Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '08

 
Kategori
Mesleki Eğitim
Okunma Sayısı
8803
 

Avukatlık ücretlerinin vergilendirilmesi

AVUKATLARA İCRA DAİRELERİ VE MAHKEMELERCE TAKTİR EDİLEN VEKALET ÜCRETİNİN HUKUKİ HAHİYETİ İLE VERGİ HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

A- ücretinin Hukuksal boyutu

Avukatlık ücreti, Asgari Ücret Tarifesi'nin 1. maddesinde, "bütün hukuki yardımlarda avukat ile iş sahipleri arasında yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve Tarife hükümlerinin uygulanacağı, bu tarife'de belirlenen ücretlerin altında avukatlık ücreti kararlaştırılamayacağı aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümlerinin geçersiz olacağı, ücrete ilişkin olarak bu tarife hükümlerinin uygulanacağı" belirtilmiştir. Aynı Tarife'nin 2. maddesinde ise, "bu Tarife'de yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ile uzlaştırıcılık ücreti karşılığı olduğu, avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemlerin ayrı ücreti gerektirmeyeceği, hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği" öngörülmüş, öte yandan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 417/1 ve 423/1-6. maddesinde "mahkeme masrafları” arasında sayılmıştır. 4.9.1957 tarih ve 9697 sayılı resmi gazetede yayımlanan 29.5.1959 tarih 1957/4 E. 1957 /16 K sayılı Yargıtay içtihatları birleştirme kurulu kararında “ Mahkeme masraflarının karşı tarafa yüklenilmesi gereken vekalet ücreti, müstakil bir varlığı olmayacak derecede ait bulunduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir surette bağlı fer’i haklardan ve bu hakların akıbetinin asıl hakların akıbetine tabi olduğu” düşüncesine varmış olmakla, karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin HUMK 427/ ve 423/ b-6 maddeleri hükmünün hukuki bağlayıcılığına mütevellit görüşü mevcut iken, 4667 sayılı yasanın 77. Maddesi ile değiştirilen 1136 Sayılı avukatlık Yasası/nın 164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı; yine bu hükme koşut bir düzenleme de avukatlık Asgari ücret Tarifesi'nde "yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti " şeklinde düzenleme ile yine bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas, mahsup ve haczedilemeyeceği, aynı kanunun 168 maddesinin son fıkrasında “Avukat ücretinin taktirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte bulunan asgari ücret tarifesinin esas alınacağı, 169 maddesinde , “ yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, ücret tarifesinde yazılı miktardan az, ve üç katından fazla olamaz “ hükümleri mahkemelerce icra dairelerince tayin edilen avukatlık ücretinin mahiyeti belirlenmiştir.

Bu bağlamda yargı mercilerince tayin edilen vekalet ücretlerinin mahiyeti itibari ile yasa maddelerinden anlaşılması gereken ve tartışma konusu olan “mahkeme masrafları” olup olmadığı noktasında netleşmektir. Her ne kadar HUMK 417/1 ve 423/b-6 maddelerinde mahkeme masraflarından sayılacağı hüküm altına alınmış ise de, 4667 sayılı yasa ile getirilen yeni düzenlemelerden sonra bir mahkeme masrafı olmaktan çıkarılmış olduğu da tartışmasızdır, zira yapılan mahkeme masraflarının üzerinde olan ve asgari ücret tarifesinden aşağı ve üç katından fazla olmayacak şekilde hüküm kılınan ücret bir mahkeme masrafı olmaktan çıkıp vekil açısından bağımsız bir serbest meslek kazancı niteliğini almıştır. İşverenin borcuna takas, mahsup ve haczedilemeyeceği hükümleri de bu görüşü desteklemektedir. Masraf olmaktan öte, haksız tarafa yüklenilen ek bir müeyyide olarak da değerlendirmek mümkündür ki yaptırım niteliğinde olan bu hükmün caydırıcılığı, hizmeti ifa eden açısından elde edilmiş ve mamelekinde bir artışa sebebiyet veren bir gelir niteliğinde olduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu yasa madde hükümleri doğrultusunda avukatlar tarafından elde edilmiş bir gelir olduğu tartışmasız olmakla birlikte, bu gelirin idamesi için ayrıca giderleri de olacaktır, dolayısıyla aşağıda da irdeleyeceğim üzere, avukat açısından bir serbest meslek geliri niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği konusunda kuşku olmamakla birlikte bu doğrultuda her hangi bir itiraz da görülmemiştir.

B- Vekalet ücretinin Vergilendirme karşısındaki Durumu

<ı>1- Gelir Vergisi Kanunu açısından değerlendirme

193 sayılı gelir vergisi kanunun 1’inci maddesinde, gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi olduğu, Gelir, gerçek kişilerin bir takvim yılı içerisinde elde etmiş oldukları kazanç ve iratların safi tutarı olarak tanımlanmıştır, kanunun 2 maddesinde ise gelir unsurları 7 bent halinde sayılmış olmakla 2’nci maddenin 3’üncü fıkrasında serbest meslek kazançlarının gelir unsurları arasında yer aldığı hüküm altına alınmıştır.

Sermest meslek kazançlarının tanımı, tespit ve vergilendirilme şekilleri ise yine GVK 65 – 69 maddelerinde tanımlanmıştır.

Serbest meslek kazancı Gelir vergisi kanununun 65 maddesinde “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancı olduğu,

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması….. “ şeklinde tanımlanmış olmakla, serbest meslek kazancının tespitinden ziyade kimler tarafından, hangi vasıflara sahip olanların elde etmiş sayılacağını , 66 maddesinde serbest meslek erbabının vasıflarını , 67 maddesinde “ Serbest meslek kazancının bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan fark;

Müşteri veya müvekkilinden, serbest meslek faaliyeti ile ilgili olmak üzere para ve ayın şeklinde alınan gider karşılıklarının kazanca ilave edileceği,

….

Serbest meslek erbabı için,

1. Ittıla hasıl etmeleri kaydiyle, namlarına kamu müessesesine, icra dairesine, bankaya, notere veya postaya para yatırılması;

2. Serbest meslek kazancı olarak doğan alacağın başka bir şahsa temliki (Temlikin ivazlı olup olmadığına bakılmaz. İvazlı temliklerde ivazın tahsil şartı aranmaz.) veya müşterisine olan borcu ile takası; tahsil hükmünde “ olduğunu hüküm altına almıştır. Bu hükümler karşısında yargı mercilerince aleyhine hüküm kılınan tarafa yükletilen vekalet ücreti, elde eden açısından serbest meslek geliri olduğu tartışmasızdır,

Serbest meslek kazancı elde eden bakımından gelirin vergilendirilmesi bir bakımdan kaynağında verilenme ilkesi de benimsenmiş olup kanun koyucu vergi tevkifatı başlıklı GVK 94 maddesinde “ Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur “ olduklarını,

Yukarıda sayılan kişi kurum ve kuruluşlar tarafından Serbest meslek erbabına ödenen ücrete ilişkin kesinti oranı ise anılan kanun maddesinin 2 nolu bendinde “ Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç, yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden “ kesinti yapılacağını hüküm altına almıştır.

Bu hükümler doğrultusunda serbest meslek faaliyetini icra edenlere yapılan ödemeler üzerinden sorumluluk sıfatı ile kanunda belirtilen şekil şart ve oranlarda gelir vergisi kesintisinin yapılması zorunluluğu sorumluluk sıfatı ile yüklenilmiştir. Serbest meslek erbabı kendisine yapılan ödemelerden ödeyen tarafından yapılan bu kesinti, muhtasar beyanname ile kanunda belirtilen sürede beyan edilip ödenmekte, ve bu kesinti serbest meslek erbabının vereceği yıllık gelir vergisi beyannamesinde tahakkuk edecek yıllık gelir vergisinden mahsup edilmektedir, iade hakkının doğması halinde ise vergi dairesin müracaatı ile kanunun 121 maddesinde belirtildiği şekil ve şartlarda red veya iade edilmektedir.

Gelir vergisi kanunu açısından değerlendirdiğimizde , gerek gelir vergisi kanunu ve gerekse 4667 sayılı kanunla yapılan son değişikliklerden sonra Avukatlık Kanunu'nun yukarıda belirtilen hükümlerinde yer verilen vekalet ücretinin, dava sonunda mahkeme kararına göre tarifeye dayanılarak, icra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesi halinde Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesi hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmektedir. Vergilendirmede çıkan önemli sorunlardan birisi de, vekalet ücretini ödemeye zorunlu tutulan kişi ya da kişilerin kanunun 94 maddesinde sayılan kişi ve kurumlardan olup olmadığının bilinmemesidir. Zira, hükmedilen ücretin tahsilinde tanzim edilecek olan serbest meslek makbuzunda mahsubu söz konusu olan stopajın, ödeyen tarafından tahakkuk edilip ödenip ödenmeyeceği sorunudur. Bu bakımdan öneriler sonuç kısmında açıklanacaktır.

<ı>2 <ı>- Katma değer Vergisi Kanunu açısından değerlendirme

<ı>

Katma değer vergisinin konusuna hangi işlemlerin girdiği 3065 sayılı kanunun 1’inci maddesinde detaylı olarak sayılmış, olmkla birlikte verginin konusu temel olarak teslim ve hizmetleridr, genel ilke bu olmakla birlikte Gelir vergisi kanunu kapsamında değerlendirilen iş ve işlemler aynı zamanda katma değer vergisi konusuna girmektedir. Kanunun ikinci maddesinde teslim, üçüncü maddesinde teslim sayılan halle ile 4 ve 5 maddesinde hizmet ve hizmet sayılan işlemlerin tarifine yer verilmiştir. Yine kanunun 8 maddesinde verginin mükellefi sayılmış olmakla birlikte kanunda tarif edilen mükellef adına vergi tah ve tahakkuk edilecek olan kişi ve kurumlardır, zira verginin nihai mükellefi tüketicidir. Kanunda mükellef devlet ile verginin nihai mükellefi olan tüketici arasında bir köprü görevi görmekle birlikte sorumluluk sıfatı yüklenen bir mükellefiyet şeklinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Katma değer vergisinde verginin tahakkukuku etkileyecek mükellefiyetin doğması esas itibari ile vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi ile başlayacaktır. Gelir vergisi kanunundaki serbest meslek kazancının vergilendirilmesi yöünde var olan vergilendirme ilkelerine tam tersi bir uygulamaya gidilmiştir. Zira 193 sayılı GVK nununda gelirin serbest meslek kazancı yönünden elde edilmiş sayılması fiili tahsil esasına bağlanmış olmasına karşın, 3065 sayılı KDVK nununda tam tersine bir uygulamaya gidilmiş dolayısıyla vergiyi doğuran olayın meydana gelmiş olmasu verginin doğması için yeterli sayılmıştır, yani teslim ve hizmetin ifa edilmiş olması yeterli görülmüş olup, tahsil edilip edilmemesine bakılmaksızın verginin tarh ve tahakkuk edilmesi yöntemi seçilmiştir. Bu durum serbest meslek kazancı elde edenler açısından büyük bir sıkıntı doğurmuş olmakla birlikte kanun koyucu bu doğrultuda her hangi bir düzenlemeye gidememiştir. Başka bir anlatımla tahsil etmemiş bir gelirin katma değer vergisini ödeme yükümlülüğü doğmuştur, bu uygulama vergi hukukunun özü ve ruhuna aykırı olmakla birlikte anayasamızın vergi yükümlülüğünü düzenleyen 73 maddesine ve başlangıç ve diğer eşitlik ilkelerine açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Teslim ve teslim sayılan hizmetlerde verginin matrahının oluşma usulleri ise yine 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 20. maddesinin 1. fıkrasında, "teslim ve hizmet işlemlerinde KDV matrahının bu işlemlerin karşılığını oluşturan bedel" olduğu, 4. fıkrasında ise "belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedelinin KDV dâhil edilerek tespit edileceği ve verginin müşterilere ayrıca intikal ettirilmeyeceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükümle konumuzun ana temasını oluşturan avukatlık ücretinin değerlendirilmesinde ise ;

, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 1. maddesinde, "bütün hukuki yardımlarda avukat ile iş sahipleri arasında yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve Tarife hükümlerinin uygulanacağı, bu tarife'de belirlenen ücretlerin altında avukatlık ücreti kararlaştırılamayacağı aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümlerinin geçersiz olacağı, ücrete ilişkin olarak bu tarife hükümlerinin uygulanacağı" belirtilmiştir. Aynı Tarife'nin 2. maddesinde ise, "bu Tarife'de yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ile uzlaştırıcılık ücreti karşılığı olduğu, avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemlerin ayrı ücreti gerektirmeyeceği, hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği" öngörülmüştür.

Bu durumda belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işlerde fiyatın KDV dâhil olarak tespit edilmesi zorunluluğu, KDV Kanunu'nun 20/4. maddesinin bir gereğidir. Dolayısıyla, belli bir tarifeye göre fiyat tespiti halinde, tarifede yer alan bedel içerisinde KDV'nin de bulunması gerekmektedir. Bir başka anlatımla tarife bedellerinin KDV dâhil olarak tespit edilmesi gerekmektedir.

Mahkemelerce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile belirlenen ücretlerin KDV dâhil olarak tespit edilmesi yasanın bu amir hükmünün bir zorunluluğudur. Aynı zamanda Bu husus, KDV Kanunu'nun 20/4. maddesi hükmünden ileri gelen bir zorunluluktur. Tarifelere bunun aksine ayrıca KDV ekleneceğine dair konulan hükümler geçersizdir. Dolayısıyla, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre alınan avukatlık ücretlerine KDV dâhil olup, ayrıca KDV hesaplanmaması ve alınmaması gerekmektedir. ( mahkemelerce asgari ücret tarifesinden taktir edilen ücretler dahil )

Nitekim Yargıtay tarafından verilen bir Karar'da da, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre alınan avukatlık ücretlerine ayrıca KDV eklenmemesi gerektiğine ilişkin bir kararında "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin maddesinde; "bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir.) denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, "belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez." Hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen "vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." Şeklinde yasa maddelerinin bu düzenlenmiş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasındaki aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Yasa'nın 20/4. maddesinde, gerek yukarıda yapılan açıklamalar ve gerekse yargıtayın bu kararının içeriğinden de anlaşılacağı üzere , bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisinin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisinin tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, Yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisinin eklenmemesi gerekmektedir. Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, Tarife'de belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç usul ve Yasa'ya aykırı olup karar bu nedenle bozulmalıdır. Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle (BOZULMASINA) oybirliğiyle karar verildi." Şeklinde hüküm kurmuştur.

Öte yandan, 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 24 maddesinin 1 bendinin ( b ) fıkrası ile "vergi, resim, harç, pay, fon karşılığı gibi unsurların KDV matrahına dahil olduğu" hükme bağlanmıştır. Buna göre, geliri vergisi kanunun 94 maddesi kapsamında sorumluluk sıfatı ile uygulanacak olan gelir vergisi stopajına tabi ödemelerde, yapılması gereken gelir vergisi kesinti tutarı KDV matrahına dahil bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, KDV gelir vergisi stopaj matrahına değil, gelir vergisi stopajı KDV matrahına dahil bulunmaktadır. Bu hükümden anlaşılması gereken uygulama avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hükmolunan ödemelerde ücrete KDV dahil olup iç yüzde yöntemi ile ücret üzerinden öncelcikle KDV hesaplanmalı, ücretten hesaplanan KDV indirildikten sonra kalan miktar üzerinden belirlenen oran uygulanmak üzere gelir vergisi stopajının hesaplanması gerekmektedir ki bu uygulamada karşıklığa sebebiyet vermiştir kimi zaman, yanlış ve eksik hesaplamaların yanında fazla ve yersiz yapılan vergi kesintileri de ihtilaf konusu olmuştur. Buna bir örnek verecek olursak, asgari avukatlık ücret tarifesi , zerinden taktir edilmiş 100 birim ücret olsun, öncelikle 100 birimden iç yüzde yöntemi ile KDV hesaplanmalı, hesaplanan KDV 100 birimden düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden %20 gelir vergisi stopajı uygulanmalıdır. Kimi zamanlarda maliye idaresi belirlenen ücretin önce brüte iblağ edilerek, brüt üzerinden hem KDV hem de Gelir vergisi stopajının hesaplanması yönünde ikmalen tarhiyata gitmekte ve fazla v yersiz vergi istenmektedir. Oysa kanunun özünün doğru yorumlanması halinde yukarıda vermiş olduğum örnek gibi KDV ve gelir vergisi stopajının hesaplanması gerekmektedir.

<ı>3 <ı>- vergi usul kanunu açısından değerlendirme

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun makbuz mecburiyeti başlıklı 238. maddesinde, serbest
meslek erbabının mesleki faaliyetlerine ilişkin her tür tahsilatı için iki nüsha serbest meslek
makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de makbuzu
istemek ve almak mecburiyetinde olduğu, makbuz muhteviyatı başlıklı 237. maddede, serbest
meslek makbuzlarına;

1. makbuzu verenin adi soyadı veya ünvanı ve adresi;

2. müşterinin adı soyadı veya unvanı ve adresi;

3. alınan paranın miktarı;

4. paranın alındığı tarihin yazılacağı ve bu makbuzların serbest meslek erbabı tarafından imzalanacağı, serbest meslek makbuzlarının seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirileceği belirtilmiştir.
213 sayılı kanunun 238 ve 237. maddelerinde serbest meslek makbuzlarına ilişkin ayrıntılı
düzenlemelere yer verilmiştir., serbest meslek makbuzunun hangi şartlarda kime ve nasıl
düzenleneceği açıkça gösterilmiş, bu makbuzun ihtiva etmesi gereken bilgiler sırasıyla sayılmıştır. İcra dairesine vekalet ücretini ödeyen borçlu ya da mahkemelerce ödemekle yükümlü tutulan aleyhine karar kılınan kişi ya da kurum adına makbuzun düzenlenmesi de yasanın amir hükümlerindendir, kimi yazarların makalelerinde görüşe katılmadıkları, ancak müvekkil ile vekil arasında vaki bri anlaşma ile müvekkil adına serbest meslek makbuzunun tanzim edileceği yönündeki görüşlere katılmamız mümkün değildir, zira gelir ve kurumlar vergisi kanunları ile katma değer vergisi kanunu birlikte irdelendiğinde makbuz düzenlenme zorunluluğunun olduğu kanaatinin hasıl olacağını düşünüyoruz.

356 SAYILI VUK GENEL TEBLİĞİ NİN GETİRDİĞİ TARTIŞMALAR

Maliye bakanlığının 23 Şubat 2006 tarih, 26089 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 356 Seri No’lu Vergi Usul Kanunu Genel tebliği'nin (B) bölümünde “İcra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekalet) ücretinin avukata ödendiği anda, avukat tarafından borçlu adına en az 2 nüsha serbest meslek makbuzu düzenlenecek ve makbuzun avukatta kalan nüshasına da icra dairesince ödemenin yapılmış olduğuna dair bir şerh düşülerek, ödemeyi yapan memur tarafından (sicil numarası da yazılarak) imzalanacaktır.

Yukarıda belirtilen şekilde yetkili memura imzalattırılmadığı tespit edilen her bir serbest meslek makbuzu için ayrı ayrı Vergi Usul Kanununun 352-II/7 nci maddesine göre söz konusu avukat adına usulsüzlük cezası kesilecektir .” şeklindeki düzenleme tartışmalara konu olmuş, bir çok baro tarafından iptali yönünde danıştaya dava ikame etmiş nihayetinde Danıştay 4 dairsinin 2006/ 2026 E sayılı kararı ile vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararına vaki maliye bakanlığının itirazı üzerine Danıştay dava daireleri
Kurulu, 2006/14 sayı ve 16.8.2006 tarihli kararı ile itirazı kabul ederek, yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır. İtirazı kabul eden Dava Daireleri Kurulu kararının gerekçesinde, ” esasa ve konuya ilişkin bir tartışmaya girilmemiş, sadece yürütmeyi durdurma kararının verilebilmesi için idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde aranan koşulların davada oluşmadığı gerekçesine yer verilmiştir. Ancak kararda, bu sebeplerin oluşmadığı yargısının ne gerekçeye dayandığı” da açıklanmamıştır. Dolayısıyla Danıştay 4 diresinin vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararı iptal edilmiş olduğunda tebliğ hükümleri yeniden içlerlik kazanmış, ancak maliye bakanlığı sersebt meslek makbuzuna icra memurunun onayına ilişkin hükümden vaz geçtiğine ilişkin bir tebliğ daha yayımlamış konuyu biraz dada yumuşatma yöntemini seçmiştir.

SONUÇ

Yukarıda yapılan gelir vergisi, katma değer ve vergi usul kanunun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde maliye idaresinin konuya ilişkin uygulamasının doğru olduğunu 25.10.2007 tarihli makalem de dile getirmiştim, avukatların gerek icra dairelerinden borçludan adlarına tahsil edilen ve gerekse mahkemelerce karşı tarafa hükmedilen vekalet ücretleri, avukat açısından serbest meslek kazancı niteliğindedir, dolayısıyla serbest meslek makbuzunun düzenlenmesi gerekmekle birlikte, esas sorun makbuz düzenleme şekil şartlarındadır, zira, gerek borçlu gerekse mahkemelerce ücret ödemeye hükmedilen kişi ya da kurumların vergi mükellefi olup olmadığı, 193 sayılı gelir vergisi kanunu 94 maddesinde sayılan kişi kurum ve kuruluş olup olmadığının bilinip bilinmemesi açısından stopaj sorumluluğunun bu noktada açıklığa kavuşturulmasıdır, şayet ücret ödemek zorunda bırakılan kişi /kişiler/ kurum veya kuruluşların 94 maddede sayılan kişi ve kurumlardan olmasının açık bir şekilde anlaşılır olması mümkün ise yapılması gereken; düzenlenen serbest meslek makbuzunda alınan ücret üzerinden iç yüzde yöntemi ile önce KDV hesaplanmalı, kdv mahsub edildikten sonra kalan tutar üzerinden 94/2 madde hükmü gereği stopaj hesaplanarak kalan tutar serbest meslek erbabına ödenmelidir. Kesilen makbuzun borçlu ya da ödemeyi yapan kişi ya da kuruma tebliğinin yine daire tarafından tebligat yasası hükümleri çerçevesinde sağlanmalı ya da kesintiye kaynak teşkil eden ödemeyi yapan kurum sorumluluk sıfatıyla kesilen stopajı vergi dairesi veznesine ya da hesabına yatırmalı, meslek mensubu ise bu kesintiyi yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edebilmelidir.

Saygılarımla

Muhsin KOÇAK

31.03.2008

KAYNAKLAR

1- 193 sayılı Gelir vergisi kanunu

2- 3065 sayılı katma değer vergisi kanunu

3- 213 sayılı vergi usul kanunu

4- Tebliğler

5- Danıştay 4 daire 2006 / 202y sayılı karar

Not: Makaleye ilişkin eleştiri ve soruların info@muhsinkocak.com adresine e-mail olarak bildirilmesi rica olunur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 503
Kayıt tarihi
: 14.06.08
 
 

Okumanın yaşı yok demiş atalarımız. Zamanımın uyku hariç tamamına yakını okumakla geçiyor. Okumakla ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster