Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '13

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
2687
 

Alkali beslenme sanatı(I)/ Sağlıklı bir yaşamın kılavuzu/ ''Beslenmenin diyalektiği' (39)''

Alkali beslenme sanatı(I)/ Sağlıklı bir yaşamın kılavuzu/ ''Beslenmenin diyalektiği' (39)''
 

İnsan kızı ve insanoğlu, gezegenin ve doğamızın yaradılışı üzerine, binlerce yıldır çeşitli görüşler öne sürdüler. Şimdilik de olsa, tümüyle hiçbir sav ya da görüş dünyamızdaki yaşam sisteminin oluşum ve evrimiyle ilgili  fizik ve  teori ötesinde, bilimselliği kanıtlanmış, kabul edilebilir bir cevap verememektedir!...

Şüphesiz ki, bilimin ve insanlığın daha da ilerlemesi sonucunda, yeryüzünün yeni konuklarının yaşadığı toplumlar, gelecek zamanlarda bu konuda daha net ve doğru bilgilere ulaşacaktır...

Bildiğimiz odur ki; bir toplumun üretim ilişkilerinin şekli ve üretim potansiyelı, bilgi ve eğitimin desteğinde yarattığı kültürle, o toplumun sağlıklı bir şekilde kalkınıp, ilerlemesini sağlar. Ve bu yolda, yukarı doğru sağlıklı bir vektörel grafik çizmesini!...

Sağlıklı yaşam yolunda da insan, bilgi ve görgüsünü çoğaltıp kendi dünyasında kullanabileceği yararlı bilgileri üretir. Ve bunları pratikde deneyerek, daha sağlıklı ve uzun erimli bir yaşamı yakalama şansını çoğaltacak bir grafiğe sahip olmayı da başarır.

Doğum ve ölüm şeklinde kurgulanmış bir yaşam, sürekli değişim ve dönüşüm döngüsü içinde bilinmiyen bir menzile doğru ilerliyor...Doğanın o eşsiz ve mükemmmel dengesi içinde, acaba kendimize ve ailemize karşı olan sorumluluklarımızdan biri de, kendi bedenimizi tanımak ve onu en mükemmel şekilde yönetmek değil midir?...

Bu yüzyılın bilimi, gezegenimizde hiyerarşik değil de heterarşik (heterarchy) olarak, yani; temel yapılanmaların, birçok küçük parçacığın karşılıklı etkileşim ve ortak bir antlaşma sonucunda yeni bir güç alanı olarak, bir sistem oluşturduğunu ortaya koyuyor!...

Ve onun kadar ilginç olarak, hücrelerimiz de, davranışlarında olasılık hesapları yapıp, en fazla olasılığa göre hareketlerini belirlediği artık biliniyor!... Bizlerinde bedenimiz için, bu anlamlı mesajı alıp,bilgi ve irademizi kullanarak, aynı davranışların içine girmesi gerekmiyor mu?...

Yani bizim de, doğayla uyumlu, heterarşik bir düzenlemeye giderek, akıl ve mantığımızı bilgi  ve deneyle ile daha da güçlendirip, o uzun yola devam etmesi, gerekmiyor mu?!...

Bizim devam edeceğimiz bu yolun başı, gezegende 6-7 milyon yıl öncesinde yaşayan insansılara kadar uzanır!... Ve yaklaşık 250.000 yıl öncesinden günümüze kadar yaşamını gelişerek sürdürecek kadar akıllı ve bilge olan Homo sapiens 'e...

Doğada, birbirleriyle etkileşim halinde olan varlıklar da, karşıtların birliği yasası  içersinde gelişimini sürdürürken, insanda bu kuraldan ister istemez nasibini almakta...

İnsan vücüdu da, trilyonca hücrenin bir ahenk içinde çalıştığı, evrende bilinen en ileri makinadan daha karmaşık bir sistemi  bünyesinde barındıran müthiş ve mükemmel bir makina!...Sanırım, bize düşen görevde, bu makinayı doğal çevreyle, görece  en uyumlu şekilde kullanmaya çalışmak!...

Yaşamak için bedenimize aldığımız tüm besinleri  sindirim sistemimiz metabolize ettikten sonra, bu kez hücrelerimiz yediğimiz bu besinleri soluduğumuz  oksijenle  metabolize edip (yakarak ) yaşamlarını sürdürebilecek bir enerji zinciri oluştururlar...(Tüm gıdaların, karbon, azot, hidrojen ve oksijenden oluştuğunu da unutmayalım.)  .

Tüm besinler hücrelerde oksijenle yakıldıktan (oksitlendikten) sonra, karbonik asit, ürik asit, laktik asit, yağ asidi, amonyak gibi organik asitlere dönüşür. Bu organik asitler buğdaygiller,kök bitkiler ve et ürünleri marifetiyle  gene vücuda girmiş olan  bazı inorganik asitlerle birleşerek asiditeyi daha da yükseltir ve vücudun bunları defetmesi için elzem olan alkali, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve sodyum minerallerine olan ihtiyacı da, daha çok artar!... Ayrıca besinlerin yakılması sonucu oluşan organik asitler ette, tahıllarda ve kökü yenen bitkilerde bulunan klor, fosfor ve sülfür gibi inorganik asidik minerallerle birleşerek asiditeyi artırır. Ne yazık ki bunları nötrleştirecek Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum gibi inorganik alkali mineral içeren yiyecekleri gerektiği kadar tüketmiyoruz.  
Ayrıca besinlerin yakılması sonucu oluşan organik asitler ette, tahıllarda ve kökü yenen bitkilerde bulunan klor, fosfor ve sülfür gibi inorganik asidik minerallerle birleşerek asiditeyi artırır. Ne yazık ki bunları nötrleştirecek Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum gibi inorganik alkali mineral içeren yiyecekleri gerektiği kadar tüketmiyoruz.
Ayrıca besinlerin yakılması sonucu oluşan organik asitler ette, tahıllarda ve kökü yenen bitkilerde bulunan klor, fosfor ve sülfür gibi inorganik asidik minerallerle birleşerek asiditeyi artırır. Ne yazık ki bunları nötrleştirecek Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum gibi inorganik alkali mineral içeren yiyecekleri gerektiği kadar tüketmiyoruz.  
Ayrıca besinlerin yakılması sonucu oluşan organik asitler ette, tahıllarda ve kökü yenen bitkilerde bulunan klor, fosfor ve sülfür gibi inorganik asidik minerallerle birleşerek asiditeyi artırır. Ne yazık ki bunları nötrleştirecek Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum gibi inorganik alkali mineral içeren yiyecekleri gerektiği kadar tüketmiyoruz.  
 

Hücrelerde  yanma sonrasında ortaya çıkan cüruflar yukarda da değindiğimiz gibi, asidik artık özelilkleri gösteren atıklardır ve vücudumuz bunlari terleme, idrar ve dışkı şeklinde  kendinden uzaklaştırmaya çalışır!...

Ayrıca akciğerlerimiz yoluyla  bir tür artık olan karbondioksit de sistemden dışarı salınır... 

Ancak  bilinçsizce ya da zorunluluktan  vücuda alınarak  sisteme giren asidik ağırlıklı yiyeceklerin yakımı sonrasında, vücudun tampon sistemleri  asit-alkali dengesini sağlamaya çalışsa da,  yukarıda değindiğimiz gibi, vücutta yükselen asiditeden dolayı bir miktar asidin içerde kalmasına da engel olamaz!...

Bu asitler de, gene bünyemizdeki mineraller marifetiyle asidik, bazik ve halojenik tuzlar olarak bağ dokularımız içinde (bir zaman sonra dışarı atılmak amacıyla)   zorunlu olarak biriktirilir!... Amaç  vücudun, sağlığımız için çok önemli olan pH düzeyini dengede tutmaktır!...

Eğer bu mineraller vücuda  her şekilde dışardan giremezse, vücut bu mineraleri içerden toplamaya başlar!... Kas, kemik ve diğer dokuları zayıflatmak pahasına bu işlemi gerçekleştirir!... 

Ancak aşırı asidik yiyeceklerle beslenen vücut, istenilen düzeyde bu zararlı tuzları (özellikle ürik asit kristallerini)  vücuttan kovamadığı için  üst üste biriken bu maddeler, hücrelerimizin beslenmesini engellemeye başlarlar ve dokularımıza da zarar verirler!...Bağ ve kıkırdak dokusuna yerleşen bu kristaller, eklem ve yumuşak dokularımızda ağrılı, romatizmal sorunlar olarak karşımıza çıkar!...

Zehirsel işlev görmeye başlayan bu maddeler bu kez bu ortama uyumlu virus ve mantarların ortaya çıkmasına bazı bakterilerin de oluşmasına neden olurlar!... Ve bu da çeşitli rahatsızlıkların ve giderek  tehlikeli hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar!...

İnsanın pH derecesi  pH7 değerinin altında seyretmeye başlarsa, hastalıklarla ilgili belirtiler de ortaya çıkmaya başlar!... Vücudumuz kendini onarma yeteneği  sürekli olarak pH seviyesini dengede tutmaya özen gösterir!..Bunun içinde alkali minerallere  her zaman ihtiyaç duyar...

Vücudun pH değerinin, pH7 üzerinde hafif  bazik durumda olması en ideal pozisyondur...Ve bizim sorunumuzda, ne tür sağlıklı beslenmeyle, bu pozisyonu en ideal bir şekilde koruyabileceğimizle ilgilidir!...

(devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4348
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster