Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
88
 

Aşk ve trajedi üzerine...

Aşk ve trajedi üzerine...
 

İlke Veral'in masallarından bir esinti..


Bugün beni de çok etkileyen ve hüzünlendiren bir trajediyi sizlerle paylaşmayı istiyorum.

Yaşam bazen bizi öylesine sürprizlerle karşı karşıya bırakabilir ki, bir daha aynı yerden yaşama devam edemeyebilir romantizmin notalarından dehşet bir  trajedinin kucagına düşebiliriz.

Bu öyküyü aşk hakkında ileri geri konuşmayı çok sevenlere de özellikle ithaf etmek istiyorum.

Sizi daha fazla merakta bırakmadan öykümüze başlamak sanırım daha iyi olacak.

...Bir otobüs duragında karşılaşmışlardı ilk kez.

Biri tıpta digeri ise mimarlıkta okuyordu.

O tesadüfi ilk karşılaşmadan sonra, bir kere bir kere daha karşılaşmak umuduyla hep aynı saatte aynı duraktan otobüse bindiler.

İkisi de çok gençti ve birbirleriyle konuşma cesareti biraz zaman aldı, ama sonunda başardılar.

İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında, genç kız ise ablasında kaldıgı bir gecenin sabahında tesadüfen o duraktan binmişlerdi otobüse.

Ama bu birlikte binmeler epey bir sürdü ve tanışmanın ardından, bu duraga şehrin öbür ucundan gelip bindiklerini ögrenince duruma bir hayli güldüler, sonra da sıkısıkıya birbirlerine sarıldılar.

Okul bitince ikisi de hemen evlenme kararı verdi ve evlendiler.

Mutluydular, hem de çok mutlu.

Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar, ama yüreklerini öyle bir kenetlemişlerdi ki, hiç bir şeyi umursamadılar, ellerini sımsıkı tuttular.

Ayın sonunu bazen aç kalarak getirdikleri günün sonunda da, tanınmış bir mimar ve doktor olduklarında da bu gerçek hiç degişmedi, hep mutlu gözlerle birbirlerine baktılar.

Zaman aşımına ugrayıp alışkanlıklara yenik düşen veya banka hesabında ya da cüzdanında para kalmadıgında, cüzdanın dolu hesapların kabarık olması ugruna koşarken bitip tüketiverilen aşklardan degildi onların ki.

Hatta öylesine ki, günler günleri yıllar yılları kovaladıkça onların aşkları daha da olgunlaştı, daha derin bir tanışmaya dönüştü ve aşk engin bir sevgi ile de sarmalandı.

Tek eksik kalan yaşamlarında bir çocuktu.

Olmuyordu, olamamıştı.

Zorlu bir çok tedavi süreçlerine ragmen bir sonuç alamamışlar, çareyi birbirlerine daha çok sarılarak sevgilerini büyütmede arar olmuşlardı.

Kimse kimseyi suçlamamıştı, kadın her seferinde adama sıkı sıkı sarılır ve "sen olmazsan ölürüm" adam da kadına "hayır canım, asıl ben senin için ölürüm" diye cevap verir olmuştu.

Kadın eve geldiginde ansızın aynanın üzerine iliştirilmiş bir not görürdü, notta "bitanem kütüphane rafının üst gözüne bak" diye yazardı.

Kütüphanenin üst rafına baktıgında, bu kez bir başka not ve onun üzerinde de "mutfaktaki masanın üzerine bak" diye bir mesaj bulurdu.

Bazen salondaki kütüphaneden mutfaktaki masaya, bazen banyodaki aynadan çalışma masasındaki çekmeceye uzanan bu sevimli mesaj koşuşturmasının sonunda kadın, kimi zaman bir demet çiçek kimi zaman çok sevdigi çikolatalar veya bazen de degerli bir hediye ile karşılaşırdı.

Aldıgı hediyenin ne oldugunu degil, her zaman sevdigi adamın kendisini ilk günkü heyecanla sevmesini önemsedi ve bunun için hep yüregi titredi.

Kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, artık birbirlerine daha çok zaman ayırmaya karar verdiler.

Kadın mimarlık bürosunu kapadı, sadece özel projelerle ilgilenme kararı aldı.

Adam da muayenehanesini kapamaya karar verdi, sadece özel hastalarını evde kabul etmeye başladı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı ve mutlulukları bir kat daha artmıştı.

Bir gün sahilde dolaşırken üzerinde "satılık ev"yazılı çok harap bir bina gördü kadın. Bir süre gözleri daldı ve sonra adama dönerek, "ne dersin bu evi alalım mı?"

Arkasından devam etti "bu viraneyi yıktırır harika bir ev yaparız, kafamda projeyi çizdim bile.

Kocaman terası olan, martıları da kahvaltıya davet edebilecegimiz bir deniz evi yapalım.

Adam kadına döndü ve gözlerini içine sevgiyle bakarak başını salladı.

Ardından ekledi "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez başlarız"dedi.

Kocası Amerika'ya bir haftalıgına gidiyordu ama, ayrılmaları çok oldugu gibi oradaykende neredeyse hergün telefonlaştılar, aglaştılar, güldüler.

Adam döndügünde havalanında dakikalarca sarılıp göz yaşına boguldular.

Ama eve döndükten bir kaç gün sonra kadın kocasında dalgın bir hal, eskisi gibi kendisine bakan ışıklı gözleri görmüyor, tuhaf bir hal oldugunu sezinliyordu.

Onu neşelendirmek için, sahildeki ev hayali için çizdigi projeyi çıkarıp kocasına uzattı.

Ama ondan hiç beklemedigi bir cevap geldi, adam karısına dönerek"hayatım ben bunu çok düşündüm, bu ev bizim şimdiki bütçemizi çok zorlar en iyisi bunu biraz erteleyelim"dedi adam.

Bu mutsuzluk rüzgarı, o güne kadar mutluluk içinde yüzmüş olan kadına bir tokat etkisi yaptı.

Bu beklenmedik misafiri hiç sevmemişti.

Bir derdi oldugunu düşündügü kocasına yalvarır gözlerle"ne olur bir derdin varsa anlat, biliyorsun senin için ölürüm, sensizlikte de ölürüm" dedi.

Ama her defasında döktügü dil ve gözyaşları birer boşa çabaya döndü.

Adam bu yakarışlar karşısında karısına sevgiyle bakıyor, ama söylenen sözler sessizliginin beton duvarına çarparak paramparça oluyordu.

Ve kadının yüregi her defasında daha fazla kanıyor, kanıyordu.

Bir gün içini yakan bu durumdan, tüm çocuklugunu birlikte geçirdigi arkadaşına dert yanarken, arkadaşı gözlerini yerden kaldırmadan kadına dönerek"çok üzgünüm ama, o seni aldatıyor" dedi.

Müthiş bir sessizlik oldu, sahildeki ev yıkıldı sanki.

Arkadaşı devam etti "işyerimin tam karşısındaki kafede gördüm, haftada bir kaç gün bu kafede buluşuyor, yemek yiyor ve sonra sarmaş dolaş arabaya binip gidiyorlar."

Kadın duydugu bu sözlerle, yıkılan evin harabeleri arasından atılan bir çıglık gibi "sus sus çabuk, duymak bile istemiyorum bu söylediklerini, beni kıskandıgını hiç düşünmemiştim, lütfen hemen evimi terket" dedi kırk yıllık dostuna.

Ama artık şüphe düşmüştü bir kez içine ve ertesi günü o kafenin karşısında bir yere gizlenerek bekledi.

Ve bir süre sonra bütün yaşadıklarının bir peri masalı olduguna inandı.

Evet kocasının yanındaki kadın, daha önce hastahanede çalıştıgı sırada asisatanı olan genç çocuk doktoruydu.

Cafeden çıktılar, genç kadın kocasının kolunda bir arabaya binip gözden kayboldular.

Yer yarılmış o içine düşmüştü ve sonsuz bir karanlıkta savruluyor ama bir türlü dibe vurmuyordu.

Akşam kocası eve gelir gelmez bazen aglıyarak, bazen haykırarak bazende sarılarak gördüklerini ve duyduklarını kocasına anlattı.

Nuh tufanı bitmiş gibi bir sessizlik ortalıgı kapladı.

Adam gözünde iki damla yaşla başını karısına çevirdi ve "evet canım dedi. yıllar galiba bazı şeyleri biz farkında olmadan alıp götürebiliyor"dedi.

İnkar etmedi, ama üstüne bir cümle daha kurmadı.

Kadın zaten sagır olmuştu, söylese de duyacak hali kalmamıştı.

Adam yerinden kalktı, kendisine küçük bir valiz hazırladı ve kapıya yöneldi. Durdu karısına döndü, gözlerindeki yaş, yanaklarına inmişti. "seni son bir kez kucaklamak isterdim" dedi.

Kadından çıkan ses bir kurşun gibiydi: "Defol!"

İlk celsede boşandılar.

Masal gibi bir aşkın böyle sona ermesine uzun zaman kimse inanamadı.

Kadın uzun bir süre arkadaş ve dostlarının destegiyle ayakta kalmayı başardı.

Adama duydugu aşkın yerine de engin bir nefret duygusunu yerleştirerek gücünü yeniden toparlamıştı.

Adamın genç doktorla, Amerika'ya yerleştigini duymuş, ama bunun sancısı, nefretini sadece biraz daha kamçılamıştı.

Aradan bir yıl geçti ve bir sabah kapısının zili çaldı.

Kapıyı açtıgında donup kaldı, başı dönüyordu.

Gelen genç doktor kadındı.

Ona "ne yüzle bu eve geliyorsun, defol evimden!" diye bagırmak istedi yapamadı.

Sanki felç gelmiş gibiydi.

Genç kadın "biliyorum hissettiklerini ama lütfen girmeme izin ver, daha sonra hemen gidecegim"dedi.

Yavaşça girişteki uzun kanapeye ilişti ve kadının da oturmasını bekledi. Kadın sessizce karşısına oturdu.

Genç doktor zor duyulur bir sesle ve üzgün bir ifadeyle"çok mütessirim, o bir saat önce hayata veda etti"dedi.

Kadın gözlerinde oluşan yaşları hissetti ama duruşunu hiç bozmadı.

Devam etti doktor "hastalıgını geçen yıl gittigi kongre sırasında ögrenmiş ve yapılacak bir şey olmadıgını ögrenince de, dönüşünde bana geldi. Ve bütün bu olan bitenlere yol açan şeyi birlikte planladık. O seni her zaman çok sevdi, benimle olan hiç bir şey yoktu.

Ben onun yalancı sevgilisi oldum.

O senin bu hastalıgı duyman halinde onunla birlikte kendini öldürmenden çok endişe ediyordu. Bu sevgili yalanını her yere yaydı.

Ve sonra, arka penceresi sana bakan karşıdaki daireyi tuttu. Hergün sana bakıyor, senin hayatta oluşuna seviniyor ve gözyaşı döküyordu.

Senin hayata ancak böyle tutunabilecegine inanıyordu ve dedigi gibi de oldu. Son bir haftadır hastahanedeydi ve beni çagırtmış.

Gittigimde bana küçük bir kutu verdi. "

Bu vasiyetimdir,bu kutuyu deliler gibi sevdigim kadına ver"dedi.

Kadın gözlerinden akan yaşlara aldırmıyordu artık, oracıkta ölmek istiyordu sanki.

Sonra kendisine uzatılan kutuyu aldı ve açtı.

İçinde itinayla katlanmış, adamın el yazısıyla yazılmış ve üst üste konmuş küçük not kagıtları vardı.

İlkini titreyen elleriyle açtı, "sevgili karıcıgım bütün notları sırayla oku".

İkinci notta "seni hep çok sevdim ve bundan hiç bir zaman vazgeçmedim"diye yazılıydı.

Sonrakilerde sırayla " Hep senin için ölürüm, sensiz de ölürüm derdin ve buna inandıgım için bunu göze alamadım aşkım!"

"Benim için ölmeni isteyemedim, terketmeni göze aldım."

"Şimdi bana söz ver: Bundan sonra benim için yaşayacaksın."

Kadın nefretten kaskatı hale gelen yüreginin sanki bir an parçalandıgını hissetti.

Damarlarında yeniden kan dolaşmaya başladıgını, her yanının kanadıgını, ama yeniden yaşamaya başladıgını ilk kez farketti.

Son notu aldıgında küçük bir anahtarın kutuda oldugunu gördü. Ve notta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki hayalimiz olan evi senin çizdigin projeye göre bir hafta önce bitirdim. Artık yüregim rahat, evimizin kocaman terasında sen martılarla kahvaltı ederken bende hep sizi izliyor olacagım..."

...Demem odur ki sevgili dostlarım aşk bazen böyle tutku ile nefretin arasında mekik dokurken, trajik bir hikayenin kahramanı olmak mümkün ve bu gerçek hikaye de oldugu gibi nefrete dair kabusun içinde dönenirken ölümün soguk eli üzerimizden geçebilir...

Fotograf:İlke Veral/izmir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 1025
Kayıt tarihi
: 09.01.07
 
 

Ankara SBF'yi bitirdim. Öğrencilik yıllarında gazetecilik, sonrasında uzun yıllar özel sektörde ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster