ …
Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı
…”

Sabahattin Ali

***

Ve… ben gider… şimdilik.



Başak GÜZEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 426
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster