Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '12

 
Kategori
Alternatif Enerji
Okunma Sayısı
1174
 

Biyoyakıtlar fırsat mı, tehdit mi ?

Artan petrol ve doğalgaz fiyatları tüm dünyayı büyük bir hızla alternatif enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Biyoyakıt sektörü büyük bir patlama yapmış, nükleer enerjiye yönelim yeniden hız kazanmış, rüzgar, güneş, jeotermal ve hidrolik enerji gibi yeni ve yenilenebilir enerji alanları gelişmeye başlamıştır. Her hızlı değişim ve gelişim beraberinde yeni risklerde taşımaktadır. Biyokütle enerjisindeki yükselişin taşıdığı risk, biyoyakıt hammaddesinin büyük oranda gıda amaçlı bitkisel üretimden sağlanmasıdır. Özellikle on yıllar içerisinde ulaşılmak istenen biyomazot ve biyobenzin üretim senaryoları yoksullar için gıda maddelerine ulaşımı zorlaştıracağı gibi bir endişeye neden olmaktadır. Biyoyakıt sektöründeki gelişmenin önümüzdeki on yıllarda iki gurup ortaya çıkarması beklenmektedir: kazananlar ve kaybedenler.

Günümüzde yaklaşık 20 enerji üreticisi ülke 200 kadar ülkenin enerji ihtiyacına cevap vermektedir. Tüketici ülkelerin ithalatlarında en büyük payı enerji temini oluşturmaktadır. Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların giderek tükeniyor olması bu kaynakların fiyatlarını giderek artırmaktadır. Bu fosil yakıtların küresel ısınma ve iklim değişikliğini körüklüyor olması ve birleşmiş milletlerin karbondioksit salınışının azaltılması yönündeki kararlarının da etkisiyle ülkeler yeni enerji kaynaklara yönlendirmektedir. Bu kaynaklardan biri de biyokütle enerjisidir.

Katı, sıvı ve gaz şeklinde enerji kaynağı olan biyoyakıtların elde edilmesinde kullanılan bitkisel ve hayvansal kökenli maddeler biyokütle olarak adlandırılmaktadır. Biyokütle presleme ve briketleme şeklinde katı yakıt olarak kullanılabilmektedir. Biyokütleden gazifikasyon yöntemiyle hidrojen enerjisi ve fermentasyon yoluyla biyogaz elde edilebilmektedir. Biyokütleden elde edilen sıvı enerji kaynakları ise yağların esterleştirilmesi ile elde edilen biyodizel ve kimyasal yolla elde edilen biyobenzin (susuz etil alkol, etanol) olarak öne çıkmaktadır. Biyoyakıtlar içerisinde en hızlı gelişen alan biyodizel (biyomazot) ve biyobenzin (biyoetanol) üretim ve tüketimi olmuştur. Biyodizel tüm yağ içerikli bitkisel ve hayvanlsal kaynaklardan yapılabilmektedir. Günümüzde biyodizel elde etmek amacıyla kanola, palm, ayçiçeği, pamuk çiğidi, soya, aspir, hint yağı, susam gibi bitkisel kökenli yağlar kullanılmaktadır. Biyobenzin üretiminde ise özellikle şeker kamışı, mısır ve buğday gibi bitkiler kullanılabilmektedir.

Biyoyakıt sektörünün en hızlı geliştiği ülkeler Brezilya, Çin, Hindistan, Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika ve Kanada şeklinde sıralanabilir. Brezilya biyobenzin sektörünün öncüsüdür. Bu ülke verimi çok yüksek olan (yaklaşık 15 ton/da) şeker kamışı bitkisini kullanarak biyobenzin (etanol) üretmektedir. Biyobenzin B20 adıyla %20 oranında etanolün petrol benzinine katıldığı yakıt şeklinde tüketilmektedir. Brezilya benzinli motor sanayinde biyobenzin kullanımına uygun karbüratör ve yakıt sistemi malzemesi üretimini de sağlayarak biyobenzin kullanımında çok ilerlemiştir. ABD ise son yıllarda mısır bitkisinden biyobenzin üretimini hızlandırmıştır. Kanada ve Avrupa Birliği ülkeleri daha çok kanola bitkisine dayalı biyodizel üretim ve tüketimine yönelmiştir. Çin ve Hindistan özellikle bitkisel kaynaklara dayalı biyodizel üretimi ve tüketimiyle bu alanda en dikkat çekici ülkeler olmuştur.

ABD, AB, Brezilya, Çin, Hindistan ve diğer dünya ülkeleri enerji politikalarını yeniden düzenlemektedir. Bu ülkelerin bir çoğu gelecek 10 veya 20 yıl içerisinde biyoyakıtın toplam enerji tüketimi içerisindeki payını %10’a çıkarmayı planlamaktadır. Bu durum, mısır, buğday gibi bitkilerin biyobenzin üretiminde daha fazla kullanımına, kanola, soya, ayçiçeği gibi yağ bitkilerinin de biyodizel üretiminde de daha fazla kullanılmasına neden olacaktır. İnsan ve hayvan beslemede kullanılan bu ürünlerin enerji üretimi şeklinde ortaya çıkan yeni kullanım alanları, bu bitkilerin üreticilerinin kazananlar, tüketicilerinin ise kaybedenler hanesine yazılamasına neden olacaktır.

Esasen petrol ve doğalgazda dışa bağımlılığı azaltmak, artan fiyatlar karşısında alternatif oluşturmak amacıyla birçok ülkenin sarıldığı biyoyakıt üretimi, gıda fiyatlarının artmasına neden olmuştur. Üstelik dünya ölçeğinde bakıldığında artan petrol fiyatlarına karşı etkili de olmamıştır. İklim değişikliği, tarım politikaları ve gıda ve yem bitkilerin enerji elde etme kullanımı tüm dünyada gıda fiyatlarını %25 artırmıştır. Bitkilerin enerji elde etmek amacıyla kullanımı petrol fiyatlarının artışını durdurmada etkili olamamış ve petrol ve doğal gaz fiyatlarında %80’e ulaşan artış gerçekleşmiştir. Dünyada 850 milyonu aşkın insan açlık tehlikesi içerisindedir. Bu sayıya her yıl 4 milyon insanın daha eklendiği tahmin edilmektedir. Açlıkla ve yoksullukla mücadele bir insanlık görevidir. Son yıllarda gıda üretimindeki yetersizlik, gıda ürünlerinin biyoyakıt üretiminde kullanımı gibi faktörler dünyada yoksulluğu artırmaktadır. Çin ve Hindistan gibi büyük nüfusa sahip ülkelerde zenginlik ve refah artışının gıda fiyatlarındaki yükselişi tetiklediği iddia edilmektedir. Bu ülkelerde artan refah, enerji ve gıda tüketimini de artırmış ve gıda stoklarının yetersiz kalmasına ve fiyatların artışına neden olmuştur. Artık tüm dünyada gıda zor ulaşılan vazgeçilemez kaynak haline gelmektedir. Gıda yetersizliği tüm dünyada giderek artan bir eğilim göstermektedir. Gelecek senaristleri gıdaya ulaşımı da savaş nedenleri arasına yeniden koymaya başlamış ve saldırgan savaşların gıda, su ve enerji nedeniyle ortaya çıkacağını ifade etmeye başlamışlardır. Bu sorunların bir insanlık faciasına dönüşmeden çözülmesinde her insan ve her ülke belli sorumlulukları üstlenmek zorundadır.

Biyobenzin üretiminde mısır, buğday, arpa gibi, biyodizel üretiminde kanola, soya, ayçiçeği, aspir gibi insan ve hayvan beslemede önemli yer tutan bitkilerin kullanılması bir yandan açlık ve yoksulluğu artıracak, diğer yandan da, bu ürünlerin daha fazla üretilmesi amacıyla daha fazla gübre kullanımı, daha fazla ilaç kullanımı, daha fazla ve aşırı sulama gibi uygulamalarla çevre sorunlarını büyütecektir. Bu nedenle, enerji elde etmek amacıyla gıda ve hayvan yemi olmayan bitkilerin kullanımı söz konusu olmaktadır. Hindistan ve Çin kıraç verimsiz arazilerde yetişen Jatropha curcas (jatrofa, kürkas, hintfıstığı) bitkisine yönelmiştir. Çin son dönemde İngiltere büyüklüğünde bir alanı bu bitki ve diğer gıda olmayan enerji bitkilerinin yetiştirilmesine ayırmıştır. Hindistan 60 milyon hektar alanda kürkas ve diğer gıda dışı enerji bitkisi üretimini ve tükettiği dizel yakıtın % 20 sini bu yolla sağlamayı planlamaktadır. Brezilya ve Afrika da farklı bitkilerden (Jatrofa, hint yağı gibi) bitkilerden enerji elde etmeyi planlamaktadır. Sahil ülkeleri enerji elde etmek amacıyla su yosunlarından (alg) yaralanma çalışmaları yapmaktadır. Ancak, gıda dışı bitkilerin yetiştirilmesi artan biyoyakıt sektörünün ihtiyacını karşılaması kısa dönemde beklenmemektedir. Bu nedenle özellikle biyodizel üretim amacıya yağ bitkilerine olan talebin artacağı düşünülmektedir. Yağ bitkilerinin ekim alanının genişlemesi diğer gıda bitkilerinin üretimini azaltabilecek ve fiyatların artmasına neden olacaktır. Geçtiğimiz yılda kuraklık başta olmak üzere çeşitli nedenlerle buğday üretimimiz 21 milyon ton dan 17 milyon ton civarına düşmüştür. O halde ülkemiz de kanola, aspir, soya fasulyesi gibi bitkilerin ekim nöbetinde yer alması için gerekli çalışmalar yapılmalı, başta tahıllar olmak üzere pamuk gibi önemli bitkilerimizin üretimi de geliştirilmelidir.

Her şeye rağmen alternatif enerji kaynaklarına yönelim asla hız kesmeyecektir. Ülkemiz, küresel ısınma bakımından en temiz olan, güvenli enerji temininde ve teknolojik bilgi birikimimizin artmasında önemli ilerleme getirecek olan nükleer enerji teknolojisine erişme yönünde ilerleme sağlamıştır. Rüzgar, güneş, jeotermal ve hidrolik enerji potansiyeli büyük olan ülkemizde enerji yatırımları hız kesmeden devam etmek zorundadır. Bu arada, AB’ne aday ülke konumunda olan, birleşmiş milletler kararlarına saygılı ve uluslar arası barışın tesisinde tarihi, coğrafik ve stratejik öneme sahip ülkemizin de tüm gelişmeleri yakından izlemesi ve politika geliştirmesi kaçınılmaz bir olgudur. Birleşmiş milletlerin Rio, Stockholm ve Kıyoto konferanslarında aldığı kararlara ve AB kriterlerine uyum ve netice itibarı ile kendi insanımızın güvenlik ve gönenci için Ülkemizin de alternatif enerji kaynaklarını geliştirilmesi beklenen bir durumdur. Bu bağlamda biyoyakıt sektöründeki yükseliş ülkemiz için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Ülkemizde biyoyakıt sektörü biyodizel üretimine dayanmaktadır. Bu amaçla palm yağı, ayçiçeği yağı, kanola yağı, pamuk çiğit yağı gibi bitkisel yağlar kullanılmaktadır. Ayrıca atık kızartma yağları ve bazı havansal yağlarda değerlendirilmektedir. Bu gün itibarı ile ülkemizde işletme lisansı almış biyodizel tesisi sayısı 50 ye ulaşmıştır. Bunlardan biri de Kayseri’de (İncesu) bulunmaktadır. Acak, sektör hammadde fiyatlarının yani yağlı tohumlar ve ham yağ fiyatlarının aşırı yükselmesinden dolayı ciddi sıkıntılar yaşmaktadır. Ülkemizde ekimi yapılan yağlı tohumlu bitkilerin üretim miktarlarının tüketimi karşılamamaktadır. Türkiye’nin gerek yağlı tohumlarda gerekse ham yağda dünyanın sayılı ithalatçı ülkeleri arasında yer aldığı görülmektedir. Ülkemizin yağ ve yağlı tohumlar için dış ülkelere ödediği döviz miktarı 1 milyar 500 milyon dolara yaklaşmıştır. Özellikle ABD ve Arjantin gibi ülkelerden mısır, soya gibi ürünlerin ithalinde artışlar söz konusu olmuştur. O halde ülkemizin tahıl üretimini geliştirdiğimiz gibi özellikle başta yağ bitkileri ve yem bitkileri üretimimizi de artırmak zorundayız. 1980’li yıllarda Çorum-Çankırı-Yozgat civarında uygulanan nadas alanlarını azaltmak amacıyla nohut ve mercimek üretimini özendiren projeler başarılı olduğu düşünülürse, ülkemizde özellikle Orta Anadolu’da kurak koşullarda ve düşük verimli topraklarda aspir bitkisinin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Ülkemizin hemen her bölgesinde konola (kolza) ve soya üretimi mümkündür. Bu bitkilerle yapılan çalışmalar genellikle pilot bölgelerde bir veya birkaç çeşitle gerçekleştirilmekte, gerek kullanılan çeşitlerin uygun olmayışı gerekse yetiştiricilik bilgilerinin ve uygulamalarının yetersizliği sonucu başarısız sonuçlar da alınabilmektedir. Uygun şekilde yapılmayan başarısız demostrasyonlar çiftçilerimizde ve ilgili kişi ve kurumlarda olumsuz bir ön yargı oluşturmaktadır. Oysa bugün dünyada 200’e yakın ticari soya çeşidi 50’ye yakın kanola çeşidi bulunmaktadır. Islah çalışmaları desteklemeye devam edilmeli, yerel ve yöresel bitkisel kaynaklarımız değerlendirilmelidir. Gelişen ve değişen dünyada tarım tekniklerinin aynı kalacağı beklenmez. Gelişmiş ülkelerde diğer sektörlerle birlikte mutlaka tarım teknolojileri de gelişmiş durumdadır. Ülkemiz de tarıma gereken önem yeniden verilmek zorundadır. Yerel üretimi pahalı bulup, tarıma destekten ve kaynaklarını kullanmaktan vazgeçerek, tüketimin tamamını daha ucuz olduğu için dış ülkelerden sağlamayı savunanlar bu yanlış iddialarının iflas ettiğini umarım görmektedirler. Yağ bitkileri üretimimizi mutlaka artırmalı, elde ettiğimiz ürünleri öncelikle yemeklik ve yemlik olarak, bir kısmını da biyodizel üretiminde kullanmalıyız. Bunun için öncelikle yağlı tohum üretimine sağlanan destekler ve teşvik primleri artarak devam ettirilmeli, su, gübre ve diğer tarımsal girdiler uygun şekilde kullanılmalı ve eğitim çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

Sonuç olarak, ülkemizde yağlı tohum üretimimiz gıda için dahi yetmemektedir. Bu nedenle kıraç ve verimsiz topraklarımızda aspir bitkisinin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Buğdayın iyi yetişebildiği koşullarda yetiştirilmesi mümkün olan kanola bitkisinin (kolza) üretimi teşvik edilmelidir. 1980’li yılların ortalarında büyük bir önem kazan, ancak daha sonra yeterli ilgiyi görmeyen, bu gün ise ithalatımızda çok önemli bir yer tutan soya fasulyesi üretimi mutlaka yeniden ele alınmalı, uygun alanlarımızda ekim nöbetine sokulmalıdır. Enerji bitkisi üretimi amacıyla kavak, okaliptus, jatrofa (kürkas) gibi bitkilerin yetiştiriciliği ile ilgili çalışmalar yapılmalı, tarıma uyun olmayan alanlarımız bu amaçla değerlendirilme yoluna gidilmelidir. Biyodizel üretiminde atık yağlardan ve kullanılmayan hayvansal yağlardan daha fazla yararlanılmalıdır. Daha modern mekanizasyon teknikleri geliştirilerek Biyogaz üretimi teşvik edilmelidir. Tarımın birçok sektörü kapsayan çok önemli bir alan olduğu gözeden kaçırılmamalı, genel ülke kalkınma politikası ile birlikte bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Prof. Dr. Ali İrfan İLBAŞ

Erciyes Üniversitesi

Seyrani Ziraat Fakültesi

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 657
Kayıt tarihi
: 15.01.12
 
 

Organik Tarım, Sürdürülebilir Tarım, Tarım-Çevre, Tarımsal İnovasyon, Biyoyakıtlar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster