Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
257
 

Antiemperyalist mücadelede ikili cephe

Antiemperyalist mücadelede ikili cephe
 

Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başıo gibi uzanan bu memleket bizim


Esasen bütün vatan savunması hareketlerinde, antiemperyalist kurtuluş savaşlarında milli güçler iki cephede savaşmak zorunda kalırlar. Hem dış güçlere karşı savaş vardır vatan savunmasında, hem de emperyalist dış güçlerin işbirlikçisi yerli güçlere, bizde Haçlı gericiliğe karşı… Dolayısıyla ülkede ikili bir iktidar söz konusu olacaktır. Kemalist önderlik Kurtuluş Savaşı’nda hem emperyalist işgalci güçlerle mücadele etmiştir, hem de yerli emperyalist işbirlikçisi feodal Padişah ve hükümetleriyle, onların Anadolu’ya uzanan kollarıyla, isyanlarla…

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı stratejisinin önemli ayaklarından biri olarak uygulamaya koyduğu ve vatan savunmasının iç cepheye yönelik mücadelelerinden birini oluşturan işbirlikçi hükümeti tecrit etme politikasıdır. Mustafa Kemal’i en çok uğraştıran ve boynundaki idam fermanıyla onu verenlere karşı müthiş bir mücadele vermiştir. Emperyalist işbirlikçisi padişah hükümetlerini yalnızlaştırmak, ülkede İstanbul hükümetlerinin ipliğini pazara çıkarmak, halk arasındaki itibarını yok etmek Kurtuluş Savaşı önderliğinin en önemli çalışmalarından birini oluşturmuştur.

İstanbul hükümetlerini tecrit ve yalnızlaştırma politikasının şiddeti onların emperyalist işbirlikçiliklerinin oranına göre değişmiştir. Örneğin Ali Rıza ve Tevfik Paşa hükümetlerine karşı değişik tarzda mücadele edilmiş, Damat Ferit’e karşı başka tarzda… Sivas Kongresi’ni müteakiben en işbirlikçi, adeta emperyalizmin yerli kuvveti haline gelmiş durumdaki siyasal iktidar olarak Damat Ferit hükümetine en şiddetli mücadeleler yöneltilmiş; İstanbul hükümeti ile Anadolu’nun ilişkisi tamamen kesilince hükümet düşmüştür.

İşbirlikçi Padişah hükümetlerini tecrit politikalarının bir başka boyutu da, devrimci iktidar odağını oluşturmaktı. Seçimlerin yapılmasını sağlamak, Mebusan Meclisinde Müdafayı Hukukçuların tulum çıkarmaları, Mustafa Kemal’in beklediği ve öngördüğü gibi işgalci emperyalistlerin Meclisi basıp dağıtarak yakalayabildikleri yurtsever milletvekillerini Malta’ya sürmeleri, Mustafa Kemal’in vakit yitirmeden Anadolu’da yeni seçim yapması, Anadolu’da TBMM’ni açması tamamen devrimci iktidar odağının ve seçeneğinin inşasına yönelik sürecin kilometre taşlarıdır.

Görüldüğü gibi, önce kuruluş gerçekleşmiştir. Devrimci örgütlerin kuruluşunu gerçekleştiremeseydi Mustafa Kemal, kurtuluşu sağlayabilir miydi? Bir kısım tarihçilerin ve çevrelerin kuruluşu kurtuluştan sonraya almaları bence büyük yanılgıdır. Mustafa Kemal önce devrimci devletin inşasını gerçekleştirmiş, TBMM’ni açmış; sonra onun ordularını kurmuş ve mücadelesini vermiştir. Yani kurtuluşu gerçekleştirmiştir.

Belirleyici önemde olan bir başka Milli Mücadele stratejisi, İstanbul hükümetlerine karşı tutumun bir boyutu olarak, emperyalist işbirlikçisi örgütlere ve iç isyanlara karşı şiddetli bir mücadele açmaktır. Bu süreçte hoşgörü göstermek, ılımlılaşmak olanaksızdır. En sert mücadele araçlarıyla bu unsurlar bertaraf edilmelidir. Bu bağlamda işbirlikçi Türk örgütlerinin başta geleni İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Kürt örgütlerinin başta geleni ise Kürt Teali Cemiyetiydi.

Türk Kurtuluş Savaşı’nı incelememiş olanlar, inceleyip kavramamış olanlar arasında onu bir Türk-Yunan savaşına indirgeyenlerin yanında Kürt kitlelerini İngiliz emperyalistlerinin safında işbirlikçi ihanet şebekelerinden sayanlar da vardır. Bunların dayandıkları nokta, Kürt Teali Cemiyeti ve Başkanı Şeyh Abdülkadir gibi bazı Kürt örgüt ve şahsiyetlerinin İngilizci olmalarıdır.

Peki, Türk örgüt ve şahsiyetleri nereye koyacağız?

İngiliz Muhipleri cemiyeti’ni, Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni, örneğin Damat Ferit, Ali Kemal Bey, Vahideddin gibi irili ufaklı Türk şahsiyetlerin ihanetini tarihin neresine yerleştireceğiz? Buna rağmen Türklerin direndiğini yazar tarih.

Tarihsel olaylarda ve süreçlerde işin esasına bakmak gerekir. Yani süreçte hâkim ve esas eğilim ve renk olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer esas eğilim olmamışsa esası belirleyen taraf olamaz. Birkaç örgüt ve birkaç şahsiyet İngilizci olmuş diye Kürt halk kitlelerinin Kurtuluş Savaşı’ndaki asli rollerine kara çalınamaz.

Tarihin ilk milli kurtuluş savaşı olan ve Mazlum Milletlere meşale ve örnek olmuş olan Türk Kurtuluş Savaşı’nın temel mevzilenmesi emperyalizmle Türkiye halkı arasındaki saflaşmada ifadesini bulur. Yani temel çelişki emperyalizm ile Türkiye halkı arasındadır.

Bu denklemi somutlaştıracak olursak, bir yanda başta İngilizler olmak üzere ABD dâhil İtilaf emperyalistleri, emperyalistlerin Türkiye üzerine birer koçbaşı gibi sürdüğü Ermeni güçleri ve Yunan orduları, emperyalist işbirlikçisi ve emperyalizmin Türkiye içindeki ihanet kuvveti haline gelmiş feodal sultan ve hükümetleriyle emperyalist güdümlü Kürt ve Türk örgütleri ve partileri vardır.

Diğer yandaysa Türkiye halkı vardır; Kürt ve Türk halk kitlelerinden oluşan… Müdafayı Hukuk gibi devrimci örgütler, Sovyetler ile Mazlum Dünyanın milletleri Türkiye’nin arkasındadır. Türkiye sırtını Asya kayasına dayamış, Kongrelerde ifadesini bulan Doğu direniş cephesiyle Batıya doğru dalga dalga ilerleyecektir.

İşte bu koşullarda Kurtuluş Savaşı esasen Kürtlerle Türklerin ortak mücadelesine dayanır. Eğer böyle olmasaydı Mustafa Kemal öncelikle Samsun’a mı çıkardı? Doğu vilayetleri halkı eğer emperyalistlerle işbirliği yaptığı tezi doğru olsaydı Mustafa Kemal Erzurum ve Sivas Kongrelerinde başarılı mı olabilirdi?

16 Haziran 1919 tarihinde, Karabekir Paşa’ya gönderdiği resmi bir yazıdan da anlaşılacağı gibi, Doğu illeri halkının, emperyalist destekli Ermeni tehdidinin baskısıyla da olsa, mücadelenin gerekliliğini gördüğünü saptamasaydı Mustafa Kemal, ilk çıkış olarak Doğuda bir direniş merkezi oluşturmayı planlayabilir miydi? Mustafa Kemal’deki iyimserlik ve Samsun cesaret ve tercihi, özünde nesnel koşulların somut tahliline ve bilimselliğe dayan-maktadır. Cesaret de oradan gelmektedir, haklılık da…

Ermeni istilası tehdidini işleyerek “Kürtlerin şerbetlendiği” (Kazım Karabekir) Doğu’da askeri bir direniş üssü yaratmak ve oradan dalga dalga yurda yayılarak kurtuluşa ulaşmak temel stratejiydi. Nitekim öyle de olmuştur. Kongreler süreciyle, ilkin yurttaki milli bilincin uyandırılması zeminde milli birliğin sağlanması sonucu Temsil Kurulu adıyla ilk siyasal iktidar aracını inşa edecek, oradan Ankara’ya yürüyecektir. Sonraki malum süreçte Ankara’da siyasal kuruluşu gerçekleştirecek ve Birinci Meclis gibi bir iktidarla Kurtuluş Savaşı’nı başaracaktır.

Aslında Kemalist önderliğin, Kurtuluş Savaşı’nı, Kürt ve Türk kitlelerinin birbiriyle iç içe geçtiği ve harmanlandığı Erzurum-Sivas yöresinden başlatması, hem Ermeni hem de İzmir işgalinden önemli ve önceliklidir. Doğu’da bir direniş merkezi inşa çabalarının belirleyiciliğini ve nesnelliğini, bilimselliğini ve gerçekçiliğini emperyalist merkezler de saptamışlardır. Fransızların bu konudaki saptaması, “Kemalist kurmayın, Kürdistan sorununa Ermenistan ve İzmir’in işgalinden daha fazla önem verdiği” yönündedir. (30 Ekim 1920) (Fransız Dışişleri Bakanlığı arşivi, E-Levant La Turqie, vol.187, s.181’den aktaran Hasan Yıldız, XX. Yüzyıl, s. 63- D. Perinçek, Kemalist Devrim–4 Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası, s. 132–133)

KONGRELER SÜRECİ VE MİLLİ İKTİDARIN YARATILMASI

Kapitalizmin son aşaması olan “tek dişi kalmış canavar”lık döneminin en önemli özelliği vatan savunması koşullarının oluşmasıyla bütün devrimlerin bu koşullardan doğmasıdır. Yani emperyalizm ve milli kurtuluş savaşları döneminin belirleyici özelliği milli devrimlerin başlamasıdır. Tüm 20. yüzyıl, Türk Milli Mücadelesi’nden tutun da Vietnam Kurtuluş Savaşı’na kadar bütün devrimlerin vatan savaşlarının potasından çıkmasının tarihidir.

Ve bütün milli devrimler antiemperyalist savaş olmalarının yanında aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak birer iç savaştırlar, yani ikili iktidarlar dönemidir. Bu süreç emperyalist işbirlikçisi mevcut hükümetlere karşı isyanın zorunluluğundan kaynaklanan kaçınılmaz bir durumdur. Hatta bu, Milli Mücadelede temel görevlerden biridir. Mustafa Kemal, Bu durumu, Söylev-I, sayfa 20’de, “Osmanlı hükümetine, padişahına ve müsliminin halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lazım geliyordu.” şeklinde ifade eder.

Orduyu ve milleti emperyalist işbirlikçisi İstanbul hükümetine ve feodal sultana isyan ettirmeden ve bunun iktidar araçlarını örgütlemeden Milli Mücadele yapılamazdı hiç kuşkusuz. Bu hamle ise bir iç savaş demekti. Kemalist önderlik milli devrime başlayınca İstanbul’da onu Anadolu’da dayanaksız bırakmak, susuz kalmış bir balık haline getirmek için isyanlar körüklemiştir, heybeler dolusu çil çil İngiliz altınları saçarak.

Kemalist önderlik, doğudaki direniş ve dayanak merkezini yönetecek siyasal bir örgüt peşine de düşer. Devrimi siyasal partiler yapacağı kuralına binaen öncelikle buna önem verir.

Milli Mücadelede Anadolu’da siyasal bir örgütlenmeye yönelik, bir hükümet inşa etmeye yönelik ilk girişim, Erzurum Kongresi’dir. Bu kongre, adını Doğu Anadolu Müdafayı Hukuk Cemiyeti şeklinde değiştiren Şark Vilayetleri Müdafayı Hukuk Cemiyeti Kongresi’dir. Kongre Nizamnamesi’nin 4. maddesinde bu siyasal örgüt işini çözüme kavuşturmuştur. Bu maddede Osmanlı hükümetinin Doğu’yu terk etmesi ve ihmal etmesi durumunda Doğu Anadolu’da bir “geçici idare” kurulması kabul edilmiştir. Bu bir hükümetin göstergesidir, Temsil Kurulu’nun işaretidir. Ancak bundan önce de bir hükümet ihtiyacı fikrinin ilk ortaya çıktığı yer 18–22 Haziran 1919 tarihleri arasında Amasya Gizli Komutanlar toplantısıdır. Bu toplantı, Mustafa Kemal’e İstanbul’un geri gelme baskısı yaptığı koşullarda yapılmıştır. Bir bakıma İstanbul’un baskısı buna neden olmuştur. Anadolu’daki direniş hareketinin bir an önce “kişisel” bir hareket olmaktan kurtarılması, “bütün milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir heyet” adına olmasının sağlanması zorunluluğu dayatmıştı. (Nutuk/I-s. 40) İşte bu ihtiyaçtan Mustafa Kemal komutanları toplantıya çağırmıştır. Orada milli direniş konusunda hemfikir olunduğu halde milli yönetim ya da hükümet konusunda görüş ayrılıkları ortaya çıkmakla birlikte gene de gizli karar olarak, “gerekirse” ibaresiyle milli bir yönetimin kurulabileceği ifade edilmiştir. Ancak bu Komutanlar Toplantısı’nın kararlarının kamuoyuna açıklandığı 21–22 Haziran Amasya Genelge’nde ilan edilmemiştir.

Böylece ok yaydan çıkmıştır. Artık iki taraf da kozlarını, nesnel ve tarihsel koşullarda ve güçler mevzilenmesi zemininde oynayacaktır. Mustafa Kemal bir avuçtur, zaman zaman tek başınadır. Ama çizgisi doğrudur. Haklı ve doğru çizgisi onu, lehte olan somut durumun somut koşullarında başarıdan başarıya koşturacaktır. İşte başlangıçtaki tek kişilik gücün giderek millete dönüşmesi eğilimi, milletleşmesi, halklaşması eğilimindeki diyalektik öz budur. Mustafa Kemal’deki cesaret, iyimserlik ve haklılık kuru ve boş bir öğünme değildir. Somut durum tahliline dayanan bilimsel özü bulunan bir durumdur. Mustafa Kemal yaptığı ülke ve dünya koşulları tahlilinde Türk Milli Mücadelesi için başarı umudunun olduğunu saptamıştır.

Gizli Komutanlar Toplantısı’nda kararsız kalınsa da, koşulların ve yaşamın dayattığı ve Erzurum Kongresi’nin seçtiği Heyeti Temsiliye (Temsil Kurulu), fiili bir durum yaratmış ve Milli Mücadele’nin hükümeti olarak işlev görmüştür. Bu filli durumu Sivas Kongresi olağanlaştırmış ve hukuki zeminini oluşturmuştur. Sivas Kongresi’nin milliliği yani ülke çapında olması yeni iktidar organının genelleşmesini sağlamış, milletin en geniş kesimlerinin önderliğine sıçramasıyla da filli durumunu meşrulaştırmıştır. Müdafayı Hukuk örgütlerinin birliği ve merkezi bir yönetime kavuşturulmasıyla, büyük bir milli, tarihsel lütufla Batı yörelerinin delegelerinin Milli Kongre’ye hâkim olan Doğu ağırlığına tabi olma alçakgönüllülükleriyle, “sözkonusu vatansa gerisi detaydır” anlayışlarıyla (Mustafa Kemal, Kemalist Devrim–4/ s. 134) Milli Mücadele’nin ilk direniş üssü inşa edilmiş, hükümet gibi davranacak olan Heyeti Temsiliye kurulmuş, Anadolu’nun merkezine doğru ilerleme-ye hazırlanmıştı.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Doğu’da bir dayanak noktası, bir direniş üssü kurulması Anadolu ihtilali’nin ilk safhasının merkezi görevi, görevler zincirinin temel halkasıdır. Bu görev o aşamada İzmir’in işgali sorunundan bile öndedir ve belirleyicidir. Mustafa Kemal, bu görevi yerine getirmek ve yerlileşmek için “Doğululaşmış”tır. Erzurum nüfusuna kaydolmuş, Kongrelerde Erzurum delegeliği yapmış, hatta daha sonraları Meclisi Mebusan’a Erzurum milletvekili seçilmiştir ama katılmamıştır.

Sivas Kongresi’nden sonra Mebusan Meclisi’nin seçimleri yapılarak – Mustafa Kemal’in bütün karşı ısrarlarına rağmen -İstanbul’da toplanması ve 16 Mart 1919 tarihinde İstanbul’un işgaliyle sonuçlanan Mustafa Kemal “kerameti”nin gerçekleşmesiyle Meclis’in dağıtılmasının ardından Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya taşınmasının zamanının geldiği anlaşılmıştır. Karabekir başta olmak üzere heyeti Temsiliye’nin Sivas’ın batısına geçmesine muhalif olanlara Mustafa Kemal şöyle diyecektir:

“Yönetme sorumluluğu taşıyanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, mümkün olduğu kadar yakın bulunurlar. Yeter ki bu yaklaşma, genel durumu gözden uzak bırakacak derecede olmasın. Ankara bu şartların toplandığı bir noktaydı. Herhalde cephelerle uğraşacağız diye, Balıkesir’e, Nazilli’ye veya Karahisar’a (Afyon’a) gitmiyorduk. Fakat cephelere ve İstanbul’a demiryoluyla bağlı ve genel durumu idare açısından Sivas’tan asla farkı olmayan Ankara’ya gelecektir.” (Nutuk/ I- s. 446/ Aktaran D. Perinçek, Kemalist Devrim–4, s. 135)

Doğu, Ankara’ya kadar bir “dayanak noktası”ydı, askeri bir üstü. Bir devrim çekirdeğiydi. Şimdi “sağlam bir cephe gerisi işlevi”ne geçmişti. Ayrıca Polatlı’ya dayanan düşmanın top seslerinin Ankara’dan duyulmaya başlamasıyla birlikte Doğu’ya çekilme planlarını da unutmamak gerekir. Daha olumsuz koşulları da düşünen Mustafa kemal’in Diyap Ağa’ya Dersim dağlarında gerilla savaşı koşullarının olup olmadığını sorması da bu bağlamda ele alınılmalıdır.

Mustafa Kemal, Kongreler sürecinde ve Heyeti Temsiliye ile kişisel bir dava olmaktan çıkararak milletleştirdiği Milli Mücadele sürecinin Ankara aşamasında, hem can alıcı ve belirleyici cephe olan Batı cephesinin kıyılarına gelmiştir; hem de başlangıçtaki direniş noktası- dayanak üssü olan Doğu sağlam ve güvenilir bir cephe gerisi durumuna dönüştüğü gibi, Sovyetlerle ilişki kurulmuş, Fransızlarla Ankara antlaşması imzalanarak birkaç cephede savaş zorunluluğu gibi askeri bağlamda temel bir açmazdan da kurtulmuştur. Bütün güçleri Batı cephesine yığmış, Sakarya’ya doğru koşar adım ilerlemektedir.

TEK VATAN, TEK DEVLET, TEK BAYRAK

SLOGANI BAĞLAMINDA ORTAK ÖRGÜTLENMENİN BELİRLEYİCİLİĞİ

Kurtuluş Savaşı’nın anayasal değerdeki önemli ve belirleyici denklemlerinden biri ortak örgütlenmenin tarihsel zorunluluğudur.

Bu bağlamda Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler arasında iki akım görülmüştür.

Örgütlenme modellerinden biri, İngiliz emperyalistlerinden ve yerli işbirlikçilerinden medet uman zayıf akımdır. Bu akım İngilizlerle ve işbirlikçi hükümetle uyum içinde ya bağımsız bir Kürdistan ya da Özerk bir Kürdistan peşinde koşan Kürt akımıdır.

Bu akım ayrı örgütlerde örgütlenmeye gitmiştir. Bilinen en ünlü örgütü de Kürdistan Teali cemiyeti’dir.

İkinci örgütlenme modeli Kürtler arasında en yaygın kitle desteğine sahip olanıdır. Bunlar Türklerle ortak örgütlenmenin belirleyiciliğini ve önemini kavrayan büyük çoğunluğun akımıdır. Bu akım Türklerle birlikte Müdafayı Hukuk’larda örgütlenmişlerdir. Heyeti Temsiliye’de görev almışlardır ve onun önderliğinde hareket etmişlerdir. Anadolu’da tek kurtuluşun Anadolu’daki tüm halkların birliğinden geçtiğini anlayan, emperyalist saldırının ancak bu şekilde altedilebileceğini kavrayan devrimci tutumun sesidir bu akım. Milli birleşik cepheden başka bir politikanın kurtuluşu sağlayamayacağı anlayışının hâkim olması tarihin o anki aşamasında Anadolu insanının tarihsel talihidir aslında. “Uzak Asya’dan dörtnala gelip Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” ve etnolojik yapısı itibariyle bir kavimler kapısı olan Anadolu yurtseverliğinin özünde de bu anlayış vardır. Kavimlerin harmanlandığı Orta Asya ve Anadolu’da tutunmuş ve büyük imparatorluklarla büyük devletler inşa etmiş, bu nedenle farklı etnik kökenden insanları bir arada yaşatma kültürü mimarı olan Türklerin yaratmış olduğu bu kültür bugün de bize ışık tutmaktadır ve anayasal değerdedir, yolgösterici –mürşit- değerdedir. ABD ve AB emperyalistlerinin dört koldan kuşattığı Türkiye’de bugün bu ilkelerin can alıcı ve belirleyici önemi bulunmaktadır. Kürtler arasındaki ayrılıkçı ve etnik milliyetçi akımlar, PKK ve Barzanicilik hareketlerinin tarihsel kökleri yoktur ya da başka bir şekilde söylersek, Anadolu’daki tarihsel geleneğe ve ana damara ters düşmektedir. Bu nedenle başarı şansları yoktur. Kaderlerini birleştirdikleri ABD ile sonları hüsranla noktalanacaktır.

www.fatihozcan.org (Tarih Bilinci)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 487
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster