Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1376
 

Bir çocuğun hayali...

Bir çocuğun hayali...
 

“Bak oğlum, burası bir tarla sende ne ekersen onu biçersin” diyerek söze başlamıştı amcası. Henüz 6 yaşındaydı, söylenenlerden çok güzergâh üzerindeki hızlı fotoğraflara bakıyordu İsmail. Korkuyordu. Nereye gittiği hakkında en ufak bir bilgisi yoktu. Almanya demişlerdi, oradan gelen insanlar güzel giyiniyordu, öyleyse iyi bir yerdi. Babasının ölümünün üzerinden 55 gün geçmişti, anacığı bir başına bakamayacaktı ona, baba ocağına dönecekti. İsmail’in amcası yanına almak istedi onu, annesi de iyi bir hayat geçirmesi için çaresizce boyun eğdi bu isteğe. İsmail henüz ölümün ne olduğunu bilmiyordu. Soğuk ara yüzüyle tanışmamıştı. Baban öldü demişlerdi demesine ama İsmail tüm cenaze merasimi süresince bahçede oynamıştı. Ağlamıştı o da ama ölüme değildi gözyaşları, annesinin ağlamasınaydı. “Babam hiç geri gelmeyecek mi anne” sorusuna annesinin hıçkırıklı yanıtı, sormaması gereken bir soruyu sorduğunu anlamasını sağlamıştı. Şimdi gidiyordu amcasıyla, acaba uzak mıydı bu Almanya? Sevim’le biraz anlaşırdı ama 8 yaşındaki Baki’yi sevmezdi İsmail. Sevim 14 yaşındaydı ve ortaokula gidiyordu. Bu sene yedisine girecekti İsmail. O da onlarla okula gidecekti. İsmail gazetelere bayılırdı. Büyük harfli gazetelerden kendi baş harflerini bulup, zafer kazanmış komutan edasıyla annesine gösterirdi. Aldığı “Aferin oğlum” büyük ödüldü.

Amcası hala konuşuyordu, İsmail yarı uyanık söylediği cümlelerin yarısını anlamıyordu. Uslu olacaksın, akıllı olacaksın, Seher yengeni üzmeyeceksin diye bitirdi sözlerini. İste bu kısmını anlamıştı. Zaten çok da yaramaz sayılmazdı. Yengesi biraz asık suratlı bir kadındı. Bir şeyden memnun değildi ama İsmail onun uçaktan korktuğunu düşündü.

Almanya’ya geldiklerinde İsmail şaşkındı, köyüne hiç benzemiyordu. Karmakarışık ve çok kalabalıktı. Buna rağmen alışması uzun sürmedi. Okumayı öğrenene kadar annesinden gelen mektupları ya amcası okudu ya da Sevim’e okuttu. 17 koca yıl okudu, çalıştı. Seher yengesinin aslında uçaktan korkmadığını kısa bir süre sonra anladı. Tek hayali geri dönmekti. Burnunda tüten annesini almak ve yeni bir hayat kurmak. Bunun için her şeye katlanmayı göze aldı İsmail. Eve geldi bulaşık yıkadı, işe gitti parça montajladı ama hiç yılmadı. Bir hedef belirlemişti hayata dair ve şimdilik sadece ekiyordu. Bir gün biçip, hâsılatı da toplayıp göçecekti bu gâvur elinden.

Annesine sık sık mektup yazardı. Tüm hayallerini paylaşırdı onunla. Hep hasret ve dua yüklü cevaplar alırdı. İnşallah derdi annesi İnşallah. Son mektubunu yazarken İsmail hayatında daha önce hiç bu kadar heyecanlanmadığını hissetti. Mektubu katladı, bir süre katladığı kâğıda baktı ve postaya vermekten vazgeçti. Bu heyecanı annesi de yaşamalıydı. Bunca yıldan sonra buna hakkı vardı.

İsmail’e gittiği yol asır gibi gelmişti. Sanki 40 gün 40 gece sürmüştü. Yollar uzadıkça uzamış, her yer değişmişti. Yol kenarlarındaki sıra sıra dizilmiş buğdaylar hariç. Gömleğinin yakası kalp atışlarından olsa gerek yana kaymıştı. Köyün meydanına geldi, elinde bavuluyla kahvedekilerle selamlaştı. Tanıyanlarla öpüşüp hoş beş etti, oturmasını istediyseler de İsmail’de dayanacak güç kalmamıştı. Biran önce annesine kavuşmak için sarı söğütlü eve doğru yürümeye başladı. Annesinin mektuplarında bahsettiği eve meydandan yanına aldığı çocuk rehberliğinde ulaştı. Giriş kapısını araladı, bahçede 7 yaşlarında sarışın bir kız vardı. Çocuk kıza doğru yürüyerek bu abi Hafize anayı arıyo dedi. Kız elindeki çubuğu yere atarak eve doğru koşmaya başladı. “Anaa, anaaa, kapıda biri var seni soruyo dedi” İsmail’in şaşkınlığı kapıda annesini görünce biraz daha arttı. Eteğine yapışmış bir kızla, gözleri yaşlanmış, öylece ona bakıyordu. İsmail’in elindeki bavul düştü. Annesi evlenmiş üstelik 2 de çocuğu olmuştu. Bundan ona hiç bahsedilmemişti. Hayallerinin arasında bu yoktu. Pamuk tenli annesi başka bir adamın karısı kadar yabancı olmuştu. Amcasının sözü geldi aklına “Burası bir tarla sende ne ekersen onu biçersin” Öyle değilmiş amca dedi sessizce. Bazen ektiğinle biçtiğin başka oluyormuş işte!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bazen hayaller o kadar büyür ve okadar doldurur ki dünyamızı, en ufak hareketle yıkıldığında bizi içine hapseder. Tıpkı çığ gibi; zirveden kayan hayaller. Eline sağlık güçlü ve hoş bir anlatım ben sevdim ...Esen kal

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 17.10.2007 19:36
Cevap :
Sevgili Serap çok teşekkür ederim bu güzel yorum için. Gönül isterdiki daha uzun cümleler kurup konuyu biraz daha irdeleyelim ama okuyucuyu sıkmamakta fayda var. Bazen dik geçişler gerekiyor. Sevgiler...  17.10.2007 20:42
 

Ellerinize sağlık.Bazen hayal kırıkları okadar büyük oluyor ki yaşamın tümünü siliyoruz hayattan.hiç yaşanmamış gibi..Hüzünlendim ama değerdi.Sevgilerimle..

 
 15.10.2007 22:30
Cevap :
Ne güzelde yorumlamışsınız. Gönül istediki bu yorum böylece en üstte kalsın. Yüreğinize sağlık...  16.10.2007 0:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 209
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1616
Kayıt tarihi
: 25.04.07
 
 

Şu an özel bir şirkette, grafiker olarak çalışmaktayım, geçmişte hikaye denemeleri ile başladığım ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster