Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
229
 

Bir zamanlar onlar da geldi geçti bu dünyadan.

Bir zamanlar onlar da geldi geçti bu dünyadan.
 

 Bu yazımda farklı zaman dilimlerinde yaşamımda yer alan iki kişiden bahsedeceğim.Ben yaşamı bir puzzle benzetiyorum. Değişik şekil ve boyutlarda parçalardan meydana gelen bir puzzle.Yaşamımızda yer alan kişileri temsil eden bir puzzle. Herkesin farklı bir yeri ve boyutu var. Kimi büyük ve en ortada, kimsi ise küçücük ve kenar köşede.Ama hepsi bu tabloda yerini alan kişiler.

 İşte benim yaşamımda da yer alan çeşitli boyutlarda kişiler var. Kimi çok önemli , vazgeçilmez benim için,  kimi ise o kadar belirgin değil. Ama hepsi puzzlenin  bir parçası olduğu için çok önemli .Zira  en küçük parça bile olmazsa puzzle eksik kalır.

 Neyse gelelim anlatacağım kişilere. 

 16  Yaşlarındayım. İstanbul Kız Lisesi birinci sınıf öğrencisiyim. O zamanlar Laleli'de oturuyoruz  Okul Cağaloğlu'nda. Sabahları evden çıkıp yürüyerek okula gidiyorum.Neden diyeceksiniz belki. Toplu taşıma araçlarında uğradığım tacizler sebebiyle yürüyerek gidiyorum okula. Benim gibi yürüyen arkadaşlarım var. Bunlardan biri de Seçkin. Aynı sınıftayız. Seçkin Beyazıt'ta bir eski köşkte  oturuyor. Ben sabahları ona uğruyorum, beraberce yürüyoruz konuşa ,gülüşe.Her sabah Seçkin geç kalıyor.Ben kapıda onu beklerken evin altında küçük bir ayakkabı tamircisi dükkanı olan yaşlı amca ile sohbet ediyorum. Seçkin'e evlerinin altındaki bu dükkanı sorduğumda, adamcağızın kimsesiz ve çok fakir olduğunu, babasının onu korumak için burada tamircilik yapmasına izin verdiğini öğreniyorum. Yaşlı adam evi de olmadığı için geceleri de o küçük dükkanda kalıyormuş. 

  Bu yaşlı, bilge kişi ile yaptığım kısa sabah sohbetlerinden çok bilgi ediniyorum.

  Bir sabah gene Seçkin'e uğradığımda tamirci amcanın dükkanını kapalı gördüm. Adamcağız da ortada gözükmüyordu. İşin tuhafı o gün Seçkin de okula gelmedi. Başını pencereden sarkıtan annesi 'Seçkin bugün hasta , okula gelmeyecek.'dedi.Ertesi sabah arkadaşım asık bir yüzle aşağı indi. Sorduğumda bir gece önce yaşlı amcanın dükkanda ısınmak için yaktığı sobadan zehirlenip öldüğünü söyledi.O anda içimde bir şey kanadı.Sabahları kısa sohbetler yaptığım yaşlı tamirci yaşam puzzlemde bir yer almıştı çoktan.

 Bir süre sonra o küçük dükkanı yıktırdı Şeçkin'in babası. Yaşlı amca anıları, bilgileri ile yıkılan dükkanla yok oldu gitti.

  Anlatacağım ikinci kişi bir boyacı. 5,6 Yıl önce Avşa Adasındaki yazlık evi boyatmamız gerekti. Eşe dosta güvenilir, iyi bir boyacı sorduk. Bir de ucuz yapması şartı vardı tabii. Güvenilir olması gerekti, zira mevsim bahardı, ada tenhaydı ve ben evde yalnızdım.

 Bilenler bir boyacı önerdiler. Adamın ismi yoktu, herkes ona Savcı diyordu.Güya eski bir Savcıymış. Bir sebepten önce işinden sonra ailesinden olmuş.O da gelip bu adaya yerleşmiş ve boya yaparak geçimini temin ediyormuş.Gerçi boyadan kazandığının çoğunu geceleri sahildeki meyhaneye yatırıyormuş ama işini çok iyi yaptığı, saygılı ve güvenilir olduğu söylendi bize.,

 Ertesi gün gelen adam hakikaten saygılı, kültürlü bir kişiydi. Evi  boyamaya başladı.İşine çok dakikti. Her sabah aynı saatte geilyor, üstünü değiştirip hemen çalışmaya başlıyordu. Arada bir çay molası verdiğinde yaptığımız konuşmalar sırasında bilgi haznesinin genişliği belli oluyordu.

 Evin boyası tamalanacağına  yakın sağlığının bozukluğunu fark etmeye başladım.Nihayyet boyamız bitti.Son gün parasını almaya gelecekti. Bir baktım eski fakat tertemiz bir takım elbise giymiş geldi. Çok halsiz ve solgun gözüküyordu. Boya aletlerini topladı, parasını aldı, bizimle hakkınızı helal edin diye vedalaştı ve yavaş yavaş evden uzaklaştı. 

 Arkasından baktım çok yıkık, dökük gözüküyordu.

 Biz  ertesi gün Adadan ayrıldık. Bir kaç gün sonra arayan bir arkadaşımız 'Dün Savcının cenazesi vardı.'dedi. Bizimle helalleştikten bir gün sonra ölmüş. 

 Kendi gibi esrarlı bir şekilde öldü Savcı. Kimdi, neydi hiç kimse blemedi. Adada bir garip mezarda yatıyor şimdi. İsmini de bilmediklerinden mezar taşına Savcı yazmışlar.

 Yaşamımda ufak da olsa yeri olan iki insanı anlattım. Her ikisine de Tanrıdan rahmet diliyorum.

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Etkileyici, akıcı, sade. İki hüzünlü anınız okuyanı içine çekiyor. Sizin gibi yazabilmeyi çok isterdim.

Zafer Altınyay 
 21.11.2015 7:30
Cevap :
Sayın Zafer Altınyay, yüreklendirici yorumunuz için çok teşekkür ederim.Sizi MB blogda aradım , bulamadım, bir yazınızı gönderirseniz sevinirim. Benim gibi yazabilmeyi çok istediğinizi yazmışsınız. Çok okuyun, düşünün ve herşeyden önce kendiniz olun yazarken. Aynen konuşur gibi yazmayı deneyin, duygularınız , düşünceleriniz ağzınızdan dökülür gibi dökülsün kaleme.Size başarılar diliyorum yazım yaşamınızda. Saygılarımla  21.11.2015 11:08
 

Canım gerçekten yaşam bir pazıla benziyor çok yerinde bir benzetme sağ olunuz, selam ve sevgilerimle.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 08.11.2015 6:02
Cevap :
Sevgili Nahide Hanım,yorumunuz için çok teşekkür ederim.Sevgi ve saygılarımla  08.11.2015 14:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 811
Toplam yorum
: 1052
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1010
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster