Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
7881
 

Biat kültürü nedir?

Biat kültürü nedir?
 

Ortaokula ilk başladığımda sınıfımız 3 şubeydi. Her şubenin yabancı dili farklıydı. İkinci sınıfa geçtiğimizde -kalanlar yüzünden- mevcudumuz azaldı. (O zamanlar tek dersten bile sınıfta kalınabiliyordu.) Bizi de iki şubeye bölüştürdüler.

Sanırım ilk yıl Almanca grubu iki sınıfa dağılmıştı. Daha sonraki yıllarda bu yüzden sınıf arkadaşlarımız sürekli değişti. Yani bir kısmıyla aynı sınıfta (aynı salonda) 1, 2, 3, 4, 5 hatta 6 yıl bir arada bulunurken, bazılarıyla aynı sınıfı hep farklı şubelerde okuduk.

Lise son sınıftayız, öğrenci başkanı seçeceğiz. A şubesinden bir arkadaşımızla -aynı şubede en çok birlikte olduğumuz arkadaşlardan biriydi- bizim B şubesinden bir arkadaşımız aday oldular. Doğal bir rekabet var ama, samimi olarak ikisini de seviyoruz. İyi ve lâyık arkadaşlar.

Bizim adayımız mümessilimiz. Tam altı yıldır onu seçiyoruz bu göreve. Çünkü onu seviyoruz, beğeniyoruz ve işini iyi yaptığına inanıyoruz. (Daha sonraki yıllarda uzun süre Lise Müdürlüğü görevinde bulunan bu arkadaşımıza sağlık ve mutluluklar diliyorum.)

A şubesinde aday gösterilen arkadaşsa, her yıl iftihara geçen çalışkan bir öğrenci. (Şu anda Erciyes Üniversitesinde profesör olan bu arkadaşımı da sevgiyle anıyor, kendisine sağlık ve mutluluklar diliyorum.)

Ben de sınıfın Basın sözcüsü… Aynen şimdi olduğu gibi, dersten çok lüzumsuz işlerle uğraşan biriyim.

Seçime bir gün kala sınıf arkadaşlarıma bir nutuk çektim. “Arkadaşlar iki adayı da tanıyoruz, biliyoruz, seviyoruz. Doğrusu birini diğerine tercih etmek için bariz bir sebep yok. Sadece, başkan bizim sınıftan olsun, diye gönlümüzde bir arzu elbette var.

Bizim mevcudumuz 41 kişi, A şubesi ise 39 kişi. Demek hepimiz oyumuzu kendi adayımıza verirsek seçimi kazanacağız. İçimizde şu veya sebeple oyunu bizim arkadaşımıza vermek istemeyen veya öbür arkadaşımıza vermek isteyen varsa, şimdiden söylesin, biz de o zaman adayımızı çekelim ve o arkadaşımız destekleyelim.

Yani seçime girip de kazanacağımız bir yarışı kaybetmiş duruma düşmeyelim.”

Sınıfa bakıyorum, “evet, evet” diye beni destekleyenler çoğunlukta…

“Tamam mıyız arkadaşlar, söz mü. Söz…”

Hepsinden topluca söz alıyorum ve gönül rahatlığıyla seçime giriyoruz. Tabii ki kaybediyoruz. 38-43.

*****

Son günlerde siyasi literatürümüze giren ilginç bir deyim var: “Biat Kültürü...” Pek çok arkadaşımız da yazılarında bunu bir silah gibi veya bir kurşun gibi kullanmaya çalışıyor.

Karşınızdakine, “siz zaten ‘Biat’ kültürüne bağlısınız” diyebildiniz mi, tartışma bitmiştir, artık onun size söyleyecek sözü kalmamıştır, gibi bir sonuç çıkıyor ortaya…

Bu arkadaşlara. “Peki biat nedir?” diye sorulsa, ısmarlama yükledikleri anlam dışında, kelimenin etimolojisi, nerde, ne zaman, nasıl kullanıldığı konusunda bilgileri olmadığı rahatlıkla görülür.

Aslında benim 41 sene önce yaşadığım deneyim de, bir anlamda “biat”tır. Çünkü biat bağlılık demektir, söz vermek demektir,

Biliyorum, çoğumuzun gerçek bilgiye ulaşmak gibi bir niyeti, bir çabası yok. Ama yine de hem kendi bilgilerimi tazelemek, hem de sayıları çok az da olsa meraklılarıyla paylaşmak için biraz kitap karıştırmaya karar verdim.

*****

Evvela şu tespiti, bir kere daha yapmakta fayda var. Hayatta her şeyin istismarı mümkündür ve istenirse her şey 180 derece zıt olarak algılanabilir, yorumlanabilir, uygulanabilir ve fikir olarak savunulabilir.

Lise çağlarındaki münazaraları hatırlayınız. Birbirinin tersi konuları nasıl da savunurduk. Hepsi için de malzeme bulmak mümkündü. Çünkü insan beyni, bağımsızca düşünebilen, imkânlara ve şartlara göre çok farklı sonuçlar üretebilen mükemmel bir yapıdadır.

Böyle olunca da, hemen her konuda söylenmemiş bir şey yok gibidir.

Ne var ki bu söylenenlerin bir kısmı, ya siyasal iktidarların baskısıyla yayılma fırsatı bulamamış, ya da çoğunluk tarafından faydalı ve yararlı bulunmadığı için tutulmamıştır.

*****

Biat, Müslüman toplumlarda, genel olarak “devlet başkanını belirleme, seçme ve yasal çerçevede ona bağlılık gösterme” anlamına gelmektedir.(1)

“Tamam işte, daha ne olsun, dinî bir terim” deyip hemen yafta yapıştırmaya kalkmayınız lütfen. Dinin temelinde genel olarak, yanlış, baskıcı, çağdışı, genel ahlâka aykırı, hele insan tabiatına ters hiçbir şey yoktur.

Olamaz, çünkü gerçek din, insanı yaratan yüce varlığın, onun dünya ve âhiret mutluluğunu temin etmek için gösterdiği yoldur.

Şimdi bir ürün çıkaran firma, kullanım kılavuzunda o ürüne zarar verecek şeyler yapılmasını tesviye edebilir mi?

Ha, sonradan bazı insanların din adına yaptığı yanlışlar yok mudur derseniz, elbette vardır. Bunun için dini değil o yanlış yapanları suçlamalıyız ve yine bunun için dini değil, o yanlışı yapanları yargılamalıyız.

Evet, Hz. Muhammed zamanından başlayarak daha sonraki halife dönemlerinde “biat” yapılmıştır. Ancak dini hiçbir kural başıboş değildir ve en önemlisi hukuksuz da değildir.

Biat yapılabilmesi için öncelikle iki taraf olması gerekmektedir: Seçenler ve seçilen kişi.

İki tarafın da sahip olmak zorunda olduğu bazı şartlar vardır. Seçilecek kişinin âdil olması, ehil olması, bilgili olması, ruh ve beden sağlığına sahip olması, bu şartların en başında gelir. Keşke bugün de seçilenlerin bu şartlara hâiz olması koşulunu getirebilsek…

Seçenlerin ise, temyiz gücüne sahip olması ve hür olması öncelikli şarttır.

Eğriyi doğruyu bilen ve ayırt etme gücüne sahip olan, aklı başında bir insanın, kendi hür iradesiyle karar vermesi şartı, baskı ve zorla bir biat olamayacağının en önemli kanıtıdır.

*****

Doğruyu savunmak adına hükümetin yaptığı iyi işlere “iyi” dediğim zaman, bugüne kadar hiçbir siyasi partiyle organik bir bağım olmamasına, hiçbir siyasi partiden sağladığım 1 kuruşluk menfaat de bulunmamasına rağmen, arkadaşlarım çekinmeden damgayı vuruveriyorlar..

Milliyet Blog’a da siyasi yazılar yazmayı planlayarak girmiş değilim. Ancak gündemdeki konular, ne yapıp edip bizi siyasetin içine çekiyor, hatta oradan çıkmamıza bile izin vermiyor.

Geçenlerde Ümit Culduz bey bir yazısında, Blog’da siyaset yazanlar listesini verirken, “başta Ahmet Yılmaz olmak üzere..” diye bir cümle kullanmış. Doğrusu bu kadar politik bir yanım olduğunu ben de bilmiyordum.

Demek ki insan kendini aynada iyi göremiyor.

*****

Zaten yaptığımız yanlışların en belirginlerinden biri de bu… Kendi yaptıklarımızla söylediklerimiz veya başkalarının yaptığı arasındaki benzerliği, farklılığı iyi seçemiyoruz.

Elimizde tek bir ölçü var, “benim dediklerim, benim düşündüklerim.”

Günümüzde “biat kültürü” bilinçli olarak itelenir ve ötelenirken, kime nasıl oy vereceğini bilmeyen cahillerin, baskıyla bir kişiye veya bir partiye oy verdiği ima edilmekte ve Ak Parti’ye taş atılmaya çalışılmaktadır.

Demokrasinin en temel haklarından ve kurallarından biri olan “seçim” mekanizmasını, “biat kültürü” yaftası ile karalanması, herhalde bir çaresizliğin ifadesidir.

Türk siyasi tarihinde “solun aldığı en yüksek oy oranı” olarak efsane gibi anlatılan 1977 seçimlerinde, Karaoğlan’ın topladığı oylar, işçilerden, marabalardan, gecekondulardan, varoşlardan gelmemiş miydi?

A partisine verilince değerli olan bu oylar, B partisine verilince, değer mi kaybediyor?

Oy veren sade bireyden, gazetelerin köşe yazarlarına kadar, bugün hükümeti destekleyen her kesimden vatandaş, “biat kültürü”yle değersizleştirilmeye ve aşağılanmaya, çalışılırken, dönüp biraz da diğer siyasi partilerde olanlara bakmak gerekmiyor mu?

Bugün hükümeti destekleyenlerin ortak söylemi, bu hükümetin iyi niyetle bir şeyler yapmaya çabalıyor olmasıdır. Karşı çıkanların tezi ise, hükümetin bu konuda samimi olduğuna inanmamalarıdır.

Bir tarafta somut olarak yapılan işlerden yola çıkıp olumlu bir tavır ortaya koyanlar, diğer tarafta yapılan işe bakmadan “inançlarıyla” olumsuz bir tavır sergileyenler…

Asıl biat kültürü hangi tarafta dersiniz?

Bugüne kadar siz hiç Erdoğan yanlış yapıyor ama ben oyumu yine de ona veriyorum diyen birini gördünüz mü? Oysa CHP’lilerin büyük çoğunluğu maalesef “Baykal’ı zerre kadar sevmiyorum, beğenmiyorum ama, oyumu CHP’ye vermek zorundayım” diyorlar.

İşte gerçek biat budur. Göz göre göre yanlışa bağlılık, göz göre göre bağlılığa bağlılık… Onun için bu sadece ve sadece biat… Hem de koşulsuz, düşüncesiz, mantıksız ve en önemlisi de “kültürsüz” bir biat…

*****

Lütfen bu çifte standartlardan artık vazgeçelim. Birbirimizi suçlamak yerine, birbirimizi anlamaya çalışalım. Şu anda karşımıza çıkan her teklifi, çözüm önerisini, samimi bulmadığımız veya “bölücü” bulduğumuz için reddediyoruz, alaya alıyoruz, dalga geçiriyoruz.

O zaman birleştiricilik için biz bir adım atalım, karşı bir teklif sunalım, yeni bir alternatif üretelim,

Olmaz mı?

(1) Konuyla ilgili daha geniş bilgi için bk. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VI, 120-125.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de yazsam herhalde anca bu kadar harika yazabilirdim. Elinize, aklınıza sağlık. Tebrik ederim. Saygılarımla

Giovanni Azbakaretto 
 30.01.2010 15:42
Cevap :
Öncelikle övgü dolu sözlerinize teşekkür ederim. Eminim siz daha güzelini yazarsınız. Biran evvel üye olup yazmaya başlamınızı temenni ederim. Selam ve saygılarımla...  05.02.2010 1:40
 

Kendi görüşümüzü zamanla değiştirebiliriz, geliştirebiliriz. Zaten bu bilgi yanlışsa da zararını sadece biz çekeriz. Oysa topluma bile bile sunulan yanlış bilgi, ülkemizi, neslimizi, geleceğimizi tehlikeye atar. Hatiplerimizin, siyasetçilerimizin suçlayıcı tavırlarının altında, yetiştikleri bu iki yüzlü bilginin tesiri var. Teoride "ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün" felsefesine sahip, ama uygulamada öğrendiği, bildiği, yaşadığı birbirine zıt gerçeklerle yetişen siyasetçilerimizden, zaten farklı bir davranış beklemek de haksızlık olurdu. Biz "dini bir kural" zannederek önce dürüstlüğü, sonra hoşgörüyü hayatımızdan çıkardık. Oysa bunlar "insanlık kuralları"dır. Düşündüklerimizi açıkça söyleyeceğiz, benimsemediğimiz şeyleri aslâ yapmayacağız, ama bunun için kimse tarafından da kınanmayacağız. Dürüst olacağız ve birbirimize hoşgörülü davranacağız. Fikri ne olursa olsun birbirimizi olduğu gibi kabul edeceğiz. Başka formül yok. Katkınıza teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.

Ahmet YILMAZ 
 22.11.2009 4:22
 

İşim gücüm "tabiat" benim ona olan hayranlığım; beni ayakta tutan güçlerin başında geliyor. "biat" sözcüğünü şimdiye dek ne kullandım ne de duydum. Size sormak istediğim: Tabiat ile biat arasında bir bağlantı var mı? ( dilbilgisi açısından veya bir başka açıdan) Yazınız ile ilgili bölüme yapabileceğim yorum içereği: Ahmet Bey! Ülkemde geçirdiğim dönemlerin en sıkıntılısını, en karmaşalı olanını yaşamaktayım, bu da çok rahatsız edici... Hangi bilgi kaynağına güvenilir; tarihimiz, coğrafyamız bize öğretildiği gibi değil...Her gün bir başka gündem; doğru bildiklerimiz yalanlanıyor...Hatiplerimiz birbirlerini suçluyor; nereye baksan öfke ve sevgisizlik...Ben kendi ülkemi aramaya çıktım; yabanellerde yaşamak zor geliyor. Huzur getiren siyaseti (bir nebze de olsa) özlüyorum. Partiler ve mensupları...Bu denli hırçın olmamalı...Ötekiler, onlar! Suçlu olanlar!...Kim bunlar? Selamlar saygılar!

Alev Meisel 
 22.11.2009 1:59
Cevap :
Merhaba Alev hanım, son zamanlarda Blog'a fazla giremediğimden size ve yazılarınıza rastlıyamıyorum. Ziyaretinize çok sevindim. Umarım her şey yolundadır. Benim bilebildiğim kadar "tabiat"la "biat" arasında bir bağlantı yok. Tabiat, tı be ayn harflerinden oluşan ve yaratılış, huy, karakter anlamına gelen "ta-ba-a" kökünden geliyor. Biat ise, be-ye-ayn harflerinden oluşan, bağlılığı, itimadı bildirmek, yöneticilik tevdi etmek ve benimsemek, birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek, el vererek bağlılığını açıkça göstermek veya tazelemek, rey vermek gibi anlamlara geliyor. Böyle bir yazı yazmış olmaktan ben de mutlu olmuş değilim. Çok sıkıntılı ve karmaşık bir dönemden geçmenin rahatsızlığını ben de duyuyorum. Güvenilir bilgi kaynağı konusunda size ne söylesem doğru olmaz. En doğrusu her bilgiyi alıp kendi mantığımızla yoğurup bir senteze varmaktır. Elbette bunun yanlış olma ihtimali yok değildir ama, en azından bizim görüşümüzdür. (devamını yorum olarak yazacağım)  22.11.2009 3:30
 

Merhaba...Biat'ın genel anlamı "bir kimsenin egemenliğini tanıma" şeklindedir. Biat etmek de, "bir kimsenin egemenliğine girme" dir.(Sözlük anlamı böyle)...Bence böyle bir kültüre bağlılık içinde sanırım biraz zorlama vardır. Bu nedenle bu kültür insanın özgür iradesini ve özgür kararlarını çember içine alır...Örnek olarak CHP'yi vermişsiniz ama, aynı durum hemen hemen tüm partilerde var. Bu da demokrasiyi henüz anlayanadığımızın bir göstergesidir... Selamlar.

cdenizkent 
 21.11.2009 10:35
Cevap :
Dil Kurumu'nun tarifi sizin yazdığınız gibi ama, yazıdaki, "Devlet başkanını belirleme, seçme ve yasal çerçevede ona bağlılık gösterme" tarifinin içinde "bir kimsenin egemenliğini tanıma, onun egemenliğine girme" anlamı yok mu? "Biraz" zorlama olduğu kanaatine nasıl vardığınızı bilemiyorum. Şu anki kullanım şekli size bunu düşündürüyor olabilir mi? Zaten yazının amacı, bu peşin hükmün yanlış olduğunu anlatmak. Biat, öncelikle Hz. Muhammed tarafından dinsel alanda kullanıldığı için, din de hep bir baskı aracı olarak algılandığı için, insanların gözünde biat, sanki birinin zorla birini seçmesi, ona bağlanması veya onun emrine girmesi olarak canlanıyor. Oysa dini olarak biatın yapılmasında insanların özgür kararı söz konusu. Yani baskı yok. CHP de baskı örneği değil... Hür iradeleriyle insanların göz göre göre yanlışa bağlanmaları ve bağlı kalmaları... Dediğiniz gibi bu her partide var. O zaman sadece Ak Parti'ye/hükümete sahip çıkanlar biat kültürüyle yetişmiş diye aşağılanmamalı. Tşkler  21.11.2009 23:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 970
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster