Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '06

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
1174
 

Bakan koç'un "Hasankeyf meydan okuması"

Bakan koç'un "Hasankeyf meydan okuması"
 

20 Ağustos 2006 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nde Mehmet Ocaktan’ın haberinde Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un Hasankeyf'le ilgili gelişmeler hakkındaki görüşlerine yer verilmiş. Kültür’den sorumlu bakanımız: "Hasankeyf zaten yok, tarihten silinmiş. Baraj yapmasak da pek fazla bir şey değişmeyecek. Şimdi bütün bu kültürel varlıklar inşaat süresince kazılarla çıkarılıp korunacaktır. Yanlış imar ve yapılaşma neticesinde Hasankeyf yok olmak üzere iken, henüz baraj inşaatına başlamadan, alanında uzman heyetler ile tarihi koruma çalışmaları başlatılmıştır" demiş.

Sayın Koç’un “Hasankeyf zaten yok, tarihten silinmiş. Baraj yapmasak da pek fazla bir şey değişmeyecek...” sözleri, dağı ovası tarihi eser ve ören yeri kaynayan bir ülkenin kültüründen sorumlu bir bakanı tarafından sarf edilmiş olması kabul edilemez bir zihniyetin ifadesidir. Hayatında biraz tarih ve arkeolojiyle uğraşmış biri şunu bilir ki, ören yeri ya da arkeolojik sit alanı olarak tanımlanan tüm alanlar ve antik yerleşimler için zaten bir tarihe mal olma durumu söz konusudur. Pek az ören yerinde yapıldığı ilk günkü gibi ayakta duran halen kullanılmaya devam edebilecek bir yapı bulunabilir. Bu tür yapılar gerçekten istisnaidir, mesela İshak Paşa Sarayı ya da Topkapı sarayı, çok sayıda Osmanlı Dönemi camisi gibi zaten görece yakın bir tarihte yapılmaları ve günümüze kadar kullanılarak bakımlarının kesintisiz yapılmasıyla ilgilidir. Türkiye’de Çatalhöyük veya Kültepe gibi sayısız höyük tipi İlk Çağ yerleşimi vardır ki bunların kazılmadan önceki hallerine baksanız oval bir toprak yığınından başka bir şey göremezsiniz. Bugün dünyaca ünlü Efesos, Side, Aphrodisias, Pergamon vb. daha nice antik kentimiz kazılmadan ve restorasyon çalışmaları yapılmadan önce pek az bölümü yüzeyde görülebilen kısmen tarım arazisi, kısmen ormanlık ya da çalılarla kaplı alanlardı. Azıcık arkeolojiye, olmadı tarihi eser mevhumuna ilgi duyan, okumasını bir tarafa bıraktım bu konuda bir kaç resimli kitap karıştıran ya da bir kaç yer gezen birinin bu konuda bir fikri vardır. Bu ülkenin kültür bakanlığına soyunmuş birinden bunu bilmesini beklemek en doğal hakkımızdır.

Bakanın “...Yanlış imar ve yapılaşma neticesinde Hasankeyf yok olmak üzere iken, henüz baraj inşaatına başlamadan, alanında uzman heyetler ile tarihi koruma çalışmaları başlatılmıştır... Ne yazık ki orada baraj yapılana kadar buradaki tarihi ve kültürel varlıklar kimsenin aklına gelmemiştir...” sözlerine karşılık bu sit alanımızda ilk kurtarma kazılarını başlatmış sanat tarihçi Prof. Dr. M. Oluş ARIK 1999 tarihli bir yazısında: “... 1985 yılında konumuzla ilgili Devlet mercilerinin bu alanı ne kadar duyarsızca dışladığını gösteren bir trajedi ile de karşılaştık: Türkiye'nin övüncü G.A.P. Projeler zincirinde “11. halka” olan Ilısu Barajı'nın proje v.b. tüm hazırlıkları bitmiş, başlama emri bekleniyormuş. Baraj inşaatının temeli atılacak günden 9 yıl sonra ise, baraj gölü tarihî Hasankeyf kenti kalıntılarını yutacakmış! Hasankeyf tarihî ve doğal sit ilan edildiği ve yasaca bu statüdeki yerlere kimsenin zarar veremeyeceği bilindiği halde böyle bir proje Devletten nasıl onay aldı ve gerçekleşme yoluna girdi? Cevap: Kültür Bakanlığı bu kararı DSİ ve TEK yönetimlerine bildirmemiş!” diyor. Demek ki kendi döneminde değilse bile daha işin başında Hasankeyf’i gözden çıkarmaya çalışan bizzat bakanlığın kendi olmuştur. Burada kazı çalışmaları da Oluş Arık’ın tamamen kişisel çabalarıyla başlatılmıştır. Yani bir iki bilim insanı sesini çıkarmayıp olayın üzerine gitmese bu iş zaten oldu bittiye getirilip Hasankeyf bir daha sözü edilmemek üzere baraj sularına ve tarihe gömülecekti.

Bakan bu sözleriyle yetinmemiş "... Tarihi köprü yıkılmak üzere olup geriye sadece ayakları kalmıştır. Zeynel Bey Türbesi de çökme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Türkiye ve dünyada bu hususta uzmanlaşmış bir ekip yönetiminde bu eserler Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınacak ve yerleştirilecektir. Hasankeyf'i en iyi bilen benim, bunun için en çok çalışan benim. Hasankeyf için 50 milyon dolar ayırdık. Hasankeyf 100 yıldır orada, bu ülkede 30 yıldır kültür bakanlığı var. Peki bugüne kadar neredeydiniz, kim ne kadar yatırım yapmış… Meydan okumaksa işte buradayım" demekte ve aynen Hasankeyf için çırpınan kesimlere meydan okumaktadır.

Bir kere Hasankeyf doğal özellikleri de dikkate alınırsa değil 100 yıl, 100 binlerce yıl oradadır, tarihi özelliklerine bakılırsa da binlerce yıl. Demek ki bu meydan okuma daha baştan çuvallamıştır; Sayın Koç ya iddia ettiği gibi Hasankeyf’i en iyi bilen değildir ya da bildiği bir şey varsa da onu basit laf cambazlığıyla ancak çevresindeki olaya hakim olmayan bir kaç gazeteciyi uyutabileceği düzeyde kullanarak sorunu geçiştirmektedir. Hasankeyf’e ayrılan 50 milyon dolarlık bütçe ve taşıma suretiyle kurtarılabilecek yapılar konusunda Prof. Dr. M. Oluş ARIK’ın yukarıda sözü edilen yazısından öğrendiğimize göre taşınarak kurtarılabilecek eserler Hasankeyf’in ifade ettiği anlamın %10’u bile değil. Arık’ın da belirttiği gibi, Hasankeyf’le kıyaslanabilecek büyüklükte olan Efes ve Milet gibi ören yerlerimiz 100 yıldan beri arkeolojik kazılara, restorasyonlara ve araştırmalara konu oluyorken Hasankeyf’e çok iyi ödenek ve destekler verilerek benzeri çalışmalar yapılsa yuvarlak bir hesapla en az 50 yıl lazımdır. Oysa ki Kültür Bakanlığı şimdiye kadar bu iş için beklenin çok altında ödenek vererek bu işi baltalamış. Hasankeyf’in arkeolojik ve tarihi yapısı ve kalıntıları zaten doğal doksuyla iç içedir, birini diğerinden ayırmak ta öyle bir iki yapıyı söküp taşımakla taşıyarak da Hasankeyf’i kurtarmak mümkün değildir.

Ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı entvanterlerinde 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiş ama kamuoyu tarafından adı bile duyulmamış yüzlerce ören yerimiz vardır. Doğaldır ki Hasankeyf'te de olduğu gibi, başı belaya girmedikçe ya da bilimsel kazılarla gün ışığına çıkarılmadıkça her hangi bir örenin adından öyle sıkça kamu önünde söz edilmez. Bu durumda Ilısu Barajı projesiyle birlikte Hasankeyf'in tarihin derinliklerine gömülmesi gündeme gelince çok şükür ki birileri bu ören yerimize sahip çıkarak bunu bizlere duyurmuştur; bu Sayın Koç'un Kültür Bakanı olarak şikayet etmesi gereken bir durum değildir. Bundan olsa olsa baraj işinden ekonomik çıkarı olan yatırımcı ve müteahhitler şikayet edebilir. Bu durumda Kültür ve Turizm Bakanı kimden yanadır?

Şimdi çıkıp Sayın Koç, aramızda Prof. Dr. Oluş Arık gibi, Hasankeyf’e yıllarını vermiş bir bilim adamımız ve söyledikleri ve yakınmaları varken Hasankeyf’i herkesten iyi bildiğini iddia edip, işin iç yüzünü bilmeyen zaten bilmeye de pek niyetli olmayan gazeteciler yanında herkese “meydan okuyor”. Ancak anlaşılacağı üzere bu meydan okuma Sayın Koç’un daha önce turizm konularında devirdiği çamlar gibi, kültür konularında da bu bakanlığa ne kadar layık olduğunu göstermektedir; bu meydan okuma, aslında öncelikli işi kültür varlıklarını korumak, onları bilimsel araştırmalarla kendi insanına ve dünya tanıtmak olması gereken bakanlığının asıl misyonuna karşı meydan okumasıdır. Böylesine misyonuna zıt bir zihniyete sahip birinin o makamı işgal ediyor olması anlaşılır gibi değildir.

Resim: Milliyet İnternet.

Bu haber yorumuyla ilgili Internet adresleri:
· http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=20.08.2006&y=MehmetOcaktan

· http://www.akmb.gov.tr/turkce/books/turkkong4-1/tk4-1-07-arik.htm

· http://www.hasankeyfesadakat.com/arkeolojik_alanlar/00003/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yurdum insanı zaten tarihi eserlere gerekli ilgiyi göstermiyorken, bir bakanın da bu tür konuşmlaları çok üzüyor insanı. Halkın cahilliğine versek, makam sabibi insanları neyle yargılayacağız. Daha nice dünya şaheseri barajlar altında kalacak. Ülkemiz, dünya tarihinin en önemli uygarlıklarının yerleşmelerine sahip. Bu tarihi eserleri turizm alanında kullanıp hızla gelişmek varken, biz onları yok etmeye uğraşıyoruz. Aynı şey geçmişte yaşanıyordu. "Artemis tapınağının parçalarını İsabey Camii 'nde kullanmak gibi. Tarihsel varlıklarımız sadece bizim tarihimizi yansıtanlar olarak görülmemeli. Kaldı ki kendi tarihsel varlığımızı bile ne kadar koruduğumuz ortada.. (İstanbul örneğindeki gibi ) Bu ülkede bulunan her tarihi eser bu ülkenin tarihinin bir parçasıdır. Duyarlı yazınızı tesadüfen farkettim. Saygılar...

Uzeyir Kadioglu 
 17.08.2007 14:25
Cevap :
Sayın Üzeyir, duyarlılığınızdan dolayı kutluyor, yorum ve katkınız için teşekkür ediyorum.  17.08.2007 14:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 147
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Arkeolog olarak arkeoloji, Eski Çağ tarihi, günümüzde sit ve çevre sorunları başlıca ilgi alanlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster