Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1554
 

“Liboş” kelimesinden zengin olan adam ve kekeme tavuklar korosu

“Liboş” kelimesinden zengin olan adam ve kekeme tavuklar korosu
 

Emin Çölaşan geçenlerde çıkan son kitabında Hürriyet gazetesinde çalışırken aldığı maaşı açıkladı. Kitapta belirttiğine göre Çölaşan, Hürriyet’ten (kendi deyimiyle) “kovulduğu” sırada 24 milyar TL (24 bin TL) maaş alıyormuş. Ayrıca, maaşına ek olarak geçmiş yıllarda toplam bir buçuk milyon dolar da prim almış. Her ne kadar bugün çok tirajlı gazetelerin bazı yöneticilerinin kazancı Çölaşan’ın aldığı paranın beş- on katını buluyorsa da Çölaşan’ın 24 milyarlık maaşı Türkiye şartlarında hayli iyi bir para; hatta “deli para”… Eğer Çölaşan maaşını hayır kurumlarına falan bağışlamıyorsa bir dolar milyoneri olması lazım. Bir ücretli “çalışan” için Türkiye gibi bir ülkede dolar milyoneri olabilmek rüya gibi bir şey! Helal olsun, güle güle harcasın, zerre kadar gözümüz yok. <ı>Serbest piyasa koşullarında ücretler, sadece işverenle çalışanı, bir de onların bağlı olduğu vergi dairesini ilgilendirir; geriye kalanlara da…

Geriye kalanlara da yutkunmak düşer.

<ı>“Serbest piyasa” lafının altını çizdim, çünkü Emin Çölaşan'ın dolar milyoneri olabilmesiyle serbest piyasa kavramı arasında tuhaf bir ilişki ve çelişki var. Bilindiği üzere, Çölaşan’ın yazarlık serüveninde “liberalizm” kavramı kilit rol oynar. "Çölaşan, geçimini liberalizm kelimesinden kazanmıştır" desek, belki iddialı bir laf olur ama pek de yanlış olmaz.

Peki nasıl?

Ekonomi politik ve liberalizm literatürüne yeni entelektüel açılımlar getirerek mi?

Yoksa Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçmesine düşünsel katkı sağlayarak mı?

Ya da ekonomik liberalizmin en temel eleştirisi olan Marksizm’i 20. Yüzyılın son çeyreğinde girdiği ideolojik bunalımdan çıkarma yönünde sunduğu katkıyla mı?

Cevabı biliyoruz: Hiçbiri!

Çölaşan geçimini sadece iki harf, bir heceden ibaret pejoratif bir ekten kazanmıştır; “–oş” ekinden… Köşe yazarlığındaki bütün kariyerini saldırdığı gazeteci-yazar-entelektüellere yönelttiği aşağılayıcı “liboş” sıfatı üzerine inşa etmiştir. İşin enteresan tarafı, onca ekmeğini yediği bu kelimenin mucidi de kendisi değildir. Bu kelimeyi bazı kaynaklar ilk defa Hasan Celal Güzel’in, bazıları da Uğur Mumcu’nun kullandığını belirtmektedirler ancak hakkını inkâr etmemek lazım, “liboş” üretimini bir endüstri haline getiren Emin Çölaşan’dır. Çölaşan, gazetecilikte adını Turgut Özal’ın özel hayat sırlarını ifşa ederek (Turgut Nereye Koşuyor?) duyurmuştur. Zamanla Turgut Özal’ın liberal ekonomi politikalarından rahatsız olan devletçi-statükocu-imtiyazlı kesimin basındaki sözcüsü haline gelmiş, özgürlükçü liberal, muhalif, solcu yazar ve entelektüellere yönelttiği saldırılarla, statükocu kesimin bir nevi karakter cinayeti tetikçisi olarak görev yapmıştır.

Bu kapsamda saldırılarında kullandığı en etkili silah da “liboş” sıfatıdır. “Liberal” kelimesinin ilk hecesinden bölünüp, sonuna Yunanca “vaftiz babası” gibi bir kökten gelen, ancak günümüz argosunda “efemine erkek” anlamında kullanılan “nonoş” sıfatının ikinci hecesi eklenerek elde edilen bu banal terkip Çölaşan’ın gelir kaynağı olmuştur. Devlet içindeki “Minik Kuşlar”ından aldığı istihbari bilgilerin üzerine eklediği birkaç cümle ve aralara serpiştirdiğ birkaç “liboş” kelimesiyle kotardığı köşe yazılarıyla dolar milyoneri haline gelmiştir. Herhalde yeryüzünde piyango talihlileri dâhil (onun için bile birkaç rakam tutturmanız gerekir), hiç kimse bu kadar az beyin sermayesiyle bu kadar çok para kazanmamıştır.

Bir kişi bir şeyleri eleştirerek hayatını kazanabilir; bunda yadırganacak bir şey yoktur. Yadırgadığımız şudur: Eleştirdiğin şeyi bilmelisin, bilmeyenlere anlatmalısın, onu hangi yönlerden hangi gerekçelerle eleştirdiğini ortaya koymalısın. Mesela, liberalizme, liberallere veya herhangi bir şeye karşı çıkarken bunun sebeplerini açıklamalısın. Bilimsel dürüstlüğün en basit ve temel kuralıdır bu… Öyle bir şey yapmış mıdır Çölaşan? Hayır! İçinde “liberal”, “liberalizm”, “liboş” falan gibi sözcükler geçen tüm yazılarını okuyun, bir tane doğru dürüst liberalizm tanımı ve eleştirisi göremezsiniz. Zaten öyle bir şey yapmaya kalksa kendi varlığını inkâr etmek durumunda kalacaktır. Çünkü onun gibi kişilerin yıllar boyunca el üstünde tutulup böylesi paralar kazanması ancak liberal yaklaşımın bir yansıması olan serbest piyasa ekonomisi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Sadece o değil, Türk basınında geçimini liberallere, liberalizme küfür ederek sağlayanların tümü varlıklarını bizatihi liberalizmin kendisine borçludur. Ama sayesinde kolay para kazandıkları, türlü çeşitli ayrıcalıkla beleşten geçinip gittikleri ekonomik anlayışın düşünsel kökenlerine ilişkin bir tek kaynak incelemeden mütemadiyen hayali bir “liboş”lar kesimine sövüp dururlar. Liberal piyasa ekonomisi sayesinde hem gazete patronları iyi kazançlar elde etmekte hem de Çölaşan gibilere o yüksek maaşları verebilmektedirler. Bu gerçeği çok iyi bildikleri halde işin bu yönüne hiç değinmezler. Çünkü işlerine gelmez. Çünkü eleştirileri aslında liberal ekonomi sistemine ve sistemden zengin olan kesimlere yönelik değildir. Asıl hedef her türlü siyasal özgürlükçü düşüncedir.

Geçimini liberallere küfür ederek sağlayan Çölaşan ve benzerlerinin hedeflerindeki kişilere bir bakın; içlerinde liberal piyasa ekonomisinden zengin olan bir tane holding patronu yoktur. Hedefteki kişiler genellikle Türkiye’nin Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, laiklik, demokratikleşme, insan hakları gibi kangrenleşmiş sorunlarında resmi devlet politikalarından farklı düşünen, daha özgürlükçü bir tavır sergileyen kişilerdir. Bu kişiler gün olur Mehmet Barlas olur, gün olur Altan ailesi, gün olur Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Murat Belge, Hasan Cemal ya da bir başkası…

Bu liberalizmden geçinip liberallere küfretme işi Çölaşan’ın açtığı yoldan şimdilerde Türkiye’de bir endüstri haline gelmiştir. Bugün Çölaşan tilmizi sayısız kekeme tavuk, gazetelerde, internet sitelerinde, üniversite kantinlerinde, hakkında hiçbir şey bilmedikleri liberalizme ve liberallere küfrederek dolaşmaktadır. “Kekeme tavuk” diyorum, çünkü gıdaklama engelli olmayan tavuklar hiç değilse kendi dillerinde “gıt gıt gıdaak” gibi birkaç heceli ses dizileri çıkarabilmektedirler; oysa akıl, mantık ve bilgi fukarası “anti-liboş kekeme tavuklar korosu”nun repertuarı bir tek sesle sınırlıdır: -OŞ! –OŞ! –OŞ!

Bu konuya devam edeceğim.

Yolunu kendisi bulabilen sevimli bir sıpanın muhakeme yeteneğinin onda birine, ufak tefek alet kullanabilen bir karganın bilgi birikiminin yarısına dahi sahip olmadan ona buna saldıran bu koronun düşünsel sefaletini sergilemek için bir bölüm daha yazıp liberalizm kavramını en temel yanlarıyla anlatmaya çalışacağım. Liberalizmin savunucusu olduğum için değil, sırf kamuyu bilgilendirme aşkına!

Sözüm Çölaşan’a değil, bu kekeme tavuklar korosuna... Adam işini bilmiş dünyalığını tutmuş, onu ancak tebrik edebilirim.

.....

Görsel: http://arastiralim.net/wp-content/uploads/2006/09/emin.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3588
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster