Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '12

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
2724
 

Attachment Parenting ve iyi Ebeveyn olma ölçüsü

Attachment Parenting ve iyi Ebeveyn olma ölçüsü
 

Time Dergisi Kapağı


Time Dergisi’nin kapak konusu: “Attachment Parenting”. Türkçeye attachment parenting’i bağımlı ebeveynlik olarak çevirenler var fakat tam karşılığı bu değil. O yüzden bu ebeveynlik tanımını orjinal şekliyle kullanacağım müsaadenizle. Anlatılmak istenen: bebeği kendine mümkün olan en yakın şekilde ve bu şekli mümkün olan en uzun sürede muhafaza ederek yetiştirmek. Bu tanımın içine bebekle beraber uyumak, emzirmek, sürekli emzirmek, uzun süreli emzirmek ve Dr. Sears’ın baby wearing dediği bebeği kundak benzeri araçlarla taşımak giriyor. Amerika’da yeni yeni moda olan attachment parenting aslında Anadolu’da ve doğu ülkelerinde yüzyıllardır var.  Bu tarz ebeveynlik doğru mudur değil midir onun tartışmasını yapmayı doğru bulmuyorum. Her anne/baba (bilinçli ve eğitimli) olduğu müddetçe çocuk yetiştirme tarzına kendi karar verir. Bu karar da her ne olursa olsun saygıyı hakeder. Ben attachment parenting hakkında kendi fikirlerimi yazıyorum tabii.

Fikrim de şudur ki: attachment parenting’in bir kısmına katılıyorum, diğer kısmından kesinlikle uzak duruyorum. Kızım Leyla’nın sağlık ve mutluluğundan sonra benim için en önemli olan şey bağımsız, güçlü ve özgüveni yüksek bir kadın olmasıdır. Bunun kendisi istemeyene kadar anne-babasıyla uyuyarak,  bebeklik dönemini atlattıktan sonra sürekli taşınarak ve hiç ihtiyacı olmadığı halde istemeyene kadar emzirilerek sağlanacağını düşünmüyorum.
 
Ortalama bir türk kadınının muhakkak “kaynana problemi” vardır. Ve ortalama bir türk erkeğinin muhakkak bir “anne bağımlılığı” vardır. Ne dersiniz bunların kültürümüzün büyük harflerle yazılmış tartışılmaz bir parçası olan (anadolu tarzı) attachment parenting’le hiç ilgisi yok mu? Annelerinin babalarının dizleri dibinden ayrılmayan, hayattaki en büyük hayali prenses gelinliği giyip yakışıklı prensine kavuşmak olan kızlar böyle yetiştirilmediler mi? Evlenip iş güç sahibi olduktan sonra bile anasının babasının sözünden çıkmayan, kendi kararını veremeyen, eşini ailesine ezdiren erkekler böyle yetiştirilmediler mi? Bizden başka hangi kültürde çocuğunu “kurban olurum” diye sever analar? Batılı analar kurban olmazlar mı aslında, bizden daha mı kötü anadırlar bunu çocuklarına söylemedikleri için? Bizde annelik fedakarlık, cefakarlık, eziyet çekicilik, saçını süpürge elini maşa edicilik olarak tanımlanır. Cennet anaların ayakları altındadır, ana gibi yar olmaz, ağlarsa anam ağlar... Bunların attachment parenting’le hiç ilgisi yok mu?  Time dergisinin bu konuyu Dr. Sears etrafında değil de zaten elimizde var olan doğu ülkelerinde çocuk yetiştirme tarzı ve sonuçları örnekleriyle incelemesi isabetli olurdu aslında.
 
Attachment parenting’in bebek giyme (baby wearing) kısmıyla asla bir sorunum yok. Daha dün bu konuda yazdığım yazıyı okudunuz. Sonuna kadar destekliyorum ve uyguluyorum. Ama bebekle birlikte uyumak ve gittiği yere kadar emzirmek bana uygun değil. Şu fotoğraf bana hiç normal gelmiyor.
 
Bu yaşta bir çocuğun ne biberonda ne memede ne de emzikte olması uygun.  Anne sütü 1 yaşına kadar şarttır, 2 yaşına kadar faydalıdır ama sonrasında artık alışmış olan çocuğun alışkanlığını körüklemektir. Çocuğa yaklaşmak, yakın olmak hatrına sağladığı fayda da upuzun tartışmalar götürür. Birlikte uyumak da aynı şekilde. .. Ben kızımla (mecbur kaldığım zamanlar hariç) hiçbir zaman aynı yatakta uyumadım. İstemediğimden değil elbette. Hayattaki en zevkli, en huzur verici şeylerden biri bir bebekle uyumaktır herhalde.  Ama uygun görmüyorum. Uyku hem anne hem çocuk için kesintisiz ve rahat geçmesi gereken bir süre. Aynı zamanda özel bir olay. Bebeklikten itibaren çocuğa bu özelliği öğretmek gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla vakti zamanı gelince uyku eğitimi vermek gerektiğini de...
 
Time, tekrar sözünü etmiş; ben de uyku eğitimiyle ilgili yazımdan sonra benzer tepkiler aldım: bebeği ağlatmak yoluyla uyku eğitimi vermek sakıncalıdır diyor Dr. Sears. Beynini etkiler, gelişimini etkiler, travma yaratır falan filan, neticede hasta bir çocuk ortaya çıkar. Bunu söylerken de birkaç çalışmadan örnek veriyor. Time, benim çok uzun zamandır yapmaya üşendiğim işi yapmış ve bu referanslara yakından bakmış. Burdan kendilerine teşekkürü bir borç bilir ve bu referansların Dr. Sears’ın ulaştığı sonucu desteklemediğini ortaya çıkardıkları için minnettar kalırım. Derginin açıklamasını aynen yapıştırıyorum:
 
 A close look at the research, however, does not actually provide evidence that bouts of crying associated with sleep training affect brain development. Several papers Sears cites involved studies of rats. Other research showed that babies who cry excessively are more likely to suffer from, for example, attention-deficit/hyperactivity disorder, but it's not clear if they cry because of underlying neurological problems that later manifest as ADHD or whether the crying causes the ADHD.
 
Aldığım derin nefes sanırım ömrümü birkaç yıl uzattı. Time diyor ki: Araştırmalara yakından bakınca uyku eğitimi nedenli ağlamaların (ben ağlama değil bağırma diyorum) beyin gelişimini etkilediğine dair bulgu yok aslında. Sears’ın referans verdiği birkaç makale farelerle yapılan çalışmalardan bahsediyor. Diğer çalışmalar aşırı ağlayan bebeklerin dikkat bozukluğu/ hiperaktivite (ADHD) gibi rahatsızlıklar yaşama ihtimalinin olduğunu ancak bu ağlamalar ADHD’ye mi neden oluyor yoksa ağlamalar sonradan kendini ADHD olarak gösteren nörolojik problemler kaynaklı mı, kesin değil. Bu arada bahsi edilen ağlamalar şiddetli ağlamalar. Uzun süren şiddetli ağlamalar… Bebeğin acı çektiğinin belli olduğu ağlamalar. Benim uyku eğitimi adlı yazımda bahsini ettiğim müsaade edilen bağırmalar değil yani. Bu kısmı da netleştirelim. 
 
Time, aynı zamanda Sears’ın yanıltıcı olabileceğine ve emziremeyen ya da bebeğini slingde taşıyamayan annenin bebeğine geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini düşünmesine neden olabileceğini söylüyor. Takip ettiğim attachment parenting yanlısı anne gruplarında da gözlemlediğim budur. Herhangi bir nedenle emziremeyen anneler müthiş bir suçluluk duygusuyla kıvranıyorlar ya da bebeklerine attached olabilmek için 24 saat boyunca vücutlarına yakın tutuyorlar. Bunun annede yaratabileceği problemleri tahmin edebiliyor musunuz? Yukarıda bahsettiğim bilinç ve bilgi tamamen yok olmuş (ya da hiç olmamış) durumda. Oysa ki Time’ın da belirttiği gibi attachment parenting’in duygusal ve zihinsel anlamda fark atan çocuklar yetiştirdiğine dair bir bulgu yok elimizde. Öyleyse neden bu radikal uygulamalardaki ısrar? En altta linkini verdiğim videoda da belirtildiği gibi attachment parenting’i (moda olduğu için uygulayanlar dışında) benimseyenler genelde kendi çocuklukları problemli geçmiş olan insanlar. Tıpkı Dr. Sears’ın kendisi gibi…
 
Dr. Sears aynı zamanda kadının evde  çalışmasını destekleyen anti-feminist ve dindar bir doktor. Konuyu dağıtmamak için ayrıntılarına girmeyeceğim ancak attachment parenting’i anlatırken anne üzerinde yukarıda bahsini ettiğim türden bir baskı oluşturmasında bunların da katkısı var. Tekrar başa dönecek olursak aslolan çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimiz kararını bilinçli ve eğitimli olarak vermek. Evet bebeğinizi emzirmeniz sağlığı ve huzuru için gereklidir ancak herhangi bir nedenle bunu yapamıyorsanız çocuğunuz hayata bir adım geriden başlayacak diye bir şey yok! Mesela ben de emzirilememiş bir bebektim ancak kendimden çok memnunum. Bilmem siz ne düşünürsünüz :) Eğer bebeğinizle birlikte uyuma kararını veriyorsanız bunun olumlu sonuçlarını olduğu gibi olumsuz sonuçlarını da hesaba katın. Her iki sonuç da onlarca ihtimal barındırır, hepsinin farkında olun. Bebeğinizi giymeniz kendisini iyi hissetmesi için faydalıdır ama bu sizi kötü hisssettiriyorsa zorlamanıza gerek yok. Pusette taşınan bebekler akıl hastası filan olmadılar. 

Sears’ın “anne evde bebeğine baksın” fikrine de bebeği dünyaya gelince kariyerlerini yıldızlı yerinde terkeden anneler adına katılıyorum. Ancaaaaaak bu annelerin ekonomik durumları çalışmalarını şart koşmuyor ve bebeklerine rağmen işlerine devam etmek kendilerini mutsuz ediyor. Ne çalışmak zorunda olan anneler ne de çalışmakla mutlu olacak olan anneler kendilerini suçlu hissetmeliler. Hayat her zaman istediklerimizi gümüş tepside sunmadığı gibi mutluluk her anadolu kadını için evinin kadını çocuğunun anası olmak değildir. Eğer anne işinde mutluysa çocuğuna başkasının bakmasının hiçbir sakıncası yok. Çünkü anne mutlu değilse çocuğu da olamaz.

Netice itibariyle Dr. Sears büyük işlere imza atmış bir doktor. Açtığı yol (gösterdiği ülkü…) bilhassa Amerikalı anneler için devrim niteliğinde. Ben emzirme maddesinin 2 yaşına kadar olan kısmını, sling maddesinin sadece dışarı çıkınca olan kısmını, birlikte uyumanın da hiçbir kısmını kabul ediyorum, tavsiye ediyorum. Geri kalan herşeyi zorlama ve çocuğun bağımsız yetişmesine engel olarak görüyorum. Tabii bağımsızlık benim karakterim olduğu için kızımın da olsun istiyorum ama o sümsük olmak isterse buna da engel olamam. Demem o ki: hiçbir tarz belli bir şekil çocuk meydana getirmez. Sadece ihtimaller vardır. Bizim eğitimimiz ve bilincimiz de bu ihtimallerin hesabını yapmaya yardım eder. Benim hesabım farklı sonuç verir, sizinki farklı. Önemli olan tek bir şey varsa o da çocuklarımıza ihtiyaçları olan ilgiyi ve sevgiyi göstermek. En az riskli olan budur! 

Dr. Sears ve Attachment Parenting üzerine bir video

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kalemine & vaktine sağlık...çok güzel bir yazı olmuş...ABD 'li anneler için 'devrim' olma kısmında ise,dünya savaşlarının-sanayi devriminin vs. etkisi olduğunu unutmamak lazım. Onlara göre Martha Stewart'da baştacı..neden? çünkü oradaki kadınlar iğne-iplik tutmayı bile unutmuşlar! vs.vs.vs. bir şeyi örnek alacaksak, o ülkenin geçmişine de bir bakmak lazım derim;)

Devrim Atılkan 
 16.05.2012 13:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 66
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5781
Kayıt tarihi
: 24.04.12
 
 

Bir Mart ayında doğdum ve cocukluğumun ilk yıllarını Türkiye'de geçirdim. Sonra biraz Almanya, bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster