Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
522
 

Ben mi anlayamıyorum?

Ben mi anlayamıyorum?
 

Kadının Saçlarını Fırça Olarak Kullanıyorlar (interesan.com) 


Anımsadığım kadarıyla; babaannemin başı örtülüydü, annemin de… Hatta annemin teyzelerinin halalarının da başlarında başörtü vardı. Biz o örtüye “bürgü” derdik. Beyaz ince bir kumaştı. Bir de eteklerine Karadeniz yöresine özgü ipek peştamal takarlardı. Çok güzel görünürdü, bembeyaz bürgü, turuncu lacivert çizgili ipek peştamalla…

Annem çok fazla peştamal ve bürgü kullanmazdı. Onun için evimizde bir peştamal bulunurdu. Bürgü ise değişik motiflerle, dantellerle işlenmiş olarak çok sayıda vardı. Aslında oyalı yemeniler daha çoktu. Babaannem yemeni bağlardı başına. Biz altı kız kardeş ise başımızı hiç örtmedik. Başbakan Erdoğan’ın aşağıdaki sözcüklerini okuyunca çocukluğumu ve çocukluğumdaki yakınlarımın başlarını nasıl örttüklerini anımsadım;

Başbakan Erdoğan, “5 yıl başörtüsü konusunda hep sabır dedik. Şimdi böyle adım atıldı, parlamentoda destek yüzde 80’i aştı, toplumsal destek yüzde 73. Bunu bir kenara koyamayız'' dedi...”

En çok aklıma kalan da babaannemin yemenisinin arasından fışkırıveren kınalı saçları…

1954 yılına kadar benim doğduğum ilçe, ilçeliği Abana ile paylaşmıştı. 6 ay Çatalzeytin, 6 ay da Abana ilçe olurdu. Bürokrasi nasıl düzenlenirdi onu bilemiyorum. Karayolu yoktu. Tüm ulaşım denizden sağlanırdı. Haftada bir gün Vapur gelir açığa demirlerdi. Vapurun geleceği günü iple çekerdim. En güzel oyunuydu çocukluğumun. Önce vapurun dumanı sonra bacası sonra kendisi görünürdü. Yar başına toplanırdık. Motorların çekildiği yere yar başı denirdi. Neden yar başı denirdi bilmiyorum ama sanırım genç kızlar denize açılan sevgililerini orada bekledikleri için olsa gerek…

En güzel oyunumuzdu vapurun dumanını önce görmek. Vapurun dumanını görünce motorlar denize açılırdı. Hele Karadeniz azgınsa vapur demir atmadan geçer giderdi. Sinop’a kadar gider dönüşte bırakırdı yolcuları. Eğer dönüşte de yolcularını indiremezse İnebolu’ya bırakırdı. Oradan gene motorlarla gelirlerdi insanlar. Yaşam kavgası vardı ama başörtü kavgası yoktu. Dilediklerince bağlardı başını kadınlarımız. Aklına gelmezdi kadınların ve erkeklerin başörtüsünün nasıl bağlanacağını tartışmak. Hele at üzerinde başörtüleri ve o örtülerin altından fırlayıveren saçları rüzgârda öyle güzel uçuşurdu ki; ben de hep at üzerinde boynumda ipek bir fularla saçlarımı savurarak rüzgâra doğru koşmayı hayal ederdim. Ama ben büyüyünceye kadar babam atımızı satıverdi. Ben de rüzgâra doğru saçlarımı savurarak koşamadım.

Başbakan’ın sözlerinden anladığım ise beş yıl öncesine dek başörtü sorununun olmadığı. Ne oldu da beş yıl içinde gündeme birdenbire başörtü sorunun diye bir sorun oturuverdi. İşte ben bunu anlayamıyorum.

Demek ki beş yıl önce başörtüsünün nasıl bağlanması gerektiği ile ilgili bir soru kimsenin aklına gelmemiş. Kadınlar eğer başörtü kullanıyorlarsa diledikleri gibi kullanmışlar. Kimse onlara çenenin altından veya üstünden bağlayacaksın dememiş. Daha mı özgürmüşler ne?

Gündemde olmayan bir konuyu gündeme getirmenin amacı nedir acaba?

Madem beş yıldır bu hayali yaşıyorlardı. Beş yıl önceki durum da kimseyi rahatsız etmiyormuş.

Bu başörtüsüne %80 destek verenler enflasyon düşerken insanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve gelecek güvencesinin alınması için destek veremezler mi? Bana göre toplumun % 100 ü bunu ister.

Gazetelerin arka sayfa haberlerini okuyunca toplumun neler istediğini de çok rahat görebiliriz. Çünkü sıradan insanların yaşamları manşet olmaz hiçbir zaman. Sıkışıp kalır bir yerlerde…

Gelin kadınların bir saç teline bağlanıp kalmayalım, kadınların toplumun bir bireyi olarak yaşamın içinde yer almasını sağlayacak yasal düzenlemeler gerekiyorsa onu %80 değil %100 çoğunlukla alalım. Bırakın erkek egemen toplum bunları, uğraşmayın rüzgârda uçuşacak saçlarımızla…

Ne ilginçtir ki Çin'de kadın saçlarını fırça olarak kullanıyorlarmış. Bunun için kadının saçlarına nasıl bir işlem uygularlar acaba? Kadının saçının bir teli için her toplum farklı bir uygulama yapıyor. Ben bunu kadının saçının bir telinin ne denli değerli olduğuna yorumluyorum...

Dünyada olup bitenleri anlamaya çalışıyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu irtica heveslilerini dönüşümlü olarak birer aylık dönemlerle İran'a gönderelim...Necm ve taşlama törenlerini,Vinçlerde idamları izlesinler...Belki yararlarını görürler...Saygılarımla...

Mesut Selek 
 25.02.2008 17:49
Cevap :
Hiç sanmıyorum o denli akıllı olacaklarını. Bu gün Hürryiet'te Ertuğrul Özkök'ün bir yazısı var Atilla Yayla'nın bir yazısına karşı. Oradan da görülüyor ki akademisyen bilim adamı? kimliği olanlar bile o düşünce aşamasına gelememişler. İşimiz zor diye düşünüyorum...  26.02.2008 8:51
 

Boş işlerle uğraşmaya bayılırız bilirsin. Halen lastik ayakkabı giyen onca çocuk var iken, takılmış kalmışlar bir lokmacık bezin ve birkaç tel saçın teline. Hasta ölüyor, o hastanın gürüntüsüne takılmış hey Allahım.. Teşekkürler bu güzel yazı için

Halide 
 24.02.2008 9:53
Cevap :
Kimin umurunda bu kış koşullarında güney doğuda can veren onca çocuğumuz. Takılmışlar koca koca adamlar bir bez parçasının peşine. ASlında türban kendi başlarında fark edemiyorlar. Çünkü gözleri de kapanmış beyinleri gibi...  25.02.2008 1:11
 

Bu dünyada olanların işine akıl sır erdirilemez. Daha neler neler oluyor. Siz üzmeyin, yormayın kendinizi. Elbet bir gün tüm bu sorular bir yanıt bulacaktır. Sevgilerle

Gülün içinden 
 19.02.2008 23:58
Cevap :
Teşekkürler. Bir bilim adamına başarısının nedenini sormuşlar şöyle yanıt vermiş; "Anneme borçluyum. Her gün okuldan eve döndüğümde bana "bugün öğretmenine hangi soruyu sordun" diye sorardı. İşte ben başarımı sorduğum sorulardır" Biz de sorularımıza yanıt ararken belki bir gün çözüm buluruz diye umut etmekteyim. Tekrar görüşmek dilekleri ve Sevgilerimle...  20.02.2008 0:20
 

Hem laik hemde müslüman bir ülkede yaşanan olaylara bakarak endişelenmekten başka birşey yapamıyorum.Hepimiz müslümanız bırakında dinimizi gönül rahatlığıyla yaşayalım.Cumhuriyet kurallarına uyalım.Bu ülkede bugüne kadar böyle endişeli günler yaşanmış değil bu konuda.Şimdi niye yaşanıyor demekki birileri parmaklıyor bu konuları.Hepimizin anaları kapalı,beş vakit namaz kılıyor.Canı isterse eşarbını çıkarıyor.Müslümanlığın türban zorunluluğu olduğunu düşündükleri için anlayamıyorlar bence konuyu.Böyle bir zorlama yok müslümanlıkta.Sonunu çok merak ettiğim bir film gibi seyrediyorum olup biteni.Hayırlara vesile olsun inşallah.selamlar,sevgiler...

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 19.02.2008 17:42
Cevap :
Böyle anlarda kendine yabancılaşıyor insan. İstenilen de bu olsa gerek... Böylesine baskılara son yıllarda mikrofaşizm demişler. Mahalle baskısından öte bir şey galiba oluşan olaylar da gündem böylesine meşgul medilirken arka bahçelerde neler oluyor haberimiz yok...  19.02.2008 17:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 222
Toplam yorum
: 475
Toplam mesaj
: 117
Ort. okunma sayısı
: 1323
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Matematik öğretmeniyim. Liselerde okutulan MEB Talim Terbiye Kurulundan onaylı matematik ders kit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster