Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '10

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
5991
 

Bir Çağan Irmak filmi: Prensesin uykusu

Bir Çağan Irmak filmi: Prensesin uykusu
 

Hayatta üç şey dileseydiniz sonra da istemeden de olsa derin bir uykuya dalsaydınız ve... 

Benim için “Hayatta olmasını dileyeceğim üç şeyden biri film izlemek olurdu.” dersem yalan olur. Ama yine de bugün sinemaya gitmek ve “Prensesin uykusu”nu izlemek hoş bir sürpriz oldu. Kızkardeşimle, alışveriş merkezlerinin tüketime yönelik olanaklarını(!) yeterince kullanarak alışveriş sonrası sinemaya gitmeye karar vermiştik. Zamanın yetmeyeceği telaşıyla “vaz mı geçsek” diye düşündüğümüzde, hemen “olur” dedim. “Prensesin uykusu” gibi bir filmi çekemeyecektim. Adından da anlaşılacağı üzere her şeyin çok iyi gittiği, çok güzel bir kadın ve çok yakışıklı bir erkeğin olduğu, birbirlerine aşık oldukları “rüya” gibi bir film olmalıydı. Üstelik olanaklarını çok iyi kullanıyordu şu yabancılar ve bizi sesle, görüntüyle çok güzel kandırıp, seyrettirdiklerine inandırıyorlardı. Karnımızı doyururken aklıma geldi, “Film yerli mi yabancı mı?” diye sordum kardeşime, “Çağan Irmak filmi.” demez mi? İyi ki sormuşum. “Hani şu Redd grubunun şarkısından esinlenerek yazdığı film.” dedi ki Çağan Irmak adını duyar duymaz, açıklamaya gerek kalmadan gitmeye karar vermiştim. Yemeğini erken bitiren kardeşim, hemen o kattaki sinema gişesinden biletlerimizi alıp geldi ve sonra kalan vaktimizi film saatine göre planladık.
 

Bir iki saat sonra salona girip koltuklara kurulduğumuzda anladık ki; yorulmuşuz. Filmde de yorgun biri vardı; Seçil hanım. Aziz, sabah sabah kendi apartmanlarına taşınan olduğunu, kapısına çarpan eşyaların sesine uyanarak farketti ve Gizem; “Prenses”le ilk o sabah tanıştı. Seçil Hanım’ın yorgun olduğunu düşünerek çay demleyip götürdü sonra o gülümseyen yüzüyle ama… Ama tersler gibi geri çevrildi ikramı. On iki-on üç yaşlarındaki kızıyla birlikte o mahalleye birilerinden, bir şeylerden kaçıp gelmiş, kendisine ya da kızına yaklaşanlarda ard niyet aramaya koşullanmış, kuaförlük yaparak, kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdüren Seçil. 

Aziz… Kendine has, her daim hatta ağlarken bile gülümseyen biri. Kendi yarattığı hayal dünyasıyla mutlu olan, ama o dünyaya kapılıp kalmadan hatta onu neredeyse reddedercesine; örneğin ağaçları “dinleyecek” kadar gerçek dünyada yaşamı sürdüren biri. “Ölümden korkarım, o yüzden ölmek istemem.” diyecek kadar gerçekçi üstelik. Bir kütüphanede çalışıyor ve kitap tutkusu yüzünden orda ya da orda olduğu için bu tutkusu kimbilir. Ve birlikte evi, aslında çocukluktan beri yaşamı paylaştıkları arkadaşı; Neşet. Tabiri caizse fırlamanın teki. Ama onun da fırlamalığı o aklınıza gelen gibi değil; dürüst bir fırlamalık. Yaşamanın tadını çıkaran bir fırlamalık. 

Ve her gün otobüs durağında rastlaştıkları, aslında hiçbir yere gitmeyen, eski bir yönetmen olan yaşlı adam. 


Hepsinin hayatı, bir gün, Seçil’in kaçtığı geçmişinden çıkagelen “kötü adam” yüzünden derin bir uykuya dalan “prenses”le birlikte iç içe girer. Prenses, o eve taşındıktan sonra, yeni ve mutlu bir hayat düşlerini, hani o bir çoğumuzun anımsadığı hatıra defterine yazmaktadır. Ve olmasını dilediği üç şey vardır. Bunları öğrenen Aziz kadere razı olmayı reddederek, o her zamanki gülümsemesiyle, onları gerçekleştirmek için elinden geleni yapar. 

Dileklerin biri; Redd grubunun sadece kendisi için şarkı söylemesi, diğeri o durakta her gün bekleyen yaşlı amcanın istediği yere götürülmesi ve üçüncüsü… 

Hayatta üç şey dileseydiniz sonra da istemeden de olsa derin bir uykuya dalsaydınız ve... Ve uyandığınızda dileklerinizin olduğunu görseydiniz ne yapardınız? 

Prenses gerçekten uyuyor muydu ve gözlerini açtığında dilekleri gerçekleş miydi dersiniz? Bilmem. Dramatik hayatların kesiştiği bir filmde gülümsemek ve hayatta üçüncü bir seçenek olabileceğine inanmak istiyorsanız, “gerçek” görüntülerle “çizgi” görüntüler arasında gidip gelen bu filmi izleyin olur mu? 

İyi seyirler olsun. 

Not: Bir sahne çok hoştu benim için; Aziz’in Uyuyan Prenses’in parmağını kıpırdattığını gördüğünü iddia edişi ve sonrasında olagelen tartışmada doktorun “Herkes doktor bu memlekette!!!” deyişi, müthiş bir gözlem bence. 

Ve Çağan Irmak benim doğum günüme gönderme yapmıştı; vallahi de billahi de. :) Yoksa neden tek tek yaprakları kopartılan takvimde 14, 15… ille de 17-Mart görünsün? 

Oyuncular: Çağlar Çorumlu (Aziz), Sevinç Erbulak (Seçil), Genco Erkal, Alican Yücesoy (Neşet), Şevval Başpınar (Gizem), Ayşenil Şamlıoğlu, Funda Şirinkal, Işıl Yücesoy 

(: Ben de Çağan Irmak’a ulaşmak istiyorum, lütfen bir yolunu bilen varsa bana iletsin. :) 

***************************************************************************
Çağan Irmak’ın bu filmi yapmasına neden olan Redd grubunun söylediği şarkının sözleri: 

Ben kimin uydusuyum uymadı mı sorgusuyum
Hala eski duygusuyum prensesin uykusuyum
Bir avuntu dolgusuyum terkeder beni korkusuyum
Hala eski duygusuyum prensesin uykusuyum
Uyanmaz mı... banagelince zaman durmaz mı
Uykusuz rüyasız bana gelince hayat neden masalsız bilmem
Bir masalın yokmuşuyum ben hiç ben olmuş muyum
Hala eski duygusuyum prensesin uykusuyum
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

amacı gütse de, masalsı, çizgi-film katkılı bölümleriyle fantazi sınırlarını zorlasa da gerçekten çok güzel bir Ç.Irmak filmi. Günümüzün insanı bunaltan katı, aşırı tüketim odaklı ve plastik gereçklerine karşı hayatın tüm notalarını içinde barındıran bir isyan ezgisi gibi!Karamsarlığın tüm kuytu uçurumlarını yaşama arzusu ve sevinciyle inletmesi gereken bir ezgi... İzlerken yutkunduğum, gözlerimin yaşardığı ve aynı anda da güldüğüm anlar oldu. Bu yoğun duyguları seyirciye ard arda yaşatmak hiç de kolay değil. Sinema büyüsü, artı Çağan Irmak büyüsünün kümülatif etkisi bu olsa gerek ve 'Redd' müziğinin de tabii ki... Yorumunuza ve paylaşımınıza içten teşekkürlerimle...

Ersin Kabaoglu 
 26.11.2010 14:28
Cevap :
O kadar dramın içinde ki kurgu gereği sonradan farkediyor insan kahramanların dramatik hayatlarını, boğazıma bir şeylerin düğümlendiği sahne bambaşkaydı. Henüz izlemeyenler vardır diye, o sahneyi yazmak istemiyorum ama aynı sahnede etkilenen bir çok izleyen olacağına eminim. Böyle dramatik bir filmde gülmek; otobüs durağındaki adama gittiklerinde karşılaştıkları gerçek ve sonrasında yaşananlara gülmemek mümkün mü? Memleketimde, kuyruğu titretirken bile "erkek" olmayı nasıl güzel anlatıvermiş. Ve "kırmızı" nasıl da doğal, masum yansıtılmış... Çok teşekkürler bu güzel katkınız için. Sevgiler, selamlar aydınlık şehrimden. (Haaa, bir de koldaki bilezikler; nasıl da bizden; film boyunca şıkırtısı sürdü sanki.)  26.11.2010 19:28
 

dediğin gibi bir film"çağan Irmak" filmiyse gidilir.Animasyon bölümleri çok hoş ve özenliydi.Film gülümseyen bir film.Ben Çağan Irmak'ın her filminin bir yerlerden gülümsediğini,umut verdiğinigörüyorum.Sen izleyemedim demiştin,lütfen "Karanlıktakilar" filmini izle.O filmde dramatik ve ağlak olabilecek bir konu varken onu bile umuda bağlamıştı.Hele ayrıntılar müthişti.Seyret te seninle onu da tartışalım.Eeee,herkes senin film eleştirmeni olamaz tabii.Sevgiler.Ümit

ÜMIT YILMAZ 
 23.11.2010 22:11
Cevap :
Kardeş :) hemen yorumun sonuna geleyim "Herkes senin gibi film eleştirmeni olmaz" Bu cümlenin değerini bir ben bilirim, bir sen bir de seni bilenler. Kalanlar da umarım farkeder:) Sağol kardeş:) Ümit, gerçekten neredeyse filme gitmeyecektik, ondan sonra da "izledin mi" diye telefonlar açıp, "Aaaa, o sahne böyleydi, şurası şöyleydi" diyecektik. Bunu sık sık yapalım bence. :) Bak şimdi de "Karanlıktakiler" i sen izlemişsin ben izlemedim, kaçırdım aslında onu, ilk fırsatta, evde izlemeyi sevmesem de cd sini alıp seyretmem ve yorumunu yapmam gerek. (Sonunu açık etmedim gördüğün gibi, ben olsam ben de hoşlanmam sonunu öğrenmekten) Sevgiler, evlat giysilerini ütülemekten yansıyan mavilerle. Ütü yapıyommmmm da C: hiç anlaşılmadı di mi?  23.11.2010 22:38
 

İlk fırsatta filme gideceğim, Çağan Irmak güzel filmlere imza atmaya devam etsin, onun tüm filmlerini keyifle izledim. Ne güzel anlatmışsın filmin içeriğini, kalemine sağlık Ufuk. Selam ve sevgiler kocamannn:))

Gülpembe 
 22.11.2010 20:26
Cevap :
Lütfen izle :) Yalnız güncemin en sonuna doğru yazdığım "not" kısmının altındaki paragraf sen bu yorumu yaptığında var mıydı acaba? Yazımı dün gece aceleyle yazdım, bazı hataları vardı onları ancak düzelttim ve yukarda bahsettiğim paragrafı ekledim de ne ekledim acaba :) Sevgiler sevgili Gülpembe, beyaz perdeden yansıyan kocaman mavilerle.  22.11.2010 22:06
 

Sizin yorumlarınıza güveniyorum; eminim görülmesi gereken bir filmdir... Listem de kabardı, n'apsam acaba!!! Çağan Bey'in Facebook sayfasına girer ve kendisine BÜYÜK HARFLERLE ilgi çekecek bir mesaj yazarsanız, sayfasını yöneten kişi belki vakit ayırıp size dönebilir... Selamla, sevgiyle... MS ( www.facebook.com/pages/Cagan-Irmak/8397337687)

Mehmet Sağlam 
 22.11.2010 11:36
Cevap :
Sağ olun C: (Bu gülen yüzü yeni keşfettim.) Sadece gidilecek filmler değil, okunacak kitaplar da çok :C Amannn, tek derdimiz bu olsun. Filme gelince, ilk başlarda öylece seyrediyorsunuz ama ilerledikçe konunun içine; masal gibi anlatılan acı gerçeklere dalıp gidiyorsunuz. Ve çekilen dertler adeta gülümseyerek, altı çizilmeden, yaşananlar "çizilerek" anlatılıyor, sonradan farkına varıyorsunuz... Benzer tarz Kavşak filminde de vardı. Adeta "dertlenmeyi bırakın, derdinizi çözmeye bakın" der gibi. Adeta yaşama tutunmak adına çiçekli bir dal uzatır gibi. (Sevgili Mehmet Bey, filmi izlerseniz, gerekçelerim aynı olmasa da, neden bu adresi istediğimi anlayacaksınız.:) Umarım iletişim kurabilirim.) Sevgiler, sonbahar renklerinden yansıyan mavilerle.  22.11.2010 12:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3232
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster