Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
951
 

Aşk var mı?

Aşk var mı?
 

En çok konuşulan konulardan biri oldu aşk. Aşk önceleri yirmili yaşların duygusu imiş gibi görülürken, bugünlerde yani son beş yıldır, her yaşın konusu haline geldi. Öyle hale geldi ki, aşıksan dokunulmazlığın varmış gibi olmaya başladı. “Gönül bu, ota da konar, boka da” vecizesinin yerini “dokunmayın aşıklara” vecizesi aldı. Tabi bu son vecize töreristlerin, töre yaşamı sürdürenlerin anlayacağı bir söz değil.

“İçgüdüleri tarafından "önce kendini koruması ve düşünmesi" telkin edilen insanoğlunun egosunu adeta eriten bir duygudur aşk... Ruhsal hastalıklardakine benzer bazı değişikliklerin vücudumuzda aşık iken de meydana gelmesine karşın, psikiyatride bir hastalık olarak kabul edilmeyen ve bilimsel açıklaması yapılamayan aşk; insanı yaşama bağlayan bir faktör olabildiği gibi, bazen marazi bir hale de dönüşebiliyor” diyor e-kolay sayfasındaki haber.

Ve arkasından soruyor “Ruhsal hastalıklarda vücudumuzda meydana gelen bazı değişikliklerin, aşık olduğumuzda da ortaya çıktığını biliyor musunuz?” Soru şu şekilde yanıtlanıyor:

“Bazı aşkların hastalıklı bir hale gelip psikiyatrinin alanına girebildiklerini belirten Dr. Ali Ayas, hastalık boyutu alan aşkları şöyle özetliyor:

"Erotomani, (ki bir çeşit akıl hastalığıdır) en sık rastlananıdır. Genelde daha üst sosyoekonomik düzeydeki bir erkeğe karşı bir kadının hissettiği imkansız aşktır. Gerçekle ilgisi kopmuş olan kişi bu aşkı hayalinde (hezeyanlarına) büyütür; hatta bazen karşısındaki kişinin hayatını zehreder.

Don Juanizm de bir başka hastalıklı aşk türüdür. Aslında buna aşk demek pek doğru değildir. Olabildiği kadar çok kadınla çiftleşme arzusudur. Burada kadını elde etme arzusu 'dayanılmaz bir aşkmış gibi yaşanır. Cinsel birliktelikten sonra ise ortada hiçbir duygu kalmaz."

Aşkımızı şöyle kendi başımıza adam gibi yaşayalım derken , bu hastalık hali tanımlaması ortaya çıkınca insan bir tuhaf oluyor. Aşkın marazi bir durum olduğu ve bu marazi durumun içkiyi biraz fazla kaçırdığınızda ortaya çıkan sarhoşlukla, çakırkeyiflik arasında tanımlanması gerektiğini düşünürdüm. Yani tutku ile, sevgi arasında bir gelgit. Tutku daha çok sahip olma ile ilgili idi benim için, sevgi ise koruma, sakınma ile ilgili idi.

Sayın doktorun anlattıklarına bakınca düşüncelerim başka yönlere doğru gitmeye başladı. Erotoman kadınlar ile ilgili çok fazla bilgim yok. Fatal Atraction filmindeki gibi bir olay sanıyorum bu erotomani, yani kadın erkeğe öyle tutku ile bağlanıyor ki erkeğin ailesini öldürecek ortadan kaldıracak duruma geliyor. Filmde durum böyle idi.

Aşkın oyuncak olduğu bir dönem yaşıyoruz. Ve tutku, sevgi benzeri kavramların egemen olduğu aşklar daha ziyade orta ve alt gelir düzeyinde yaşanıyor. Üst gelir düzeyi aşk yerine şehvet duygularını tatmin ederken, reklam yapıyor. Üst gelir düzeyi derken, kolay para kazanan tiplerin oluşturduğu üst gelirden, şımarık egemenlerden söz ediyorum. Bu kesimin hastalığı, görünmek, harcamak, tüketmek. Beraberliklerine de medya aşk adını veriyor. Aşka ömür biçenlerin tarifine uymayan bir aşk anlayışı var bu kesimin. Kadınlı , erkekli Don Juanizm yaşanıyor. Bunu doğru veya yanlış olarak nitelendirmiyorum, sadece durumu özetlemeye çalıştım, bu durum kimileri için doğru, kimileri için yanlış olabilir. Ahlakçı bir açıdan baktığınızda yanlıştır, dünyaya bir kere geliyoruz açısından bakınca hiç de yanlış değildir.

Kimileri yirmili yaşlarda çalışmayan bekar ve güzel bir kızın orta yaşlı sevgilisinin aldığı elbise ve arabalarla medyada boy göstermesini kınayarak, ”buna aşk denmez” diyebilir, kimileri ise “helal olsun adama parasının hakkını veriyor, çıtırı götürmüş” diyebilir. Onların birbirine aşık olup olmadıkları konusunda ise kesin bir şey söylemek mümkün müdür? Bana göre bu da bir çeşit aşktır. Çünkü aşkın bir tarifini , herkesin üzerinde anlaştığı bir tarifini bilmiyorum.

Yaşlı adamın genç kıza aşık olması, yaşlı kadının genç erkeğe aşık olması imkansız mıdır, veya lüzumsuz mudur? Bir çok kişinin gönlünde bir tazelenme arzusu vardır belki, bu tazelenme arzusu kimilerinde, yeni bir iş, yeni bir kent olarak vücut bulurken, kimilerinde yeni bir aşk olarak vücut bulabilir.

İnsanlar, medyanın bu kadar yaygın hale gelmesi, internet ile dünya ile konuşabilmesi sonucunda yaşamlarını daha farklı bir şekilde sorgulamaya başladılar. Öyle bir sorgulama ki, ortalık mutsuz aileler mezarlığı, viagralı baharlar pazarı haline geldi. Bu durum aşkın ruhsal bir hastalık mı diye sorgulanmasına yol açmaya başladı.

Tutku cinayetleri arttı, gazetelerin üçüncü sayfaları bu cinayetlerle dolmaya başladı. Niçin, çünkü aşık erkek işsiz ve parasız, kızın gözü yükseklerde, sonuç bum. Ve aşk ruhsal hastalık oldu.

Her şeyde olduğu gibi aşkta da nostalji rüzgarları esiyor. Nerede o eski aşklar. Kıza evlenmeden el sürmeyen, onu görünce yüreği güp güp atan aşıklar. Sonsuza kadar sevme yeminleri yok artık. Veya var da bize göstermiyorlar. Buradan bakınca , nostaljik aşklar da ruhsal bir hastalık gibi görünebilir. Şimdiki nesle komik ve onların deyimiyle manyakça gelebilir.

İnsanlık yoruldu bence, artık dinlenmek istiyor. Dinlenmeyi de şehvet ve aşk duygularında arıyor. Adı şehvet de olsa, aşk da olsa yaşananlardan mutlu olmak istiyor. Benim kuşağım, Hakkari’ye köprü yapmıştı, Vietnam için gösteriler yapardı, ve bu kuşak toplumu etkilerdi. Şimdi ise sınırımızda bir savaş var, üçyüz bini aşkın insan öldü. Ne bizde ne dünyada çıt sesi var. Aşk mı hastalık bu mu hastalık bilmiyorum. Bazen diyorum ki, insanlar insanlıktan istifa ediyorlar. Bazen de diyorum ki, insanlığın parmağını kıpırdatacak hali kalmadı.

Fakat bir balinanın, beş köpeğin yaşamı için gösterilen duyarlılık- ki haklı bir duyarlılıktır- niçin insanlar için gösterilmez sorusuna takılıyorum. Bu duygularla, hedonist bir dünyada, hastalıklı aşklarla yaşayacağız. Bu geçici bir durumdur diye düşünüyorum. Çünkü ne demişlerdi “aşkın ömrü üç yıldır”.

Ne olursa olsun şiir yazan yanım, hem aşk bitmesin, hem de insanlar ölmesin diyor.

resim e-kolay net sayfasındandır


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sen kocaman çöllerde bir balık gibisn Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür; sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin. (ÖZDEMİR ASAF).Sevgiler

izmirlim 
 17.06.2007 9:20
Cevap :
teşekkürler bu asaf şiiri için  17.06.2007 22:09
 

yaşamı inkar etmektir bence... aşkı yaşamayan eksik kalır o yüzden... aşkla yapılan yemeğin tadı bile bir başkadır. kullanılan malzeme, tava, tencere aynı olsa bile...aşk yaşamın ta kendisidir, acırım o yüzden hiç aşık olmadan ölenlere...Sevgiler...

Ayrıntıda gezinmek 
 26.02.2007 0:51
Cevap :
tgamamen doğru  26.02.2007 8:39
 

yok öyle bir şey...aşk diye...sadece beynimizin bir oyunu...

özlem.demirçi 
 22.02.2007 17:31
Cevap :
var var  23.02.2007 8:03
 

Konuya ne kadar detaylı yaklaşmış ve ilginç yorumlar yapmışsınız. Aşkın ömrü için biçilen süre bana da mantıklı gibi görünüyor, önemli olan o üç yılın sonunda ne yapacağına karar vermek. Aşk sevgiye mi dönüşecek yoksa sevgiliye yol mu görünecek, işte asıl mesele bu :))

Nilgün Akad 
 22.02.2007 1:43
Cevap :
aşk var diyorsunuz, çok güzel, o halde ömrü ve sonu önemli değil yaşanmalı, marazi de dense yaşanmalı  22.02.2007 8:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 283
Toplam yorum
: 710
Toplam mesaj
: 93
Ort. okunma sayısı
: 1282
Kayıt tarihi
: 04.12.06
 
 

Nükleer fizik doktoru, şiir yazmaya çalışıyor, kalite yönetim sistemleri danışmanı, öykü deneme yaza..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster