Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1421
 

Aşk sevmekse eğer...

Aşk sevmekse eğer...
 

İlk adımın nasıl atıldığı çok önemlidir. Yıllardır süregelen dostlukların ve aynı zamanda düşmanlıkların temelinde hep o ilk adımın izleri ve tesirleri vardır.

Planlı programlı yapılan işlerimizin dışında pek çok şey kendiliğinden zamanla gelişir. Kadın erkek cinselliğinin çekiciliği dışında, daha açık bir ifadeyle "ilk görüşte aşk" anlayışının dışında, yolda gördüğümüz bir insan, bir yapı, bir olay vs için hemen hayaller kurup gelecekle ilgili planlar yapmaya başlamayız.

Günün birinde bütün benliğimizi saran bir dostlukla karşılaştığımızda, onun ilk başladığı yeri ve zamanı hatırlamayız bile...

Bunun tersi için de aynı şeyler geçerlidir. Bir öfke yumağına dönüşen düşmanlığın ardında, yavaş yavaş zihnimizde oluşan olumsuzlukların birikimi yatar.

Gazetelerde incir çekirdeğini doldurmayan sebepler yüzünden birbirlerini vurup öldüren insanlarla ilgili haberleri okurken hep bunu düşünürüm. Bardağı taşıran son damla acaba neydi?

Bir cümle, hatta belki bir kelime, muhakemesiz hareket eden bir insanın zihnini allak bullak edip ona yapmak istemediği şeyleri bile yaptırabilir.

Ancak biraz yetişme tarzından, biraz çevreden, biraz genetik yapıdan bazı insanlar belâya daha çok teşne oluyorlar. Onlar için huzurlu bir hayatın tadı yok gibi. Tabii huzurun ne olduğunu acaba biliyorlar mı, böyle bir duyguyu tatmışlar mı, diye de sorulabilir.

Bu bir nevi ruh hastalığının göstergesi. Zaten huzursuzluk ruhsal dengeyi bozan en enemli etkenlerden biridir. Ruhsal bozukluk da huzurun düşmanı.

"Huzur arıyorum" diye etrafındakilerin de huzurunu kaçıranları gözardı etmek mümkün mü? Normal şartlarda huzurlu olmayı, huzurlu yaşamayı kim istemez?

Gönül rahatlığı kadar insanı mutlu eden başka duygu az bulunur. Mutluluğun temelinde de bu duygu yatar.

Aşk insanı en çok etkileyen, ama aynı zamanda en huzursuz kılan duygulardan biridir. Özellikle bizim toplumumuzda aşk, karşılıksız bir sevginin, ya da imkânsız bir birlikteliğin adı olmuş. İki taraf da birbirlerini seviyorlarsa, hele aileler de bu konuda hemfikirse, sanki ortada sıradan bir durum varmışcasına bir tavır takınılır.

Oysa ben aşkı "aşırı sevgi, gerçek sevgi, karşılıksız sevgi, hiçbir çıkara bağlı olmayan sevgi" olarak anlıyorum. O zaman aşk, kavuşmasanız bile sizi mutlu eder.

Bir dargın bir barışık sevgili anlayışı da bana ters geliyor. İnsan çok sevdiği birine ne kadar kızarsa kızsın kötü bir şey söylemez, söyleyemez. Söyledikten sonra da hiçbir şey olmamış gibi yüzüne bakamaz. Eşler arasında bir harç görevi yapan sevginin böyle ikide bir zedelenmesi, aradaki bağları koparır atar.

Sevgi ve saygının beraber yer almadığı birliktelikler ve ilişkiler, ya kısa zamanda bitmeye, ya da hastalıklı bir yapıya dönüşmeye mahkûmdur.

Sevdiğimizi kaybetmemek için elimizden gelen fedakârlığı yaparız. Gerekirse taviz veririz, gün olur yenilgiyi bile kabul ederiz. Amacımız onu kazanmaktır. Sonuçta onu kaybetmezsek, yine biz galip gelmişiz demektir.

İnsan ilişkilerinde de aynı yolu takip edebiliriz. Bir insanı kırmak, üzmek, onu kaybetmek yerine onu kazanmayı ön plana çıkarırsak, kimseye zarar verecek bir harekette bulunmamız söz konusu olamaz.

Yeri gelince insanları çok sevdiğimizi söyleriz ama, bu sevgiyi pekiştirecek hareketlerin çoğunu yapmayız.

Yıkmak her zaman kolayadır, yapmaksa her zaman zordur. Yapıcı eleştirilerimiz yerine yıkıcı tenkitlerimizi, özellikle suçlayıcı bir tavırla karşımızdakine aktarırsak, karşılığında gönül kırıklığı yaratmaktan, düşman kazanmaktan başka bir şey yapmış olmayız.

Hepimiz önünde sonunda, bize verilen ömrü tamamlayıncaya kadar yaşayacağız. Bu süre zarfında daha mutlu, daha huzurlu bir hayat yaşamayı hak etmiyor muyuz? En az bizim kadar başkalarının da böyle yaşamak hakkı değil mi?

Fiili bir suç işlemedikçe herkes masumdur. Çocuklar da öyle... Onlara, üzerinde huzurla yaşanılan bir ülke bırakmak için gayret sarfedelim. Onların körpe dimağlarına düşmanlık, nefret, ayırımcılık aşılamayalım lütfen...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 970
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster