Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '09

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
1050
 

Antep: Gösterişsiz güzel

Antep: Gösterişsiz güzel
 

Günlerin uzun, gecelerin serin, akşamüstlerinin insanı yumuşak aydınlığı ve cömertliğiyle sarıp sarmaladığı Haziran başladı mı bize memleket yolu görünür. Her yıl bugünlerde Antep’e gideriz; annemi bırakır dönerim. Annem evini özlemiştir; öteki çocuklarını, torunlarını, akrabalarını, kendi dilinden konuşan insanları özlemiştir. Benimki özlemekten farklı bir şeydir; içinde özlem de olan ama özlemden öte bir şey… Yakınlarımla hasret giderme imkânı, kısa bir süreliğine de olsa rutinden kurtulma sevinci, İstanbul’un yorucu temposundan uzaklaşma fırsatı, artık tek tük kalmış çocukluk arkadaşlarımı görme umudu… Her memleket yolculuğu biraz da insanın kendi geçmişine doğru çıktığı bir yolculuktur; bu yolculuğun heyecanı…

On gündür Antep’teydim. “Tatil” diye çıkıyoruz ama aslında memleket ziyareti benim açımdan pek tatil gibi geçmiyor. İlişkiler çok sıkı olmasa da geniş sayılabilecek bir akraba çevremiz var; bunların büyük çoğunluğu da Antep’te yaşıyor. Haliyle bunların içinde yıl boyunca doğanlar, ölenler, hastalananlar, evlenenler oluyor. Adettir; böyle durumlarda onların yanında olmak, sevinçlerini veya acılarını paylaşmak gerekiyor. Ancak İstanbul - Antep arası epey uzak bir mesafe, dolayısıyla hepsine zamanında yetişmek mümkün değil. İşte benim için memleket ziyareti, uzakta olduğum için katılamadığım evlilik veya doğum kutlamaları, başsağlığı veya hasta ziyaretleri gibi yıl içinde biriken sosyal sorumluluklarımı yerine getirme anlamına geliyor.

Bu defa da öyle oldu. Yeğenlerim yetişti geldi; geçen hafta onlardan birini daha evlendirdik. Düğün, başsağlığı ve hasta ziyaretleri derken on gün bir çırpıda gelip geçiverdi. Arada fırsat buldukça Antep’i dolaşmaya çalıştım ama doğrusu bunun için pek de fazla vaktim olmadı.

Nüfus, ekonomik yaşam ve kentleşme yönünden Antep son yıllarda hayli gelişti, genişledi, büyüdü. Tarihi boyunca hep kendi yağıyla kavrulan şehir, Cumhuriyet döneminde de pek devlet desteği ve yatırımı almadan kendi kendini var etti. Sadece yerli nüfusu değil çevre illerden gelen göçmen nüfus için de geçim ve yaşam alanı oldu. Antep’in becerikli ve çalışkan girişimcileri, otuz-kırk yıl öncesinin iki kişinin zor sığabildiği küçücük dükkânlarını, atölyelerini son yıllarda kocaman fabrikalara dönüştürdüler. Bu dönüşüm şehrin görüntüsüne de yansıdı. Her gidişimde şehrin biraz daha geliştiğine tanık oluyorum. Antep bir yandan modern binalar, geniş caddeler, parklar, havuzlar, müzelerle donanırken öte yandan şehrin otantik yapıları restore edilerek yeniden kullanıma açılıyor. Kale ve çevresi, tarihi camiler, hanlar, hamamlar, çarşılar elden geçirilip çevrelerindeki görüntü kirliğinden arındırılıyor.

Antep pek fotojenik bir şehir sayılmaz. Su, orman, dağ gibi doğal güzelliklerden yoksundur. Bilinen tarihi boyunca bir saltanat ya da yönetim merkezi olmadığından saray, mabet, köşk, çeşme, türbe gibi önüne geçip fotoğraf çektireceğiniz anıtsal tarihi yapısı da yoktur. Ancak her zaman canlı ve dinamik bir şehir olmuştur. Antep’in en önemli tarihi yapıları çarşı, bedesten, han, ev gibi sivil mimari ürünleridir. Ancak bu yapılar hem bakımsızlıktan yıpranıp yok olmuş hem de özellikle 1960’lı yıllardan itibaren kötü yapılaşma nedeniyle görünemez hale gelmişti. Antep bundan 20-25 yıl önce üst üste, yan yana, sıkış tepiş istiflenmiş eciş bücüş yapılarla dolu çirkin, boz bir briket deniziydi. Eski şehrin çevresini saran bu semtler hâlâ o çirkinliğiyle duruyor ama şehrin başka yerlerinde şimdi bir yandan imarlı modern semtler oluşurken bir yandan da tarihi yapıları ortaya çıkarılıyor. Yani Antep giderek daha iyi fotoğraf veren bir şehir haline geliyor.

İşte memleket ziyaretlerimde şehri bol bol gezip bu değişimi fotoğraflarla da destekleyerek anlatmak istiyorum ama zaman yetmediğinden bir türlü dolaşmaya fırsat bulamıyorum.

Tabii bir şehir tarihi yapılarından ya da fotojenik özelliğinden ibaret değildir. Onunla bir şekilde ilişkisi olanlar için bir ışığı, kokusu, rengi, dili, ruhu ve anlamı vardır. Uzaklara, yaban ellere gönderdiği çocukları için bir anayurt, bir ecdat toprağı olma özelliği vardır. Bir gün dönüp gelme ve o topraklara karışma arzusu vardır. Geçmiş, sadece taş, toprak, bina demek değildir. Geçmişin hiçbir optik aracın görüntüleyemeyeceği “yapı”ları vardır. Havaya karışmış sesler, bir tanıdık bakış, tesadüfen karşılaşılan bir dostun yüzündeki şaşkınlıkla karışık ışıltı, camilerin taş döşeli avlularındaki şadırvanların musluğundan damlayan şırıltı, bir mezarın ziyaretçisinin dokunuşunu bekleyen toprağı…

Sanırım memleket yolculuğu asıl bu görüntülenmesi imkânsız âlemlere ulaşabilmek için yapılıyor.

Antep’i bir başka yazıda daha geniş anlatabilmek umuduyla…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3627
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster