Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '09

 
Kategori
Beslenme / Diyet
Okunma Sayısı
1867
 

Bir masal ülkesinde yaşam öğretisi.

Bir masal ülkesinde yaşam öğretisi.
 

Kendimle kalmak istediğim dönemlerde hep aynı rotayı izlerim. Bilirim ki hayat yine bana bir şeyler öğretecektir. Tatillerimde denize-kuma koşmayalı, büyük metropollerin geniş caddelerinde kaybolmayalı öyle uzun zaman oldu ki. Almanya’da Konstanz Gölü'ne inmeyi, tarihi 7. yüzyıla uzanan gölkent Meersburg'un sisli sabahlarında gölün sessizliğini dinlemeyi severim. Sonra gölü doğuya doğru takip eder İsviçre’ye girerim. Yolun sonu bellidir. Benim huzur dolu küçük sığınaklarımdan biridir Liechtenstein. 160 km2’lik yüz ölçümü, 35.000 nüfusuyla dünyanın en küçük ülkelerinden biridir. Avrupa’nın göbeğinde, AB üyesi olmayı reddeden bu küçük prenslik, düşük kurumlar vergisi nedeniyle yabancı yatırımcı için de adeta bir vergi cennetidir. Sınırdan nasıl geçtiğinizi anlamaz, küçük bir köprü sonrasında kendinizi başkent Vaduz’da bulursunuz. Şehrin göbeğindeki evlerde üzüm bağcılığı yapılırken birkaç yüz metre yürüyerek bankaların yan yana dizildiği bir finans caddesine girersiniz. Bu çelişki hep şaşırtmıştır beni. Prens Hans-Adam tepedeki sarayından Vaduz’u film gibi izlemektedir. 12 milyonluk İstanbul’dan sonra kendimi 5.000 kişilik Vaduz’da Gulliver gibi hissederim. Ne insan ne de araç kalabalığı vardır. Acaba göremeyeceğim kadar küçükler mi diye şüphe de duyarım. Belediye binasının önünde uzanan yegâne caddesinde bir aşağı bir yukarı gitmek 10 dakika sürer. Ara sıra başınızı kaldırıp prensin sarayına göz atar, gözetlendiğinizi düşünürsünüz. Ortalama ömrün 80 yıl olduğu yemyeşil bir huzur ülkesidir Liechtenstein. O huzurun içinde hangi yaprağın üzerindeki çiy damlasında ya da hangi taşın altında olduğunu önceden bilemeyeceğiniz bir öğreti ile karşılaşırsınız. Yürürken evlerin arasında -bağdan üzüm aşırırken gözüm prensin sarayında- hayatın eğitmenliğini içime çekerim. Bu küçücük ülkede yaşayan 1000 Türk’ten birinin de Belediye’nin tam karşısında Döner Büfesi vardır. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım, “Burada bile mi?” demiştim. Sonraları dost olduk Mehmet’le. O’na uğramayı, memleketten haberler vermeyi severim. O da bana kıyak geçer, döneri bol koyar kocaman pidenin içine. Yıl boyu kölesi olduğum diyeti o günlük unuturum ve etin tadını damaklarımda hissederim. Olabildiğince geciktiririm yutmayı. “Bir gün boğulacaksın.” der, beni izlerken. Geçen yazdı son gidişim. Dükkana yaklaşınca gördüğüm kalabalık beni şaşırttı. Herhalde 20 kadar Japon dükkanı istila etmişti! Durdum, ne yapacağımı bilmez halde. Bir süre sonra gülümsedim. Dünyanın dörtte üçünü gezmiş biri olarak, bugüne dek içinde çekik gözlü olmayan hiçbir uçuşumun olmadığını düşündüm. Onlarsız bir dünya yoktu. Her yerdeydiler. Nispeten uzun boyuyla fark ediliyordu Mehmet. Beni görünce iki eliyle selam verdi dostum. Kalabalığa yaklaşıp, uzattım elimi.

“Ne bu curcuna Mehmet?”

"Bu sıcakta buz gibi kola içmek varken, adamlar sıcak su istiyor!”

O an, bu küçük insanların da benim gibi farenjitleri olduğunu düşündüm. Bodrum’un sıcağında, “Su dolaptan olmasın.” demiştim garsona da bana gülmüştü; ama bunlar sıcak su istiyordu! Mehmet’in su kaynatma telaşını her zamanki gülen maskeleriyle izliyorlardı. Nispeten daha genç olan birine, “Neden kola ya da meyve suyu değil de sıcak su istiyorsunuz?” diye sorunca, verdiği cevapla bilgi dağarcığıma muhteşem bir katkıda bulundu.

“Biz Japonlar 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk hiçbir şey içmeyiz. Bu et de sıcak ve yağlı. Eğer soğuk bir meşrubat içersek o yağlar donar ve damarlarımıza yapışır. Mutfak evyenize yağ dökseniz, soğuk suyla o yağı akıtabilir misiniz?”

Gülümsedim. Ne doğruydu. Ortalama ömrün 80 yılın üzerinde olduğu, 100 yılı aşmış nice yaşlısı olan Japonlardan, küçücük Liechtenstein’da kocaman bir yaşam dersi almıştım. O günden sonra sadece döner değil, tüm sıcak yiyeceklerin yanında çay içiyorum.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hep dedim:" Şu sıcak çayımda bir keramet var" diye...Anlatamamıştım şimdiye kadar kimseye bu sırrımı, bundan sonra da anlatmayacağım:) Herkes kendi güzelliğini kendi bulsun...Soğuk suyu da pek sevemedim, gitti. Demek kiiii, "Ben çook yaşayayım, e mi?" Hayat büyülü bir öğretmen.Bir de size o büyülü öğretiyi anlatan Bilge de çıkarsa karşınıza şu hayat yolunda, Allah size uzun ve huzurlu bir hayat versin. Hem de masal tadında...Siz de çok yaşayın; sağlık, neşe, huzur ve mutlulukla...Sevgiler.

RANA İSLAM DEĞİRMENCİ 
 22.08.2011 1:11
Cevap :
Ne kadar basit ama doğru bir çözüm, değil mi hocam. Teşekkürler, sevgiler.  22.08.2011 12:13
 

Merhabalar.. Sevgili DOST ATA KEMAL beyciğim..! :-)) Liechtenstein ilk görmek istediğim ülkelerden biridir.. Minik ülke dediğimiz "Vatikan ve San Marino" İTALYA'da, "Monako" FRANSA'da gezip görmüştüm zamanında.. Ancak şimdi arzularımın içinde, İsviçre ile Avusturya arasındaki "Liechtenstein" ve Atlas okyanusunda Fransız denizaşırı toprağı olan "Saint Martin" adası...:-))) Evet her şeyin çok fazlası (SICAK ve SOĞUK) mutlaka zararlı.. Japonların sıcak ve soğuk hakkındaki tesbitleri çok çok doğru sağlımız açısından.. Meşhur bir ATASÖZÜMÜZ her şeyin "AZI KARAR, ÇOĞU ZARAR" boşuna denilmemiş değil mi..? :-)) Size sonsuz sevgiler ve selamlar.... ÇUKUROVA - ADANA'dan....İSTANBUL'a..... NK-ADA/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 04.03.2011 10:08
Cevap :
Sevgili dostum, ilk blog'uma yorum yapmak da nerden geldi aklınıza? Hem çok şaşırdım hem de çok sevindim. Teşekkür ederim. Evet, Liechtenstein harika bir ülke. St Maarten'e de mutlaka gitmelisiniz. Ben iki kez gittim. Havaalanı görülmeye değer. Pist 2300 mt ve okyanus aşan büyük tonajlı uçaklar için aslında kısa ve o nedenle uçakların pistin hemen başına teker koymaları gerekiyor ve pistin başı da plaj:) Sizin anlayacağınız, hemen başınızın üzerinden iniyor uçaklar! Uçağın kalkış anında da tel örgüye tutunuyorsunuz sıkıca ve uçak tam gaz verdiğinde o tepkiyle siz de havalanıyorsunuz. Elinizi bırakırsanız da denize uçuyorsunuz. Müthiş bir deneyim:) Londra'dan sevgiler.  04.03.2011 17:16
 

Ruhumuza özel sığınaklar.. Benim için olmazsa olmazlardan biri.. Kuşadası gibi bir yerde, şehir içinde, elbette sizinkiler kadar muhteşem sığınaklar bulmam imkansız, ama benim de, içinde kendimi huzurlu hissettiğim, bir fincan kahvemi içerken denizi doyasıya izleyebildiğim ve kendi düşüncelerimle baş başa kaldığım sakin mekanlarım var :) Hiçbir yer olmasa bile, o özel sığınağımı kendi hayal dünyamda da yaratabiliyorum.. Bazen Ay dede’min yanına gidiyorum, dertleşiyoruz birlikte, bazen de mor dalgaları olan bir okyanus kıyısında yürüyüşe çıkıyorum. Çok iyi geliyor ruhuma :) O sıcak su olayı duymuştum ve ben de mümkün olduğu kadar uyguluyorum, alışınca güzel geliyor :) Sevgilerimle..

Mor Okyanus 
 27.08.2010 14:15
Cevap :
Kuşadası'nı çok iyi biliyorum ve eminim ki sığındığın yerler vardır. Aslında kocaman bir kalabalıkta bile kendini yalnız hissedebilirsin. Mühim olan, Ay Dede'ni görebilmekte. Teşekkürler Sibel. Sevgiler.  27.08.2010 16:26
 

İlk blok yazınız :) merak ettim geldim okudum...ilginç olanı 366 kez okunmuş ama hiç yorum yok...ılık su içme konusunda doğru bunu öğreneli çok oldu uygulama konusunda hayatıma mümkün olduğunca uyguluyorum...selam ve sevgilerimle.

B Gelincik 
 06.04.2010 22:42
Cevap :
Amman'dan günaydın size Bn Gelincik ! E o ilk blog ve ben de çömez blogger'dır :) Kolay mı hemen okur kitlesi edinmek ? Ama işte ilk yorumunu aldı :) İlk blog'umu okumak istemeniz de çok hoşuma gitti. Teşekkür ederim. Sevgiler..  07.04.2010 6:06
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8316
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1136
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster