Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
424
 

Aydınlık melekleri hep acı çekmeye mahkûmlar mıdır?

Aydınlık melekleri hep acı çekmeye mahkûmlar mıdır?
 

Yazının sonuna kadar sizi bekletmemek için hemen vereyim yanıtını; hayır, kocaman bir hayır, insanı, insanları ya da doğayı gerçekten seven aydınlık melekleri kazanacak artık…

Sevmek için illaki kölemiz mi olmalı onlar, boğmalı mıyız sevgi oklarımızı saplamayı istediğimiz, iş arkadaşımızı, anamız-babamızı, yârimizi, sokaktan geçen her insanı ve de doğanın her parçasını?

Sevemez miyiz, ayaklarımıza kapandırtmadan, yalvartmadan, süründürtmeden hayatın tozlu topraklı yollarında?

Bilmez miyiz, köle yaptığımız her insan artık bizim sevdiğimiz değil biz tarafından şekillenen, ruhu kayıp genelev kadınları gibi ruhunu arayan et yığınları olacağını?

Nesini seveceksin artık onun? O yoktur çünkü artık orada…

Sevgisini vermek için köle yaratanlar ve de ancak öyle verenler, gün gelip geri bakmak, geri dönmek zorunda kaldıklarında farkına varırlar, köleleşen sevdiklerinin tüm kanatlarının kırıldığının, uçamadığının?

Ancak o zaman anlarlar, sevgi oklarının köleleştirmeden saplananının, makbul ve arzu edilir olduğunu…

Bu kadar mı zordur, karşımızdaki kendisi olarak kalmaya çalıştığı zaman da onu sevme erdemini, büyüklüğünü göstermek?

İllaki ben ya da o, sen ya da o, o ya da o, biz ya da onlar, siz ya da onlar ya da onlar ya da onlar mutlaka efendi ya da köle mi olmalı?

Ama artık iş içten geçmiştir; sevgi suyundan içmek için köleleştirilmeye razı olanlar mutsuzdur, ürkektir, kendi kişiliğini kaybetmiştir ve de bu durumda ilk sevildikleri anlardaki enerjiyi veremezler…

Onlarında dünyaları farklılaşmıştır artık… Kendilerine yeni bir ben yaratmak zorunda kalmışlardır, köleleştirilmiş sevgiden kurtulma çabalamaları içinde…

Çok da kolay değildir bu yolculuk; bir insan tarafından köleleştirildikten sonra, o insanı tekrar aynı duygularla sevebilmek…

Akıl ve de duygular karışır birbirine… Aklı seslenir sürekli arkadan: “yapma, kötülere destek verme, o yolda insanlığa iyilik yoktur”… Tam da o sesi takip edecekken duyguları devreye girer ve seslenir kulağa dost seslenişi gibi gelen ama aslında kendisine kötülük etiğini hissettirmeden devreye ve “aman, bu seferlik de affet, ver o zavallı insana son bir şans çünkü senin için sevgi dolu”.

Doğrudur aslında aydınlıklar meleklerinin içi sevgi doludur, ancak o kadar iyi niyetlidir ki aydınlık melekleri her seferinde ikinci sese kulak verirler…

Bu nedenden biraz zaman alır, aydınlık meleklerinin, karanlık meleklerinin gerçek içlerini anlamaları…

İşte o anlama anından sonra başlar, aydınlık meleklerinin, karanlıkla ve karanlığın ışığını saçan karanlık melekleriyle mücadelesi…

İşin en zoru da o anda başlar; çünkü insanlara o ana kadar kendilerini aydınlatan meleğin elinde tuttuğu ayna ile gerçek aydınlığın ışığını insanlara tutan karanlıklar meleği olduğunu anlatması zorlu ve acılarla dolu bir yoldur…

Ancak bunu anlatmak için içinde saklı tuttuğu gerçek sevgi ışığını kullanarak başarması için tüm teçhizata sahip olduğundan ve de bunları kullanmasını da hayat kendisine öğrettiğinden, bir oyun saflığı içerisinde yapacak kadar da erdemlidir…

Geriye de dönüş yoktur artık, çünkü içindeki sevgi öylesine büyüktür ki kaplar tüm Dünyayı ve de evreni… Sarar/sarmalar, mutluluk saçmayı etrafa görev edinir kendisine… Çünkü bilir içindeki sevginin tüm insanlığa yeteceğini ve bu sevgiyi hak edene vererek, yani, iyileri dünyada prens yaparak dünyayı yaşanacak bir cennete dönüştürebileceğini…

Diğer insanların kurtuluşu da o zaman başlar… Gerçek sevginin tadına ancak o zaman varırlar…

O nedenden sevgili dostlar, aydınlık melekleri ordusunun ayak sesleri duyuluyor artık… Karanlık meleklerinin oluşturduğu ordu ise dağılma aşamasında artık… Tüm oyunları, tüm taktikleri bilinmektedir artık… Başkalarından aldıkları ışığı ellerindeki aynalarla etrafa saçarak sahte aydınlık melekleri gibi davrandıkları kostümleri de paramparça olmuştur…

Günümüz artık, sahte aydınlık meleklerinin değil, gerçek aydınlık meleklerinin günüdür…

Yazımın başında verdiğim cevabın gerçekleşmesi de, sahte meleklerin değil gerçek meleklerin rotasının takip edilmesine bağlıdır… Bunu başardığımız gün işte karşımızdakileri köleleştirmeden sevebilmenin erdemi, mutluluğu ve huzurunu içimizin en derinliklerinde hissedeceğiz…

O günlerin yakın ya da uzak olması ise sadece ve sadece kendimize bağlıdır… İçinizdeki, aydınlık meleklerinin rüyalarını süsleyen, sevgi dolu dünyanın yakın olduğunu gösteren ışığın hiç sönmemesi ve hep gerçek aydınlık melekleri ile karşılaşmanız umuduyla…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

her insan bir aydınlık meleğidir, gönüllü olarak köleştirildikten sonra karanlık meleği olmaya adaydır... Sizinde Işığınız hiç sönmesin..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 30.11.2007 22:24
Cevap :
teşekkür ederim... sevgili hemşerim... saygı ve sevgiler...  30.11.2007 22:44
 

Sevdim yazınızı efendim.. ''Aydınlık melekleri yüreğinizden öpsün'' Saygılarımla. Sabiha Rana

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün 
 30.11.2007 18:39
Cevap :
teşekkür ederim efendim... aydınlık melekleri sizin de yüreğinizden öpsün... Saygılar...  30.11.2007 19:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 854
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster