Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
66
 

Ayzer

   Adım Ayzer, ben dünyaya gelirken annem camda ki aya bakarken gelmiş bu isim aklına aynı adım gibi altın renkliymiş o gece ay. Kışın soğuğunda tek başına doğurmuş beni anam. Ondan sonrasında da yanında ben ve kız kardeşim Aden vardı  başka kimsesi olduğunu bilmem. Sobanın yanında otururduk  ateşin odayı kırmızı renkli ışığa bürüdüğü, güğümlerin kaynama sesleri arasında saçlarımı örerken anlatırdır bir masal gibi çocukluğunu bazen. Masal gibi gelirdi çünkü okulda okuduğum bir masal kitabında  gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerdi bana göre hele ki  şimdiki haline bakınca.
 
Aden ise ben daha kendimi bilmezken doğmuştu bütün gün aynanın karşısında kendine bakıp durmasından deli derdim ona sapsarı beline kadar saçları bal rengi gözleriyle aynaya bakmayacaktı da ne yapacaktı. Köyün en güzeliydi o, en süslüsü en nazlısı. Ben ise kara kaşlı kara gözlü sıska aynalarla değilde dışarıda koyunlarla vakit geçiren biriydim hep.
 
Vaktimin çoğu otların arasında köyün yolundan babamın gelişini beklemekle geçerdi. Çok sevdiğimden değildi  tabi beklemem. Çok korkardım babamdan hem babamdan kim korkmazdı ki. Geniş omuzları ağzına kadar inen bıyıkları vardı elleri kocamandı suratıma ilk tokadı indiğinde anlamıştım elleri kocaman ve çok ağırdı. Babam eve gelmeden bütün işlerin yapıldığından emin olmak için sağa sola gider dururdum ve onu yolun başında gördüğüm anda kalbim bir kuş kalbi gibi ağzımda atmaya başlardı koşa koşa eve gidip eksik bir şey var mı diye bakar yastıkları pohpohlar güneşlikleri çeker ocağın altını yakardım.
 
Babam eve hiç mutluluk getirmedi bazen ekmek getirirdi fakat o ekmekte yenilemeyecek kadar acı gelirdi bana tadından değildi nefretindendi. Babamın bana anneme ve kız kardeşime olan nefretinden. Her baba sever çocuğunu yazıyordu okuduğum bir kitapta, her baba sever çocuğunu öyle miydi gerçekten? peki sıcak suyu devirdim diye karnıma ve belime yediğim tekmeler sevginin neresinde vardı?
 
  Annem konuşmazdı babam hakkında sanki kurulu bir makina gibi sabah kalkıp yapması gerekenleri yapar sonra divana oturur öylece dışarıyı izlerdi arada şarkı mırıldandığını duyardım ama benim farkettiğimi anlayınca susardı. Yaşım daha 16 idi eve tanımadığım insanlar girmeye başladığında bahçede ki taşın üstünde otururken hepsi bir güzel süzerdi beni ayakkabılarını çıkarırlarken. Anladım ki benimde yakılma vaktim gelmişti şu köye açılmış kör kuyunun içinde. Annem her seferinde gelenleri gönderirken bana uzaktan bir bakış atardı sanki hastaydım ve ölümüm için gün sayıyordu içinden.
 
Hiç konuşmadık annemle beni kime vereceksiniz bile diyemedim gece babamın homurdanmalarını duyardım para hesabı yaparlardı. Ben bilmezdim 80 koyun ettiğimi o zamana kadar. Aynaya baksam küserdim kendime meğer öyle değilmiş. Aden kaç koyun ederdi peki? onun sapsarı saçları vardı güzel kokular sürünür köyde bir yürüdü mü herkes ona bakardı ben 80 koyun isem o kesin 250 koyun ederdi yaşı 14tü ama buranın bir adeti vardır daha çok küçüklükten bilir kız çoçukları kadınlığın hükümlerini. Arada uyumadan önce konuşurduk Aden ile bana oğlanlarla yaptıklarını anlatırdı utanırdım hemen dizlerimi çekerdim içime o da kıkırkıkır gülerdi halime. Oysa bilmezdik bu yaşımızda ikimizin yaptığıda kör cahillik, bastırılmışlıktı. Aden hiçbir zaman bilemedi bunu.
 
Aklımda ondan geriye kalan tek manzara bahçenin arkasında ki ceviz ağcında sallanan bedeni oldu. Bir de babamın o kocaman omuzlarına sırtlayıp sanki bir hayvan ölüsüymüş gibi onu olduğu yerden indirirken kan çanağına dönmüş gözlerini bana dikişi. O günden sonra ne anamı gördüm ne babamı. Köyün dik yolundan salıverdim kendimi soğuk işledi etime damarıma her yerime. Koşabildiğim kadar koştum nefesim kesilene kadar. Oracık da ölmeyi istedim arkadan babamın sesini duyar gibiydim. Gözyaşlarımdan önümü bile göremedim, ayağım taşa takıldı umursamadım. Köyün çıkışına kadar durmadan koştum. Hiçbir şeyim yoktu hiç kimsem yoktu karanlık çökünce ayaz daha da vurdu titremekten yürüyemez oldum. Babamın birazdan arkamdan gelip beni sürüye sürüye eve götüreceğini düşündüm hep. Ama gelmedi.
 
250 koyuna değil bir gönlü güzele gitmek istedi diye astı Aden kendini. Ben sandım ki boyun eğecek ben sandım ki biraz ağlayıp o kırmızı kuşakla evden çıkıp gidecek. Kadın olmanın ne olduğunu iyice öğretmişlerdi bize. Kadın olan kendini asamazdı bile kadın kendini asma kararını bile kendisi veremezdi. Meğer öyle değilmiş şu 80 haneli köyde meğer biri gerçekten kadın olmak istemişti. Babam giden koyunlara yanarken anamın dünyasını ateşler sarmıştı bile. Annemi Aden'in bacaklarının altında dizlerinin üzerine çökmüş ileri geri sallanırken görmüştüm gözünde yaş bile yoktu gözünde hiçbir şey yoktu. Bana bakışlarından anlamıştım anam da o gün Aden ile birlikte ölmüştü.
 
Doğduğu topraklar boğuyordu kadınları burda doğduğu topraktan çıkan adalet kesiyordu boynunu kadının. Kadın sadece doğurmalıydı bu topraklarda ama doğurduğu asla kadın olmamalıydı. 
 
Artık ne yapacağımı bilmiyordum korkmuyordum fakat birazdan sırtımdan girecek bir kurşunun varlığını seziyor gibiydim. Üzerimden bırakın  bir elbise parçasını etim bile akmıştı damarlarımdan yerlere. Rüzgar esse canım yanıyordu. O sıralar köyün 30 km ilerisindeki kasaba da yaşayan beni 4. sınıfa kadar okutan Nurhan öğretmenimin kapısında buldum kendimi. Kadıncağız üzerimdeki kirden çamurdan zor tanıdı beni.
 
Çok ağladım o akşam Nurhan öğretmen de ağladı benimle birlikte. Arada odadan çıkıp başka bir odaya gidiyordu Nurhan Öğretmen başlarda sandım ki benden rahatsız oldu. Sabah duyduğum çocuk sesinden anladım meğer Nurhan öğretmenin daha 7 yaşında bir çocuğu olduğunu. Bir akşam dışarı çıkarmak istedi beni korkumdan kapının önüne bile çıkamıyordum. Ne kadar ısrar ettiyse de çıkmadım dışarı aylarca.
 
Bir akşam oğlu Kerem'i yatırdıktan sonra geldi yanıma "hadi dedi gel bir kahve içelim seninle." Gördüğüm son günden beridir baya zayıflamış benzi sararmıştı okulda sigara içtiğini görmedim hoş benim görmem onun başına gelebilecek en iyi şeydi  pek hoş karşılanmazdı burada öyle şeyler. Tezgaha dayadı kendini bir sigara yaktı. Ayzer dedi yarım ağızla gülümseyerek dumanlı dumanlı çıktı adım ağzından. Ben senin yaşındayken liseye giden derslerden kaçan oğlanlarla geç saatlere kadar konuşup annemin azarlarını yiyen bir kadındım. Şimdi sana böyle anlatınca bunlar güzel gelir güzeldi de gerçi benim içinde güzeldi. Üniversiteyi ailemin zorlamalarıyla kazanıp farklı bir şehire gitmenin heyecanınıda yaşadım o yıllarda. Her şeyi göğüsleyebilirim sanıyor insan her şeyi bildiğinden emin yürüyor o yaşlarda. Arkadaş çevremde tanıştığım bir adama aşık oldum. Sevginin nasıl bir şey olduğunu bilir misin bilmem ama senin okulda yazdığın hikayelerde kaybolan küçük kuzular için dağlara tepeleri dolaşan bir çobanın o saf sevgisi gibi düşün bunları sen. Kısa sürede birbirimize sıkı sıkı bağlandık okuldan sonra evimizin duvarları ne renk olacak diye tartışmaya bile başlamıştık. Birlikte olduk birlikte yaşadık yıllarca. Zamanla bağlılığa dönüşmesi gereken şey takıntıdan öteye gidemedi. Beni olduğum gibi sevemediğini dile getirmeye başladı. Bir kadının nasıl giyineceğinden tut nasıl konuşacağına kadar kodlanmıştı sanki zihnine ona göre tüm yanlış kadınların arasında düzeltilme olasılığı en yüksek olan hasarlı bir robotmuşum ben. Beni tamir etmek için her bir parçamı söküp geri takmadan öylece bıraktı beni. Kadın dediğin bir erkekle tamamlanır sözü her yerde geçerli aslında kadın tek başına var bile olamaz. Aslında baştan hasarlı bir birlikteliği evlilikle devam ettirdik birde. Birbirimizi sevmediğimizi içten içe bilsek de bir kere onun namus meselesi olmuştum. Leke sürdürmezdi ya namusuna kendinide beni de ateşe atıp aldılar baba evimden beni. Sonrasında kavga kıyamet bir gün huzuru hissetmedim o adamın koynunda. Kereme hamile olduğumu öğrendğimd dünyam başıma yıkıldı ben bile boğulurken evimin içinde yavrucak ne hallere düşerdi. Hamileyken bir şeyler düzelir gibi oldu tabi adam ürüyor bir de erkek olduğunu öğrenince havalara uçtu. Çocuk doğduktan sonra eskisi gibi bozuldu aramız. Bir akşam Keremi uyutup oturma odasına geçtim televizyon izlerken bana baktığını farkettim. Gözlerinin öylece vücudumda gezindiğini hissettim bana dedi ki "çocuk doğalı beri iyice saldın sen kendini bacakların göbeğin hiç güzel durmuyor sen hiç aynaya bakıyor musun?" Beynime değil kalbime işledi o sözler benim. Bir kadına en çok ne yakışır biliyor musun Ayzer? Bir kadına en çok ne güzel kıyafetler ne süslü pırlantalar ne de herkesin bayıldığı orantılı bir surat yakışır. Bir kadına en çok sevilmek yakışır. Kadın ruhu sevgi ile güzelleşir sevgisiz kalmış bir kadına ne giydirirsen giydir ne kadar pahalı hediyeler alırsan al o kadın güzelleşemez. Bu yüzden erkekler karılarını zamanla beğenmezler. Pahalı hediylerin yakıştığı güzel elbiselerin içinde kendini tamamlanmış hisseden kadınlar daha çekici gelir onlara. Çünkü onlar sevilmeyi beklemezler. O gece farkettim beni aldattığını ve o gece boşanma kararı aldım. Çocuğun velayeti bende kaldı. Aylarca sokağımın başında dikildiğini gördüm Kerem'i ona vermem gerektiğini söylüyordu. Kadın sadece çocuk doğururdu büyütemezdi. Onun için benim gibi bozuk bir insanın yanında büyürse neler gelirdi çocuğun başına kim bilir. Ben de doğuya istedim tahinimi buraya kaçtım. Çocuğum olduğunu sadece kasabadakiler bilir. Babasız bir çocuk kocasız bir kadın kirletirdi buraları. Artık dönmem gerektiğini düşünüyordum ki sen geldin kapıma. İstanbul'a geri dönüyorum ve seni de yanımda götürmek istiyorum bana arkadaşlık edersin. Kerem'e ben olmadığım zamanlar bakarsın bir şekilde hayatımıza devam ederiz seninle birlikte dedi bana.
 
   İstanbula böyle geldim işte. Denizi ilk kez gördüğüm günü anlatamam bile size. Sanki dedim hayaldir  kocaman asmalı köprüden geçerken şaşkınlıktan ölüyorum sandım. Üsküdar da bir evde yaşadık yıllarca Nurhan öğretmenimle. Bana ders çalıştırdı elinden geldiğince. Liseye kadar okudum bir şekilde. Ama ne zaman tek başıma yürüsem bu yaşıma geldim babamın gölgesini hala hissederim üzerimde. Üniversite sınavlarına girdim sosyoloji bölümünü kazandım. Bir yandan çalışıp bir yandan okudum. Hiç arkadaşım yoktu kimseyle konuşma hakkını göremezdim kendimde.
 
Bir gün üniversitenin kantininde otururken başımdan aşağı kaynar sular dökülür gibi oldu gördüğüm anda Tarık'ı.Tarık bizim köyün muhtarının oğluydu sonradan gelmişlerdi bizim köye aynı sınıfta okumuştuk bir süre. Kalbim ağzımda atarken geldi oturdu yanıma Ayzer dedi gözlerini kısıp emin olmak için. Hiçbir şey diyemedim öylece baktım suratına. Öldüğümü söylemiş babam herkese ben kaybolduktan sonra. "Kaçtın mı sen" dedi. Kaçtım dedim sadece ama neden kaçtığımı bir bilseydi sadece kaçmak olmadığını anlardı herhalde. Yüzümdeki korkuyu anlayınca soru sormadı bana "merak etme" dedi sadece kimseye bir şey söylemeyeceğim. İçimde o günden sonra hep bir sıkıntı oldu.
 
Tarık ile daha çok görüşmeye başlamıştık ama sanki ölümüme doğru yürüyordum her adımımda. Bana arkadaş oldu eş oldu dost oldu Tarık. Okul bittikten sonra birleşti hayatlarımız sessiz sedasız. Babası vefat edince dönmüştü oda doğduğu yere. Hep anladık birbirmizi hep sevdik diye bilirim ben. Mutlu bir yuvam kendimi geçindirebileceğim kadar bir param oldu. Doktor demeseydi bana çocuğun olmayacak dünyanın en mutlu insanı sayılırdım nerdeyse.
 
Hep oğlum olsun istemişimdir ben kız olursa başına geleceklerden korkardım çünkü. İnsanlar çocuk, genç, yaşlı ayırmıyor bu yaşadığımız toplumda hepsinin cinsiyetlerine göre davranış kalıpları oluyor ben nasıl derdim kızıma sen kız çocuğusun eteğini topla. El kadar çocuk eteğinin altındaki etten tahrik olacağını nereden bilsin o yaşta. Tarık şimdi nerde bilmiyorum bana boşanma davası açtığı gün içim bile acımadı kendi içimde hak bile verdim ona bildiklerimden utanarak. İnsanoğlu buraya üremeye gelmişti. Anlaşmalı boşanma ile ilk duruşmada boşandık. Yüzüme bile bakmadı duruşma salonunda kendi içinde ezildiğini görür gibi oldum annesi tam aksine suratıma bir hastalık bir pislikmişim gibi kurtulmak için tiksintiyle bakmıştı. Oysa oda bir kadındı benim gibi. Bir evladı vardı ana sadece çocuk doğurunca olunmuyordu bilmiyordu. Kadın doğduğu gün ana oluyordu aslında. Kadının kadına ettiğini başka kimse kimseye etmiyordu aslında. 
 
  Maaşım kendimi geçindirmeye zor yetiyordu boşandıktan sonra izinli olduğum günlerde evlere temizliğe gitmeye başlamıştım birde. Daha küçük bir eve taşındım bir yatağım bir de kanepem vardı evimin içinde.
 
Bir akşam markete gitmek için çıktım. Sokağın başında henüz yaşı 15 olan bir erkek çocuu dikiliyordu ışığın altında yüzünü görür gibi oldum ama sigarasını içine çekip başını öne eğince göremedim tam. Geri dönerken farkettim peşimden geldiğini adımlarım hızlandıkça gölgesinin bana yaklaştığını farkettim yere düştü elimdekiler el kadar çocuk diye geçirsem de içimden korkuyla evin bahçesine girdim. Bahçe kapısından içeri girdi. Öylece baktım suratına o an sanki koskoca dünyayı kökünden dinamitleyip üzerime yıktılar. Aden'in siması vardı yüzünde. Beline götürdü elini o anda anladım ki 15 yaşında henüz yüzünde tüy bitmemiş bir çocuk tüm soğukkanlılığıyla beni öldürmeye kararlı duruyordu karşımda. İçeri kaçtım ama kapıyı kapatamadım benimle birlikte girdi içeri yüzü daha da aydınlandı. O an anladım erkek kardeşim olduğunu. Elinde silah olmasaydı koşup sarılırdım. Nefretle baktı yüzüme o kadar korkuyordu ki boğazında ki damarlar belirginleşmişti. Kan çanağına dönmüş gözleri tüm nefretini bana yöneltmişti.
 
Babam Hakim Bey, babam bütün nefretini yüklemişti sırtına. Babasının oğlu olmuştu o da. Yıllarca babamın gölgesini üzerim de hissettim demiştim meğer nefreti öyle kuvvetliymiş ki Siirtten İstanbula düşmüş gölgesi. Bütün direncim kırılmıştı oracıkta ölmeyi bekleyecektim konuşmasaydı benimle. "Sen" dedi "benim ablamsın beni de bilmezsin ama ben seni bilirim" dedi. Yavaş adımlarla yaklaştı bana elleri titrediğinden herhalde o kadar uzaktan vuramayacağını düşündü.
 
Ölümün size doğru yürüdüğünü görünce Hakim Bey bu dünyada hiçbir canlı yaşamanın değerini o an kadar net göremez. İnanır mısınız bilmem elim silahta olan eline nasıl gitti nasıl kavradım silahını hala aklım almıyor. Kasten mi öldürdüğüm yazıyor o önünüzde ki kağıtlarda bilmiyorum. Kasten öldürmesem de öldürdüğüm yazıyor. O silahı belki ben ateşledim Hakim bey belki o tetikte sadece benim parmak izlerim var. Ama siz o tetikte babamın görünmeyen parmaklarının izlerini nereye inceletseniz göremezsiniz. Siz o silahta toplumun ellerini göremezsiniz ne kadar baksanızda. Öldüren benim Hakim Bey. Çocuğum olsa aynı yaşta olacak kardeşimin kanı ellerime üstüme başıma bulaştı zaten. Gözlerinden acıyla süzülen yaşı ben gördüm etlerine kadar incinmişliğini hor görülmüşlüğünü ben hissettim. O kağıtlarda benim canıma kast etmek istediğim de yazar. Belki nefsi müdafa yazıyordur.
 
Benim canıma kast eden o değildi, benim canıma kast eden şey anamın beni doğurmasıydı yalnızca. Size yalvarırım bu salondan ellerimi kelepçeleyip çıkarın. Beni kapatacağınız o dört duvar şurdan çıkıp gideceğim yollardan daha güvenlidir eminim. Buraya kadar gelmiş olabilmem bile mucizedir zaten. Tek bir şey söylemem izin verin "İnsan insanlığını kazanır Hakim Bey insan doğduğu zaman sadece bir canlıdır."
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 584
Kayıt tarihi
: 23.02.17
 
 

Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklam.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster