Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
592
 

Sır

Sır
 

"RESİM:ALINTI"Sana dünyaları versem yetmez. Yetmez sevgimi anlatmaya...


2.bölüm

Gülümsemişti kız kendisine bakan bir çift yeşil göze dayanamayarak.

“Geldim sevgilim, geldim.” diyerek kumların içine bata çıka ilerliyordu kız. İlk kez duygularını birbirlerine itiraf ettikleri Kilyos Sahili bugün onlarındı. Yalnız onların. Aşk cennetleriydi Kilyos.

Adam ilerledi kıza doğru. Kavuşmayı çabuklaştırmak ister gibiydi her hali. Yaklaştılar git gide ve kız bir anda kucaklanıldığını hissediverdi. Ne kadar da sıcaktı bugün Selim. Ne kadar da içten kucaklamıştı O’nu.

İçine çekti sevdiğinin kokusunu genç adam. Kuzguni saçlarında gezdirdi ellerini. Gözlerine baktı sonra yeşil yeşil.

“Seni o kadar çok özledim ki…” dedi işaret parmağını kızın yanaklarında dolaştırırken.

Zorla gülümsemeye çalıştı Tuana.

“Yapma. Daha dün sabah görüştük.”

“Sensiz yirmi dört saat nasıl geçiyor bilemezsin. Bana asırlardır sensiz kalmışım gibi geliyor.” diyerek kızın üşümeye yüz tutmuş ellerini aldı avuçlarının içine.

“Sensiz tek bir dakikamın geçmesini isteyemiyorum Tuana. Seni o kadar çok seviyorum ki…”

Tuana yeşil gözlerdeki sevgiyi gördü ilk gün ki gibi.

“Şimdi değil Tuana. Şimdi değil. Tut kendini. Bugünün tadını çıkar. Son gününüzün… Sana ondan kalacak bir hatıra…” diye düşündü kız içinden geldiği gibi davranmayı seçerek.

“Ben de özledim aslında seni.”

“Canım benim.”diyerek ellerinin arasında titreyen bir çift eli ağzına yaklaştırarak hohlamaya, ovuşturmaya başladı Selim.

Üşüyordu kız. Havanın pek de soğuk olmamasına karşın üşüyordu. Pembe mantosu onu ısıtmaya yetmiyordu bugün. Hava değil de zihninde dolanan düşünceler bu kadar çok üşütüyor, titretiyordu onu aslında.

“ Hasta olacaksın. Hadi bir yer bulalım kendimize.” dedi adam kızın omzuna elini dolayarak.

“Kendimize bir yer bulsak. Neden biz böyle kaçak göçek buluşuyoruz Selim. Neden bizim bir evimiz yok. Biliyorum asla bir yuvamız olmayacak bizim.” diye düşündü kız ister istemez.

“ Yürüseydik biraz.”dedi sonra cılız bir sesle.

“Yağmurun serinliği var. Dalgalarda hırçınlaştı.”

Kızın yeşil gözleri yüreğindeki çalkantıyı andıran dalgalara takıldı istemeden. Yüreğini yalayıp geçiyordu dalgalar.

”Hasta olmanı istemem can damlam.”

“Can damlam.” derdi ona Selim. Ne çok severdi ona böyle seslenmesini. İçi ısınırdı kızın. Başı dönerdi böyle anlarda. Ayakları yerden kesilirdi. Sevilmek hoşuna giderdi olabildiğince ve sevmek böylesine.

Derin bir nefes aldı Tauna. Daldı o azgın dalgalara genç adamın onu takip eden gözlerinin farkına varmadan.

“Bir tanem ne düşünüyorsun?”

Döndü kız.

“Yağmurun serinliği, dalgaların hırçınlığı, yerlere düşmüş sarı yapraklar… Ne kadar da hüzün verici.”diyerek sevdiğinin gözlerine baktı sanki orada kaybolmaktı dileği.

“ Yaz bitti. Sonbahar. Nerdeyse o da bitti. Tabiat Ana cömert davranıp da şubat ayında bize hazan mevsimini yaşatmasaydı.”

“Tuanam… Bu hüzün de neyin nesi bugün?”

Manalıydı kızın bakışları.

“Sen hiç üzülmüyor musun Selim?”

Anlamamıştı genç adam kızın neden sorduğunu bu soruyu. O tek cümlenin altında ne paragrafların gizlendiğini anlayamamıştı o gün için Selim. Omuzlarını kaldırarak banane dercesine cevapladı.

“Bana ne yaz bittiyse… Yazın sonuysa… Bitecekse bitsin yaz. Korkum yok hazan mevsiminden. Kara kıştan korkum yok. Sen yanımdasın. Sen baharımsın, yazımsın benim. İlk yaz güneşimsin. Yeni açan tomurcuğusun gönlümün.”diyerek elini doladı kızın omzuna. Onu kendine doğru çekti.

“Aşkı yaşıyorum ben seninle olabildiğince. Sonbaharda hatta kış mevsiminde aşk bir başka yaşanır Can Damlam.”

Gülümsedi kız. Adamın bu sıcacık sözleri biraz da olsa ısıtmıştı üşüyen bedenini.

“Ama yaz aşkı bizimkisi…”

“Yazın başladı belki ama bir ömür boyu sürecek inan bana sevgilim.” diyerek daha sıkı kavradı kızın titreyen bedenini.

“Hadi o gün ki çay bahçesine gidelim.”

“Gidelim sevgilim ama önce biraz otursak arabada… Ve seyretsek yitip giden mevsimleri. Martıları dinlesek…”

“Peki canım . Öyle istiyorsan.”

Beraberce yürümeye başladılar kum dolu yoldan, kumlara bata çıka.

Genç adam kızın binmesine yardım etti önce ve sonra kendisi sürücü koltuğuna oturdu.

“Kaloriferi açtım. Isınırız birazdan.” diyerek kapıyı açtı ve aşağı inerken “Nereye gidiyorsun?” diyen kızın sesi ile gülümsedi.

“Hiçbir yere aşkım. Sen yanımdayken nereye gidebilirim ki? Elimde olsa bir an bile ayrılmam yanından.” diyerek bagaja yöneldi ve orkide buketi ile geri döndü.

“Senin için can damlam.”

“Beyaz orkideler…” diyerek buketi aldı kız ve kokladı onları.

“Çok güzelsin ve çok özelsin.” der beyaz orkideler.

“Öyle… Bir tesadüf değil bu çiçekleri seçmem. Sen benim için öyle özelsin ki…”diyerek kıza sokuldu genç adam ve fısıldadı kızın kulağına “ Sevgililer Günümüz kutlu olsun Can Damlam.”

Tuana sevdiği adamın nefesini yüzünde hissetti bir an. Ne çok özlemişti bu losyon kokusunu. Sevdiği adamın bedenine yayılmış bu çam kokusunu. Selim’in dudakları kızın dudaklarının üzerine bir kelebek misali kondu. Küçük ama sıcacık bir öpücüktü bu. Tuana da aynı sıcaklıkla karşılık vermişti bu öpücüğe. Başka türlüsü gelmezdi ki elinden.

Selim arabanın buğulanmış camlarından cesaret alarak daha uzun bir öpücük kondurmuştu o çok sevdiği dudaklara. Tuana kendini bırakmıştı bu öpüşlere. Küçük dokunuşlara. Her saniyeden tat almak istiyor gibiydi hali. Bedeni gevşemişti ama zihnini saran karanlık hala açılmıyordu.

Zaman kazanmak istercesine başını yasladı sevdiği adamın omzuna. Selim’in dudakları kızın kuzguni saçlarında dolaşırken o çok sevdiği melisa kokusu başını döndürüyordu genç adamın. Kaçamak bir bakış attı kız o yeşil gözlere. Gülümsedi sonra. İkisi de mavilikte yok olmuş gibiydi. Sessizdi ortalık. Dalga sesleri duyulmaz olmuştu sanki. Ama martılar feryat figandı gökyüzünde nereye uçacaklarını bilmiyor gibiydi halleri.

Aklı karışıktı kızın. Zihni bulanıktı. Bir süre hiç konuşmadılar. Birbirlerinin yanında olmanın, bedenlerini hissetmenin, kokularını duyumsamanın hazzına bıraktılar kendilerini. Sanki ikisi de biliyordu bu dakikaların kısıtlı olduğunu.

Nice sonra genç adam kıpırdandı. Parmakları kızın saçları arasında dolaştı.

“Canım benim…”

Doğruldu Tauna.”

“Yanımda olman bana tarifi imkânsız bir mutluluk veriyor Can Damlam.” diyerek cebindeki yeşil kadife kutuyu çıkardı genç adam. Kutuyu açtı kızın şaşkın bakışları arasında. Zümrüt taşlı yüzüğü aldı yerinden. Sonra kızın yüzük parmağına geçirdi.

“Artık yerini buldu.” dedi Selim.

“Çok yakıştı sana.”

“Ben… Ben çok teşekkür ederim aşkım.” dedi kız bu yüzüğü hiç takamayacak olduğunu bilerek.

“Selim...Bu çok pahalı bir taş. Buna gerçekten de gerek yoktu. Hem orkideler hem yüzük. Senin yanımda olman bana en büyük hediye.”

“İşte bunun için belki de seni bu kadar çok seviyorum. Öyle tok gözlüsün ki…İnan bana bir tanem. Sana dünyaları versem yetmez. Yetmez sevgimi anlatmaya.”

“Teşekkür ederim.” diyerek dudağının kenarına bir öpücük kondurdu kız adamın. Sonra çantasındaki kırmızı kaplı kadife kutuyu çıkardı..

“Seninki kadar değerli bir hediye değil.” dedi kutuyu açıp içinden çıkardığı kravat iğnesini sevdiği adamın kravatına iliştirirken.

“Aslında sana vermek istediğim başka bir hediyem vardı bugün. Ama maalesef sen bu hediyemi hiçbir zaman bilmeyeceksin.” diye düşündü. İğneyi iliştirince ince uzun eller, kendilerini adamın avuçlarının arasında buluverdi. Selim’in minik öpücükleri konuyordu şimdi kızın ellerinin her yanına.

Kız usulca çekti ellerini. Parmağına kilitlendi gözleri.

“Çok güzel bir yüzük ama tek taş değil. Anlamı evlenelim değil.”diye düşündü ve aklına yerleşen bu düşünceden bir an önce kurtulmayı başardı. Bugünü doyasıya yaşayacaktı. Kararlıydı.

“Ne dersin artık gidelim mi o bizim çay bahçemize?”

“Isındık değil mi?”

“Evet.”“anlamında başını salladı kız.

Beraberce indiler arabadan. Kızın eli sevdiği adamın avuçlarının arasında ilerlediler sahil yolundan sahildeki çay bahçesine doğru.

Yavaş yavaş atıştıran yağmur hızlanmıştı ama ikisinin de gıkı çıkmıyordu.

Sarı yapraklar birbirine yapışmışçasına aşk yaşıyorlardı sanki. Artık rüzgar savuramıyordu onları. Yağmurun yağışına sevinmiş gibi bir halleri vardı irili ufaklı yaprakların. Sarı yaprakların.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yine çok hoş bir öyküyü okumak için sayfanızdayım. affınıza sığınarak öyküdeki dikkatimi çeken bir uyumsuzluğu belirtmek istiyorum. adam evden çıkarken gri tonlarında bir sweat-shirt giymemiş miydi? arabada kravatına iğne takılınca şaşırdım doğrusu... devamını merakla bekliyorum öykünüzün... sevgimle

evrem 
 10.09.2009 14:40
Cevap :
Teşekkür ederim Evrem.Bazen böyle mantık hataları olabiliyor. Dikkatimizden kaçabiliyor. Düzelttim canım. Takip ettiğin için ayrıca teşekkürler.Sevgi ile kal.  11.09.2009 8:42
 

Emeğinize karşı kucak dolusu orkideler size gelsin... Elinize sağlık. Devamını dört gözle bekliyorum.

mavi uçurtma 
 10.09.2009 12:20
Cevap :
Hımm. "Özel ve güzel" beyaz orkidenin anlamı. Aldım, kabul ettim. Teşekkürler. Esen kalınız.  10.09.2009 14:27
 

Daha başlangıçta sonu olmayan bir sevda ve hayran olduğun isim. Sır'rın gizemini anladım... Betimlemeler çok canlı Empati Güzeli... Başarılar.

Ayten Dirier 
 10.09.2009 12:09
Cevap :
Hocam tek bir sır yok aslında. Matruşka bebkler gibi birbirinin içind esaklı sırlar. Soyuldukça biri diğeri çıkacak altından. Yani merak edin diye bu ip uçları.Sevgiyle kalın.  10.09.2009 14:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 752
Toplam yorum
: 1756
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 772
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster