Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
2438
 

Aşk, biten ilişkiler ve sevgi

Aşk, biten ilişkiler ve sevgi
 

Seviyorum...


İnternette “birazcık uzun ama güzel bir yazı” diye ekleme yapılarak gönderilen bir yazıyı, başlığının “Aşk Asla Yetmez” oluşu nedeniyle ilgiyle okudum. Yazar Metin Karabaşoğlu önce bazı genel doğrulardan yola çıkmış. Sonra bu doğrulardan yola çıkarak “evliliklerin ömür boyu sürebilmesi” açısından kendi düşüncesine göre sözde çözüm üretmiş. Önce genel doğruyu özetleyelim:

Aşk karşılık beklemektedir. Bir “beklenti”dir. Sevdiğin kişiden en azından sevgi görebileceği umududur. İlişkilerde bu umut bitince aşk da biter. Evliliklerde ise ilgi, aşk azalınca sorunlar, memnuniyetsizlikler başlar, bazı evliliklerde de pratikte görüldüğü gibi ayrılıklara kadar uzanır.

Şimdi bu bilginin ışığında soru şudur aslında: İki günlük ilişkiler değil de, uzun süreli birlikteliklerin temelinin atıldığı ilişkiler nasıl ve hangi duygularla oluşturulursa daha sağlıklı olur ve uzun sürer? Ve peşi sıra tamamlayıcı bir soru:
Beraberliklerde/evliliklerde aşkın/sevginin sürekliliği nasıl sağlanır ya da tersi deyişle aşkın, sevginin yıpranması nasıl önlenir?

Karabaşoğlu cümle aralarında “yaratıcı”nın insanları çeşitli yarattıklarını söyleyerek ve “sevgi” gibi geniş bir kavramı da daraltarak çözümü “şefkat” ve “feragat” (yani fedakarlık!) kavramlarında bulmuş. Aşkın yanı sıra bunlar da olursa ilişkiler, evlilikler daha uzun sürebilirmiş.

Öncelikle söylediği şey yanlış değildir ama (1) kavramlar yanlış oturtulmuştur ve (2) çözüm üretmek bakımından eksiktir.

1- Kavramlar yanlış oturtulmuştur; çünkü fedakarlık ve şefkat sevgiye dahildir. Konuyu netleştirmek ve fikir yürütebilmek için konuyu açalım biraz.

Aşk ve sevgi kavramlarının pratikte genellikle birbirinin yerine kullanılması, insanların ilişkilerinde bu her iki duyguyu da hissetmeleri tanımlamayı daha karmaşık ve zor hale getirmiştir.

Ama ille de aşk ve sevgiyi birbirinden siyah-beyaz gibi ayırmamız gerektiğinden yola çıkarsak aşk; daha çok kişiye yönelen, heyecanı biraz daha yüksek dozda, dış görünüşün daha çok önem kazandığı, çok uzun süreli olmayan duyguların bütünüdür denilebilir. Bu bir çok insan tarafından kabul gören genel anlayıştır.

Sevgiyi ise doğa, hayvan, bitki vb sevgilerden soyutlayarak insan sevgisi düzeyine indirgesek bile geniş bir kavramdır. Genel insanlık sevgisi, ailemiz fertlerine, arkadaşlarımız/dostlarımıza karşı duyduğumuz duygular da bu “insan sevgisi” gurubuna girer.

Ama özellikle kişisel ilişkiler baz alındığında sevgi; heyecanı yüksek dozda olmayan, yüzeysel olmayan, dış görünüşten ziyade kişiliğin daha çok önem kazandığı, uzun süreli olan duyguların bütünüdür denilebilir. Günlük yaşamda genellikle aşk ve sevgi genellikle iç içe olmaktadır. Şöyle ki; bir insan diğerini aşkı da içine alan bir tarzda sevebilir. Ya da aşkla başlayan bir ilişki zamanla aşkı da içine alarak sevgiye dönüşebilir. Yani her ilişkide aşk ve sevginin çeşitli oranlarında kombinasyonlar bulmak mümkündür.

İşte bu yüzden seven insan fedakardır ve şefkatlidir. Fedakarlık ve şefkatin karşılığı olarak “karşılıksız sevgi” diye bir kavram kullanamayız. Kaldı ki sevgi de karşılıksız değildir. Sokaktaki aç kediye süt veren kişinin beklentisi kedinin memnuniyetidir. (Ya da kediyi doyurmuş olmanın, zavallı bir hayvana yardım etmiş olmanın kişinin kendisine verdiği huzur ya da mutluluk duygusunu da “karşılık” olarak görebiliriz.) Çocuğunu seven bir annenin beklentisi ise sözgelişi (belki o anda olmasa bile ilerde) bir gülücüktür. Ya da yapılanlar dolayısı ile çocuğun ileride mutlu olacağı düşüncesinin anneye verdiği huzurdur, mutluluktur. (Buna benzer mantıksal nedenler çoğaltılabilir. Sevdiği için çocuğunun yerine arabanın önüne kendisini atan anne, bilinçaltında çocuğunun büyüdüğünde onu kutsayarak hatırlayacağını düşünmesi bile bir karşılık olarak görülebilir. Sözgelişi çocuğunun büyüdüğünde onu nefretle anacağını düşünen –ve kesin olarak bilen- bir anne olduğunu varsayalım. O anne çocuğunun yerine yine kendini arabanın önüne atar mıydı?)

Ama sevgiyi yaratan emek olduğu için genellikle sevgiler karşılık bulmaktadır.

1- Eksiktir; çünkü taraflardan, eşlerden birinin ya da ikisinin –büyük ihtimalle ekstradan yapacağı fedakarlığın, şefkatin nasıl olacağı, hangi temeller üzerine yükseleceği konusunda bir düşünce göze çarpmıyor. Yazının genelinden çıkan sonuç daha çok bu fedakarlığın, şefkatin nasıl yapılacağından daha çok “kabullenme” olduğudur.

Şimdi burada sorumuza geri dönelim. Başka bir deyişle; sağlıklı, uzun süreli birlikteliklerin, ilişkilerini oluşturulması ve sürmesi için neler gereklidir?

Öncelikle burada belirleyici olanın somut koşullar (objektif durum), etkileyici olanın istekler (sübjektif niyet, duygular) olduğunun altını çizelim.

Somut koşullar dediğimizde birbirini seven iki insanın aralarındaki mesafe, birbirlerini görebilme olanakları, (burada evli ya da beraber yaşayan insanları ekleyelim) ekonomik durumları, içinde bulundukları çevre v.b. şeyler aklımıza gelir, ki bunlar bir sevginin yaratılmasında ve sürdürülmesinde en önde gelen faktörlerdir. Ve genellikle insan iradesi ile az etkilenen ya da hiç etkilenmeyen faktörlerdir.

Yukarıdaki somut koşulların belirleyici olması sevenlerin istekleri ve duygularının sevgiyi yaratmada ve sürdürmede önemsiz olduğu anlamına gelmez. Koşullar gibi belirleyici olmasa da bunlar etkileyici faktör durumundadır. Bu bir genellemedir elbette. Sübjektif niyetin etkileyiciliğin oranı duyguların yoğunluğuna bağlıdır. Bazen bu isteklerin koşulları değiştirmesi bile mümkündür. (Ama bu koşulların o noktadan sonra yine tekrar belirleyici olması özelliği ile çelişmez.)

Şimdi burada (objektif koşulların belirleyiciliğini unutmadan) sevenlerin kendi istek ve niyetleriyle sevgilerinin sağlam temelli ve uzun süreli oluşu konusuna dönebiliriz.

Burada çözüm aşkın yanı sıra; yaşamda ortak hedefler belirlemek ve beraber bu hedeflere doğru mücadele etmektir.

Bunu bazen yaşam zorlar, insanların bazıları bilinçsizce bu ortak hedefe dahil olur. Aralarında sevgi bağı kalmamış olmasına rağmen çocukları nedeniyle evliliklerini sürdüren eşler buna güzel bir örnektir. Bu yüzden bu durumda olan bir çiftin “birbirlerine fedakar olmalarını, şefkat göstermelerini” beklemek, çözüm olarak sunmak yanlıştır. Bu aslında “birbirinizi o halde kabullenin” demektir. Ki bunun anlamı da genellikle geri kalmış ülkelerde “kadının erkeğin üstünlüğünü, baskısını kabullenmesi” ve o çekilmez yaşamı sürdürmesi olur genellikle.

İşte bu yüzden, bir insan bir ilişkinin hangi sürecinde olursa olsun; kendisini bilinçsizce olayların akışına bırakmak yerine, süreci bilinçli olarak yönlendirmelidir. Bu her türlü ilişkinin her döneminde hem gerekli olan, hem de yapılması en doğru olandır. Burada amaç yeni başlayan ilişkilerde sevgiyi geliştirmek, güzelleştirmek ve daha anlamlı kılabilmek; süren ilişkilerde ise, süreç içinde eskiyen, yıpranan aşkı, sevdayı yenileyebilmektir. Bunun için ise yeni şeyleri beraberce yaratmak gerekmektedir. İlişkilerde bunu gerçekleştirebilmek için ise kısa ya da uzun hedefler belirleyip ortak mücadele ile belirlenen hedefe yol alınmalıdır.

İşte bu sevgiyi canlı tutacak ve pratikte sevginin paylaşımını sağlayacaktır. (Yine emek!) Sözgelişi beraberce bir ev yapmak ya da başka bir ülkede tatil yapabilmek. Beraberce bir partide mücadele etmek ya da beraberce bir müzik kulübüne üye olarak orada hedeflenen bir noktaya ulaşmak. Evli ve çocuğu olan çiftler için çocuklarının eğitim süreci bir hedef olabilir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Zaten bu hedefler kişiden kişiye, ilişkiden ilişkiye, aileden aileye göre değişir, onların yapısına, isteklerine göre bir biçim alırlar. Bunları yaparken beraberce hedeflenen noktaya ulaşıldığında ya da daha o süreçteyken başka hedefler planlanmalı, ve yine beraberce o hedefe ulaşmak için mücadele edilmelidir. İşte bu mücadele içinde geçen süreçteki dayanışma ve paylaşım sevgiyi daha anlamlı daha değerli hale getirecektir.

Yani kısacası daha sevginin yıprandığı hissedildiğinde var olan koşulları da etkilemeye çalışarak önlem alınmalı, sürece müdahale edilmelidir.

Kısacası ortak amaçlar, ortak mücadele, dayanışma ve paylaşım...

Yani sevmek iki kişinin birbirine bakması değil, beraberce belirledikleri ortak noktaya bakmalarıdır.

Sevgiyi sürdürmedeki bilinçli tutum budur.

Turgay Usanmaz
Helmond, 16 Ocak 2002

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 835
Kayıt tarihi
: 11.11.10
 
 

1961 yılında Posof'ta doğdu. Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsü ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster