Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
54
 

Arabî'den Bugüne Ayna Metaforu

“Bir şeyin kendini kendisi vasıtasıyla görmesi, ayna gibi başka bir şeyde görmesine benzemez.” İbnü’l Arabî  

Metaforlar, metafizik âlemle ilgili hakikatleri ifade etmek için kullanılan simge, mecaz ve sözcüklerdir. Bu  metaforlar kullanıldıkları gerçekliklerle özel bir ilişkiye sahiptir.

Aynanın ışığı, canlı cansız tüm varlıkların görüntülerini yansıtması şeklindeki temel fiziksel özelliği ise, onun en ilkel dinlerden üç semavi dine kadar tüm zamanlarda din, edebiyat, mitoloji alanında çok kullanılan bir metafor olmasına yol açmıştır. Bu yüzden tüm düşünce sistemlerinde metafizik gerçeklikler genelde ayna metaforu kullanılarak açıklanır. “Ayna manevi tefekkürün en dolaysız simgesidir. Çünkü öznenin ve nesnenin birliğini temsil eder.”(T.Burckhard)

Ayna  genelde Müslüman’ın, özelde sufînin kalbini simgeleyen metaforken, imam Gazzali  ile birlikte, sufînin yaratıcısıyla yaşadığı mistik birlik –Vahdet-  halini ifade etmeye başlar. Gazzali , mistik birlik halinde yaşanan tecrübenin tam bir birlik değil de ona benzeyen bir durum olduğunu anlatabilmek için ayna metaforunu kullanmıştır.

İslam tasavvuf ve fikir geleneğinde Şeyh-i Ekber lakabı ile bilinen Muhyiddin Arabî, Gazzali’den miras kalan bu düşünceyi geliştirerek Tanrı-Âlem ilişkisinde, hakikat ve suret arasındaki ilgiyi en çok ayna metaforuyla ifade ederken, aynayı  Tanrı-insan özdeşliğini değil; Tanrı’yla insan arasında aynı anda var olan özdeşlik/ ayniyet ve başkalık/ gayriyet ilişkisini göstermek amacıyla kullanır. 

Tasavvufta insan ve âlem Tanrı’nın aynası olarak düşünülmüştür. Kalbimiz bir aynadır. Tanrı’nın tecelli yeridir.  Muhyittin Arabî, Fusûsul’u Hikem’de , Hak’kın  yaratılmışlar için ve yaratılmışların Hak için bir ayna konumunda olduğunu belirtir. Hak’kın kula ayna oluşu kulun yeteneği ölçüsündedir. İlahi tecelli, kulun yeteneğinin görüntüsüne ayna olur. Ancak kul, kendi görüntüsünü O’nun varlığı içinde gördüğünü bilir. Hak’kın aynasında O’nu görürken aslında kendisini görür.

Mevlana, Mesnevi’sinde ve Divan-ı Kebir’de ayna metaforunu sıkça kullanır. Gönül kavramına ilişkin metaforlar arasında aynaya özel bir yer verir. Bu bağlamda,  aynayı istenen ve ulaşılması gereken bir bilinç halini tanımlamak için kullanır.  Çağrışımlar ve yan anlamlar açısından zengin olan ayna, gerçeği yansıtabilmesi için cilalanması gerektiğinden, büyük çaba ve irade ile temizlenen gönlü simgeler.

Divan Edebiyatında Ayna, tasavvuftaki anlamıyla  genelde mutasarrıf şairler –Nesimî, Usulî, Şeyh Gâlip- tarafından kullanılan bir metafor olsa da Bâki ve Nâbi gibi şairlerin  beyitlerinde de rastlamak mümkündür.  Bakî, devrin padişahını methederken özelde padişahı, genelde insanı Allah’ın  cemalinin göründüğü ayna olarak gösterir. Nâbi ise  buna nakış-nakkaş ilgi düşümü ile farklı bir yorum getirir. İnsan, nakkaş olan Allah’ın nakşedip süslediği müstesna bir nakıştır ve nakkaşını gösterir.

Ayna, sufi olmayan diğer Divan şairlerince parlaklık ve aydınlık yönüyle sevgilinin yüzü, gerdanı, sinesi için kullanılır.

Divan şiirinin son büyük temsilcisi Şeyh Gâlip Divan’ında ayna, birçok yerde hayret sözcüğü ve hayranlık kavramı ile birlikte geçer. Allah’ın cemali karşısında ruhların düştüğü hayranlık haline üstü kapalı olarak vurgu yapılır. Hayret ise beğeni anlamında kullanılır. Diğer bir anlamı ise gönülde aşk coşkusunun atmasıdır. Divan’ındaki gazellerinde , terci-i bent ve terkib-i bentlerinde yüz kadar “âyine” kelimesinin geçtiği görülür.

Tasavvuf ile diğer dini ve mistik öğretilerin literatüründe oldukça yaygın olan ayna metaforu  Cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatında yalnızlığı, geçmiş zamanı, ölümü, kainatı, kadını, sırları işaret eder. Bu dönemde aynayı simgesel olarak kullanan yazarlar arasında A.H.Tanpınar öncelikle öne çıkar. Şiirlerinde ayna, hafızayı harekete geçiren görüntüler oluşturan sembolik bir nesnedir. Hafıza devreye girdiğinde geçmiş gözler önüne serilir. Bir anlamda mazidir ayna. Bir başka açıdan bakıldığında ayna, gerçeği daha iyi ve derinlikli yansıtması nedeniyle özellikle kadınların daha şiirsel ve kusursuz görünmelerini sağlar: “Derin sularında bu ayna her an / Senden bir parıltı aksettirerek / Kâh çıplak bir omuz sessiz düşecek / Eriyen bir kuğu beyazlığından…”

 N.F.Kısakürek için ayna hem sırdır, hem de ona yansıyan her şeyi kaydeden bir hafıza. Bazen de esrarını içinde saklayan bir başka dünya: “Ellerim bir kanat gibi titrekti / Tutmasam gözümden yaş inecekti/ Bir his beni alıp aynaya çekti/ Ondaydı gecenin esrarı güya.”

A.Muhip Dıranas’ta ayna, yalnızlıkla, kayıplarla, ölümle ve geçmişle yüzleşme aracıdır: “Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda / Kaybolan gençliğimi aradım aynalarda  (…)

Sırları dökülüyor baktığı aynaların/ Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın…”

Şiirleri kadar, roman ve öykülerinde de aynadan vazgeçmez Tanpınar. Özellikle ayna-kadın ilişkisi romanlarına  başka türlü anlam kazandırır: “Bu ev o kadar tenha ve kendilerinin idi ki, bütün aynalar Nuran’ın çıplaklığıyla Mümtaz gibi çıldırmışlardı.” (Huzur)

Ayna bazen içinde yaşanan bir kainattır: “Bir yığın aynadan bir kainat içinde yaşıyor ve hepsinde kendisinin bir başka çehresi olan Nuran’ı görüyordu.” (Huzur)

Bazen de bir haz nesnesi olur. Mahur Beste’ de Behçet Bey için bir haz nesnesidir ayna. Kadınlar Behçet Beyin aynasında hapistirler: “Behçet Bey, sanki donuk parıltılarında geçmiş günlerden bir şey ister gibi tekrar aynaya döndü. Kim bilir belki de orada Târıdil Hanımefendinin her biri başka diyardan gelmiş sarışın, esmer ve beyaz tenli cariyelerini, onların çıplak boyunlarını, dolgun göğüslerini, dağınık nergisleri hatırlatan saçlarını, mahmur uyanışlarını arıyordu.”

Günümüze geldiğimizde ayna metaforunun en güzel örneklerini Orhan Pamuk’ta görürüz. Pamuk, Beyaz Kale’de farklı bir ayna metaforu yaratır ve bununla ustaca oynar. Pamuk’un aynaları roman karakterlerinin ilişkilerini gösterir. İki karakter, Venedik’li köle ve Osmanlı hoca arasında sıkı bir ilişki vardır. Köle hocaya maddi olarak bağlıyken, hoca kölenin bilinçaltına bağlanmıştır. Aslında zıt görülen Doğu- Batı Pamuk’un aynası karşısında “ikiz” olurlar.

Orhan Pamuk , Kırmızı Saçlı Kadın’da da Doğu- Batı meselesini yine ayna metaforuyla ele alır. Doğu’nun ve Batı’nın iki büyük hikayesi üzerinden yola çıkıp baba-oğul izleğini ayna metaforuyla karşımıza çıkarır. Bu arada, Kara Kitap’ın da Hüsn-ü Aşk’a tutulan bir aynadan yola çıkılarak yazıldığına dikkat çekmekte fayda görüyorum.

Görüldüğü gibi ayna, insanoğlunun varlığıyla hayat bulmuş, hem ışığı, hem yaratıcıyı, hem insanı yansıtmış, edebiyat ve kültüre dilsel bir çeşitlilik farklı bir tat kazandırmıştır.

 

  • Kaynakça:
  • Tahir Uluç/  İbn’i Arabi’de Mistik Sembolizm / Tasavvuf Der. s.16 2006
  • Titus Burckhard /Aklın Aynası  çev. Volkan Ersoy İnsan Yay.1997
  • Nalan Yıldız / Biz Bir Mazi Aynasında Öpüştük /Tanpınar’da Kadın / Osmangazi Bel.Yay. 2014
  • Mehmet Göktaş/ İnsan Aynasında Tecelli Eden Cemal-i İlahinin Divan Şiirindeki İfadesi  Atatürk İlahiyat Fak. Der. S.38  2012
  • Musa Tektaş / İnsan Aynasında Hakikati Seyredebilmek / Somuncubaba Ed. Der.s.201
  • Ahmet Öğke / İbn’i Arabi’nin Fusûsu’l Hikem’inde Ayna Metaforu/Tasavvuf Der. s.23  2009
  • Zülfi Güler / Şeyh Galip Divan’ında Ayna Sembolü / Fırat Ün. Sosyal Bilim. Der. s.1  2004
  • Şaziye Durukan / Şiirin Aynası Aynanın Hafızası / Sosyal ve Beşeri Araş. Der. Bahar 2018

 

Nurbanu Kablan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 208
Toplam yorum
: 1797
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2075
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster