Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Asansör nasıl kullanılır?

Fazla çalkantılı bir hafta geçirdim; bu nedenle de neredeyse bir haftadır yazı yazamadım.

İyi bir hastanenin acilinde denk gelen doktor hanımın ( biz bile doğru teşhisi koymuştuk aslında) ısrarla farklı bir teşhis koyması nedeniyle annem acil olarak ameliyat olmak zorunda kaldı!

İki yıldır kasık fıtığı vardı ancak yaşı göz önüne alınınca ameliyat önerilmemişti; dikkatli olması gerekiyordu, o kadar... Bir de fıtık korsesi kullanması ki bu konuda annem hatalıdır; sevemedi bir türlü! Sevemeyince de kullanamadı... Hoş, kullanması da biraz zordu gerçekten ya, neyse...

Acile gittiğimizde fıtık çok belirgindi, ancak doktor hanım bağırsak hareketi diyor, başka da bir şey demiyordu!

"Peki ama doktor hanım, buradaki şişlik ne?" diye ısrarla sorduğumuzda "İshal olacak da o yüzden. Bu durumlarda normal bu şişlik" dedi durdu...

Uzatmayayım, orada verilen serum içinde kas gevşetici vardı, ağrı da azalmıştı... Eve gönderildik; eee ne mutlu, önemli bir şeyciği yoktu!

Gecenin bir vakti safra çıkartmaya başladığında da pek önemsemedik; midesi hassas bir kadındır ne de olsa!...

Sabahı, hatta öğleni ettik ama durum beter! Ege Üniversitesi'nin aciline götürdük bu kez; bağırsak fıtıktan dışarı fırlamış! Normal şartlarda 6 - 8 saat içinde bağırsak içeri itilebilir ve ameliyata gerek kalmayabilirmiş ancak biz o süreyi aşmış olduğumuzdan bağırsağın boğulma riski söz konusu oldu.

Sonuç; acil ameliyat!

O arada yaşanan duyguları, korkuları şimdi anlatmayacağım; zira duygusal ve bedensel olarak çok yorgunum...

Dün taburcu olduk, şükürler olsun ki annem hayatta...

******

Aslına bakarsak bu acil ameliyatın en önemli sorumlusu acilde denk geldiğimiz doktor hanım! Zira aynı hastaneye bir kez daha acil gittiğimizde doktor bey anında bağırsağı yerleştirmişti!

Ameliyathane kapısında beklerken dahi "Her işte bir hayır vardır" diye düşündük ailece ki bence derinlemesine incelenmesi gereken toplumsal bir sendrom. (Yaşanacak her şey yaşanacaktır diye düşünmeme rağmen ince bir çizginin de varlığını gözardı edemiyorum)!

Dava açmayı hiç düşünmedik! (Bu da ayrıca incelenmesi gereken bir konu: Ayıp mı geliyor, durduk yerde işinden etmeyelim duygusu mu öne çıkıyor?)

Annem ameliyat masasında kalmadığı için, çok şükür, ben dışında herkes yanlış teşhis koyan doktor hanımı unutttu gitti!...

Ben unutamadım... Hınç falan değil; kendimle cebelleşiyorum: Nasıl olsa hastamız hayatta diye tepki vermemek bir başka hastanın hayatını riske etmek olabilir mi diye düşünüyorum...

Nasıl öğrenmişsek; yazık diyoruz, bırakın dava açmayı, şikayet bile etmek istemiyoruz... Nasıl bir katlanma duygusuysa artık... (Ota-moka dava açıp da kar peşinde koşanlar mı caydırıcı oluyor (kendimize yakıştıramıyoruz), yoksa kendimiz yerine diğer insanlara değer verme eğilimi ile büyütüldüğümüzden mi?

Mesela, hastasındır, biri ziyaretine gelecek diye o halinde evi toplamak kendine değil de diğer kişiye değer verdiğinin göstergesidir!

Ama niye?

Hasta olan sensin, ziyaretine gelmek isteyen de seni seven biri olduğuna göre bırak da geldiğinde o toplasın!

Ayyy, aman ayıp olmasın zihniyeti tüm doğruları götürüyor; ziyarete gelen de "ayy ayıp olmasın" diye gelebiliyor, gittikten sonra hastayla ilgili değil de eviyle, düzeniyle, yanındaki kişilerle ilgili konuşuyor...  Döngü böyle devam ediyor izin verdiğinizce...

Kendimiz yerine diğer insanları önemsemek pek yanlış!

Bencillik değil demek istediğim; başkalarına gösterdiğin özeni önce kendine göster, yeter!...

******

Asansör kullanmayı bilmiyoruz!

"Yuh, nasıl bilmiyoruz yaa!" diyebilirsiniz, bas düğmeye, çağır, bas düğmeye ineceğin yeri belirle, bitti-gitti maşallah!

Öyle değil işte!

Apartman asansöründen söz etmiyorum, hastane gibi herkesin işinin önemli ve yoğun trafiğin olduğu asansörlerden söz ediyorum...

Bu gibi yerlerde tek asansör yoktur ama asansör başına gelen tüm asansörlerin düğmelerine basar; iniyor mu, çıkıyor mu diye bakmak zor gelir, ya da anlamaz!

Asansörden öncelikle inenlere yol vermek lazımdır ki bunu nedense kavrayamayan kişiler vardır; kendimi bir atayım diye düşünürler ki o arada asansör gereksiz yere meşgul olur!

Kendilerini bir attıkları asansör beş kat yukarıya çıkar, beş kat aşağıya iner; her katta bir durur zira birileri mutlaka çağırmıştır ama önce gelen asansöre binmiştir falan...

Bir öbeklenme durumu var ki bu durum nasıl anlatılır bilmiyorum: Sanki en önde olunca asansör daha çabuk mu çıkacak sanılır, ya da daha çabuk mu işlerini halledecekler diye düşünülür; asansörün önü tıkaç olur!

Oysa, en üst katlarda inecek olanlar en arkalara geçse, önce inecekler ön bölümelerde dursa herkesin işi daha çabuk ve stressiz hallolacak!

******

Toplumsal bilinç deniyor buna; empati de içinde, mantık da.... Pratiklik ve sistem oluşturma ilgili birimlerin görevleri olsa da bireysel gözlemler ve yaşanmışlıklar yol gösterici oluyor bazı ülkelerde...

Okullarda, özellikle ilkokulda, toplumsal bilincin oluşması amaçlı derslerin olması gerekiyor; cankurtaranın öncelikli geçiş hakkı olduğunu, sol şeridin var olma amacını, hayvanlara, bitkilere hoyrat davranılmamasını, efendime söyleyeyim, asansörün ne amaçla ve ne şekilde kullanılacağının falan öğretilmesi gerekiyor!

Matematik bilgisi varsın elinin altında hesap makinesi olmadan toplama-çıkarma, bölme-çarpma kadar olsun, coğrafya bilgisi "Google" elinin altında olmadan hangi bölgede hangi iller var, hangi bölgelerde neler yetişir bilecek kadar olsun; ama öyle bir ders olsun ki çocukların var olmalarının bir anlamı olduğu öğretilsin!

Ayıp, günah denilerek korkutulmak, bastırılmak yerine empati kurmayı, kişisel haklarını korumayı, kendi kişisel haklarına gösterdikleri özeni diğer kişilerin de haklarına göstermeleri gerektiğini anlatacak bir ders olmalı!...

İnsanın hangi aşamalarda hangi tür duygular yaşadığını; misal: Aşık olmanın ayıp olmadınığını, sevişme isteğinin sapıklık olmadığını ancak belli şartların oluşması gerektiğini anlatacak bir ders olmalı!

"İnsan" yetiştirmek amaçlı bir eğitim sitemi olmalı yani; logaritma matematikle ilişkili branşlarda öğretilmeli, güzel sanatlara meyilli birine ille de matematik öğretmenin anlamı yoktur!

Din ile ilgilenmek isteyenler İmam Hatip Liselerine gitsin, ama ortak ders olarak "İnsanlık Dersi" olsun!

Kızlara ve delikanlılara yaşam içinde ancak kişilikleriyle var olabilecekleri öğretilsin; kişiliklerinin gelişmesi için programlar yapılsın; kişiliği gelişmiş olan bireyler toplumsal bilinci yükseltebilirler ancak!

Haa, bunlar yapılmıyorsa.... Bir amacı vardır elbet!

Çok sokak kavgaları duyarız, birbirini katleder insanlar... "Vahşet" diye manşet atar gazeteler; flaş haberler verir televizyonlar...

Evlerinden izleyenler "Şükür" der; söz konusu olanlar isyan eder... Lakin; bu devran da böyle döner...

Madencilerin fıtratında "ölmek" yok aslında ama "kader" diye bir olgumuz var ve kimse de "Ne fıtratı ya!..." diyemeyecek kadar ya kaderci ya da korkak!

Diyebilenler "Asi";" kelleleri alına!" muamelesi görüyor ki başları kesilmese de sözleri, yazıları kesiliyor!

******

Neyse...

İnsanlık dersi konsa, dersi bırakın, eğitim kişilik gelişimi konusunu ciddiye alsa sosyal gelişimimiz sağlanır. Sağlanır da... Bu istenir mi?

İşte en büyük soru bu!

 

Mail: gulgun_2006@hotmail.com

https://twitter.com/Gulgunkaraoglu

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1287
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster