Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
710
 

Blogda yazan olmak

Blogda yazan olmak
 

Ennn süperinden bi man...:))


<ı>Blogda en olmak

Blog yazmak keyifli bir şey. Ve blogda yazmak için hepimizin kendine göre çeşitli nedenleri var. Yazdıklarının okunmasından mutlu olmayan da yoktur herhalde. Bu daha da keyifli bir durum.

Peki blogda EN olmayı önemsemek gerekir mi?

Bu sorunun yanıtı sanırım MB da yazmayı, hayatımızın neresine koyduğumuza bağlı. Hepimiz için farklı basmaklara oturur bu konu;

Kimisi hayatının ilk basağına oturtmuş olduğu yazarlık hedefi içinde, burayı yazarlık ya da köşe yazarlığı için bir basamak oluşturmak üzere hedeflemiş olabilir.

Bir başkası sadece günün stresinden kaçıp biraz oyalandığı bir ortam diye düşünüyor ve daha aşağıda bir basamaklara oturtuyor olabilir

Yine bir başkası yazarlık gibi bir hedefi olmadan, hayatındaki bir boşluğu doldurmak üzere, yaşamının üst basamaklarından birine yerleştirmiştir ve burayı sosyal hayata karışmanın, sosyal ilişkiler kurmanın bir fırsatı, bir yolu olarak değerlendirebilir.

Bu konumların hepsi herhangi bir sakınca içermez benim gözümde. Tamamı kişisel tercihlerdir ve belden aşağı vurmadıkça, başkalarına zarar verecek şekle gelmedikçe, herkesin en doğal hakkıdır. Hiç kimsenin de yukarıda saydığım ve hatta bazılarını sayamadığım bu nedenleri yargılamaya hakkı yoktur.

Sonuçta olumlanmaktan herkes hoşlanır. Yazdığınız yazının aldığı her tık, her yorum sizi mutlu eder. Yalnız fark şu ki; Kimilerini şiddetle memnun eder, kimilerini de sadece memnun eder işte… Bu memnuniyetin şiddeti de (yukarıda yazdığım gibi) bu konuyu hayatınızın EN’leri içinde hangi sıraya koyduğunuzla direk bağlantılı bir durumdur. Ve bu sırayı en alttan en tepeye belirleme hakkı sadece ve sadece size aittir ve kimseye de yargılamak hakkı düşmez.

<ı>Benim EN’lerim içinde bloğun yeri

Bu konudaki kişisel tercihim sizleri ne kadar ilgilendirir bilmiyorum ama blogda yazıyor olmak benim için hayatımın enlerinde ilk 5 sıraya girmez. İlk 10u da zorlar mı bilmiyorum.

Çünkü;

İlk olarak yazarlık gibi bir hedefim yok. MB da her zaman, yazıyor olmaktan çok okuyor olmaktan keyif aldım ben. İddialı bir yazar değilim derken tevazuumdan falan değil, samimiyetimden söylüyorum. İyi olduğum konularda gereksiz tevazu göstermem pek. Mesela çok iddialı bir okuyucu olduğumu her zaman söylerim. Bu konuda hiç de mütevazı değilim.

Belki hayat bana farklı koşullar sunsaydı, ya da ben koşularımı daha planlı, düzenli ve programlı düzenlemeyi başarabilseydim, yazmak önemli hedeflerimden biri olabilirdi. Ama şu andaki koşullarımla değil. Olabilme şansı da yok görünüyor.

Yaşamımı oluşturan olumlu ve olumsuz öyle ilkler var ki; MB da yazıyor olmayı ister istemez aşağı basamaklara doğru itiyor.

Ve bu durumda burası benim için, zaman zaman yaşamın boğuculuğundan kaçtığım, geldiğimde ufkumu genişletecek pek çok yazılar bulduğum, gerçek ve anlamlı bazı dostluklar edindiğim ve yaşadığım, hoş, keyifli bir ortam.

Bu durumu yorumlarıma pek yansıtamadığım kanısındayım. Çünkü genelde içeriğine katıldığım pek çok yazı okuyorum ama çoğuna bir yorum yazmıyorum. Bunun nedeni de yazar zaten benim görüşümü destekleyen söylemek istediklerimi söyleyen bir yazı yazmışsa benim bunun üzerine söylenecek bir sözüm olmuyor. Bazen çok beğendiğimi ifade ettiğim ya da eklemek istediğim bir şey olduğu ve bu yüzden yorum yazdığım oluyor. Bu bakımdan devamlı takip edip, okuduğum ama benim tarafımdan okunduğunu belki de bilmeyen pek çok yazar vardır.

Genel olarak katılmadığım konularda söyleyeceklerim oluyor. Hem de bazen blog yazacak kadar çok… Genel olarak blog yazma konusunda da tembel olduğumdan blogdan uzun yorumlarım olabiliyor. Ve bu durum beni olduğumun tersine hep muhalif yatkınlıkta gösteriyor.

Kendimden bahsetmeyi biraz uzattığımın farklındayım. Ancak az sonra yazacaklarım için kendimi örnek vereceğimden durumumu tam ve açık olarak belirlemek istedim.

Kısaca benim blog üyesi olmamla ilgili;

Yazmaktan çok okumaktan keyif aldığım, yaşamın koşuşturmacası içinde kendim için kaçtığım, zaman zaman eğlendiğim, zaman zaman kendimi geliştirdiğim, bazı önemli dostluklar edindiğim, katıldığım, katılmadığım görüşlerimi belirttiğim, öyle naaadiren de olsa coşup kendim de bir şeyler karaladığım, okuyuculuk dışında herhangi bir iddiamın olmadığı, zaten yazmak konusunda da oldukça tembel davrandığım, 1, 5 yıl içinde hepi topu 28 blog yazdığım, hoş, güzel, keyifli bir ortamdır burası, denebilir.

<ı>EN olup olmadığımızı istatistiksel olarak saptamak mümkün mü?

<ı>

Birkaç gündür bloğun gündemini bu konu işgal ediyor. Benim de şu günlerde biraz yaşamdan kaçmaya ihtiyacım, dolayısı ile biraz da zamanım olunca bu konudaki savları okuyup, biraz da teknik bilgimi arttırdım.

Yine kişisel görüşüm şudur ki;

Bana göre bunu ölçmek pek mümkün görünmüyor.

Sayın Culduz’un okuyan kadın erkek toplamı, görüntüleme sayısı rakamına göre daha reel görünmekle birlikte yine de çok anlamlı değil. Çünkü burada blog adedi çok önemli. 2 blogcu düşünelim. Biri 100 blog diğeri de 10 blog yazmış olsun. 100 blog yazan 100 defa 10 blog yazan 10 defa okunmuş olsa bu durum iki blogcuyu eşitler. Çünkü ikisinin de her yayımladığı blog sadece birer kere okunuyor demektir. Yani ikisinin de daimi okuru (eğer varsa) 1 kişi demektir.

Bu bakımdan blog başına düşen kişi sayısı biraz daha anlamlı görünüyor. Bu durumda Sayın Culduz’un listesindeki en EN ta kendisidir. Büyük ihtimal bunun kendisi de farkındadır ama tevazu, yada birinci sıraya oturup tepki almama gibi nedenlerden dolayı bu durumu öne çıkarmamış olabilir.

Ümit Culduz’un bloğunu ilk okuduğumda yukarıda yazdığım gibi bir mantık yürütmüştüm. Sonra benim de merakıma mucip oldu, ilk defa gidip kendi istatistiklerime baktım. Kadın ve erkekler tarafından 3000 küsur okunmuştum ki listedeki yazarlarla aşık atma şansım hiç yoktu, zaten böyle bir beklentim yada hedefim de yoktu. Yine de bir hesap edeyim dedim. 28 blog yazdığıma göre blog başına kabaca (uzun uzun bölüp tam rakam bulmaya üşendim) 110 civarında okunmuşluğum vardı.

110 rakamını bulunca kafam karıştı. Çünkü koooskoca MB birincisiyle benim gibi okuyucu kitlesi falan olmayan, bu işi tam olarak ciddiye bile almayan, 1, 5 yılda, o da gayretle, hepi topu 28 blogcuk yazmış, öyle herhangi bir MB üyesinin arasında blog başına 15 fark olsun… (bu arada dördüncüyü de sollamış oluyorum..:))

Yok olacak iş değildi. Demek ki bu da bir belirleyici özellik falan değildi.

Sonra Ahmet Bey bir blog yazdı. Matematiğim de iyidir ama içinden geçtiğim şu zor günlerde o hesabı kafam biraz zor kavradı doğrusu. İlk bakışta o da mantıklı gelse de kalkıp uygulamayı kendime yaptığım da bu defa herkesi sollayıp geçtiğimi ve en başlara oturduğumu görünce, kafa karışıklığımın şu aralar pik yaptığına delalet eder bu durum deyip bir daha baktım hesaba ki; genel tıklama ile kadın erkek tıklama arasındaki uçurum açıldıkça sonuç büyüyordu. Ve benim gibi en alt sıralarda gezinmesi gerekenler tepeye doğru çıkıp, yazma konusunda çok daha iddialı ve profesyonel olanlar alta düşüyordu. Demek ki hesap yanlıştı..:))

İşte böyle formüllerin ortasına kendimi koyup, yanlışlığını ispatlaya ispatlaya giderken sağduyusuna mantığına en önemlisi de ferasetine çok güvendiğim Sevgili Feyhan blog haberci sayısı fikrini ortaya attı. Bu hepsinden çok kıstas olabilir gibiydi. Kaç kişinin blog habercisinde olduğumu bilmediğim için sağlama yapamadım. Üzgünüm…! Ama sadece mantık yürütebildim bu konuda da.

Yine kendimden yola çıkarak kendi blog habercilerimi gözden geçirdim. O listeyi öyle k/abartmışım ki, mail adresime gelen uyarıların başlıklarını bile takip edemez oldum. Tek blogla bile hoşuma giden kim varsa eklemişim. İlk zamanlar blog habercisine eklediysem vardır bir bildiğim diye uyarıları silmeden mail kutumda biriktiriyordum, dönüp bir ara okumak üzere. Ama sonra baş edilmez olmaya başlayınca başlıklarına bakıp elemeye başladım. Yine de ipin ucunu öyle kaçırmışım ki. İtiraf ediyorum; çok biriktiği zamanlarda başlıklarına da bakmadan sildiğim oldu. Demek ki en anlamlı görünen bu kıstas da pek belirleyici bir şey değildi.

<ı>Google tıkları anlamlı m?

Pek çoğunun anlamsız olduğunu düşünüyorum. Bu son tartışmalar sayesinde anahtar kelimelerin ne işe yaradığını öğrenmiş oldum. Bir anahtar kelime ile kendi ulaştığım google tıklamalarının çoğunu okumadan geçtiğim sayfalar oluşturuyor. Googledan almış olduğumuz her tık okunduğumuzu göstermez.

Ama okunmadığımızı da göstermez. Çünkü benim googledan tesadüfen ulaştığım ve üyesi olduğum siteler, okuduğum yazarlar, şairler de var. Sadece tesadüfen ulaştığım yazısını şiirini okuduklarım olduğu gibi, enteresan bulup arada ne yazmış diye baktıklarım bile var.

Bunun yanında MB gibi üyesi olduğum sitelerde başlığını ilginç bulup açınca başlıkla alakasız bir metin bulup okumadan geçtiklerim de var. Yani orada kadın okur sayısını arttırdığım ama aslında açtıktan sonra okunmaya değmez bulup okumadan geçtiklerim var.

<ı>Her tık mubah sayılır mı?

Sayılmaz bence.

Ama bu reklâmın iyisi kötüsü meselesi zaten dünyada da tartışılan bir konu. Malum Nobel ödüllü yazarımızın bile bu anlamda başvurduğu pek çok yol var. Türkiye aleyhine konuşmalarını kastedip polemiğe girmek niyetinde değilim. Söylemek istediğim o değil. Ben her kitap çıkarışında, yeni albüm çıkarmış pop yıldızları gibi ortalığa düşmesinden bahsediyorum. Bu konuda da, bu arenada epey fikir yürüten oldu. Ve dendi ki; Dünyada artık pazarlamanın koşulları bellidir ve yaptığı normal bir şeydir. Herkes “Benim adım kırmızı” adını duymuş mu duymamış mı? Kitap da rekor satmış mı satmamış mı? Eve götüren okumuş, yok okumamış, birkaç sayfada pes edip bir kenara atmış önemli değilse, burada da geçerli olan tık sayısı olmalı değil mi?

Bir kere tıklamış açmışsınız. Beğenmiş okumuşsunuz, beğenmeyip okumamışsınız ne gam. Belirleyici olan tık ya da satış rakamı mıdır? Bu da bütün dünyada zaten tartışma konusudur. Her ne kadar kişisel fikrim böyle olmadığı yolundaysa da tek başıma bu işin içinden çıkabilecek istatistik bilgisine sahip değilim.

<ı>

<ı>Tekrar kendi bloğumuza dönecek olursak

Yapılan sıralamaların belli bir grup içinde birbirlerinden sorularak alınmış rakamlardan oluştuğu, geneli yansıtmadığı, hadi yansıttığını var saysak bile hiçbir rakamın aslında manalı olmadığını düşünüyorum.

Bugün benim boş vaktimin bol olduğu bir gündü. Hiç yazmayı düşünmediğim bir konuda dört sayfaya yakın çene çaldım. Sonuna kadar okuduysanız umarım sizin de boş gününüzdü. Yoksa sonucu olmayan bunca boş laf yüzünden bütün sitem oklarınızı hak ettim.

Not: Blog kategorisindeki ikinci yazım…J) Şöhrete alışıyor muyum ne ? Birkaç yazı daha döşenirsem tık arsızı olucam..:))

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Seni ve yazılarını özlemişim, bakiim dedim...Neler olmuş neler...Sanal istatistikler, iddialar filan beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor ama ilgilenenler ilgilenebilir elbette. Bir çeşik oyun gibi ya da algılamada seçicilik meselesi. Değerlerde öncelik filan...tabii ki değerlerin önceilği de zaman ve mekan içinde değişiklik gösterebilir.Ama blogda yazan olmak, bloğun senin için ifade ettiği anlam meselelerini öyle güzel ve doğru ifade etmişsin ki, bir an kendimi okuyorum sandım...Diğer yazılarını da ziyarnet edeceğim. Sevgi ve özlemle...

Neşe İleri 
 04.02.2009 16:43
Cevap :
Aman da sayfama kimler gelmiiiş..:)) Sevgili Neş'eciğim, senin dünyadan haberin olmaz olur mu hiç? Olsa olsa blog kategorisi didişmelerinden haberin yoktur..:)) Benim de olmuyor çoğunlukla... Bir boş zamanıma denk geldi, hem haberim oldu hem otuırup blog yazdım. Epeeeey boşmuş demek o ara zamanım..:)) Sesini duymak şahaneydi... Çoook sevgiler...  04.02.2009 17:35
 

Bazı şeylerden mutabık değiliz. Öyle söylüyorsunuz. Olabilir derim. Ama, siz bloğu ve bazı tipleri de tanımıyorsunuz daha. Tanısaydınız, bana hak verecektiniz. Geçelim bunu bir kalem. Mesele anlaşılmıştır. Saygılar sunarım.Hoşca kalınız.

Muzaffer Cellek 
 29.01.2009 12:35
Cevap :
Elbette zarfın içi makbul Muzaffer bey. Ama zarfın dışı ilgi çekici ve süslüyse içi her zaman boştur diye bir kural yok. Benim söylemek istediğim, eğer zarfın içine iyi birşeyler koymuşsanız, dikkat çeksin ve okunsun diye zarfın dışını da süslemenizde bir sakınca yok...:)) Saygı ve selamlarımla..:))  29.01.2009 16:40
 

Mesele anlaşılmıştır. Aslolan, zarfın dışı değil, içi'dir. Doğru tanımlarnız var. Yazı kalitesi ile tık sayısı arasındaki bağ, üfürüktendir. Aksini iddia edip hegomonya yaratanlar, ben tekim, ben yaptım oldu havasındalar. Onlar zavallı sınıfındalar. Aydınlattığınız ve açıklığa kavuşturduğunuz için teşekkür ederim. Saygılar." Bunca yazıştık. Bir kahve kazandık. ))

Muzaffer Cellek 
 28.01.2009 21:44
Cevap :
Sorunuzu yayınlayıp yayınlamamakta kararsız kaldım Muzaffer Bey. Çünkü ilke olarak adresi belli hakaret içeren yorum ve soruları yayınlamıyorum. Buradaki zavallılar sözünüze katılmıyorum. Direk bir adres göstermeyip genel anlamda söylediğiniz için yayınlıyacağım. Ama çekincelerimi de belirterek. Bakın sizinle yazı kalitesi ile tık sayısı arasında bir bağlantı olmadığı konusunda tam olarak birebir anlaşıyoruz. Ancak buradaki tık sayısını önemsiyor olmak da bir seçim ve bence bir sakıncası yok. Hatta google tıkı hedefliyor olan arkadaşlarımızı da gayet makul buluyorum. Yazdığımız yazının bir şekilde en çok insana ulaşmasını istemek bir suç yada zavallılık sayılmaz bence. "Her ulaşan okumasa da belki içinden bir kaç kişinin ilgisini çekmeyi başarabiliriz ve okunuruz" diye de düşünebilirler. Ayrıldığımız nokta burası. Kahve çay yemek kurabiye haklarınız baki. Sevgiyle kalın  29.01.2009 11:02
 

Merhaba, Şükür, cevabınız geldi. Teşekkür ed4erim. Sondan ikinci satırda ''Siz de iddialısınız...' diye başlayan cümlenizi çözemedim. Açıklığa kavuşturur musunuz? Selamlar

Muzaffer Cellek 
 28.01.2009 16:56
Cevap :
Haklısınız Muzaffer Bey 1000 krakter sorunu yüzünden yanlış anlamaya açık bir cümle olmuş. Söylemek istediğim şu;
Ben çok tık almayı hedefleyen blogerleri kibirli bulmuyorum. Bu blog da anlatmak istediğim; Onların ne kadar burayı çok ciddiye alma hakları varsa bizim de almama hakkımız var. Herkes blogu hayatının ilklerine koyacak diye birşey yok. Ama bizler bunu ifade ettiğimizde onların "sizde iddidalısınız ama başaramadığınız için değilim diyorsunuz" şeklinde tavırları ve beyanları oldu. Hatta bir yorumda yada blogda "bunu külahıma anlatın" gibi bir şey okudum. Bu tavrı sevmedim. Kimsenin külahına birşey anlatmak niyetinde de değilim.
İkinci olarak da hiç bir istatistiğin gerçek okunma sayısını belirleyeceğini sanmadığım gibi yazı kalitesi ile tık sayısı arasında doğru bir orantı yok diyorum. Bu yüzden ENleri saçma buluyorum. Blogda anlatmak istediğim buydu. Umarım açıklığa kavuşmuştur..:)) Kahve hakkınız her daim baki. Selamlar  28.01.2009 18:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 571
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1121
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

7 Ocak 1960... Hayatın öğrettiği herşeyi okumak ve yazmak için buradayım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster