Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
456
 

Bölündük ey halkım unuttuk "biz"i

Senelerdir tek korkumuzdu, memleketin başına gelecek her olayda, ülke bölünüyor vatan elden gidiyor nidalarıyla ortalığa saçılıyordu insanlar. Ama bu korku sloganları çoğu zaman içimizdeki “biz” olgusuna karşı duramıyor ve mağlup oluyordu. Şimdi ise bu sloganlar bir kabustan öte hayatımızın bir gerçeği oluverdi, üstelik birdenbire.

2002’de tek başına iktidara gelenler, tüm toplumu kucaklayacaklarına, toplumun her kesimine aynı mesafede duracaklarına inandırdılar. Daha doğrusu hepimizi kandırdılar. İçlerinde bitmek bilmeyen bir hırs vardı. Geçmişte yaşadıklarının hesabını sormaya yönelik olan intikam hırsı. Çünkü geçmişte de hep bölmek istediler bu halkı. Sağ-sol, Alevi Sünni, Türk-Kürt. Ama hiçbirinde başarıya ulaşamadılar. Belki çok derin uçurumlar oluşturdular ama istedikleri hedefe hiçbir zaman ulaşamadılar. Hiçbir zaman bir Kürdün, bu ülkede Türk kardeşleriyle yaşamaktan duyduğu mutluluğu yok edemediler. Ya da Alevinin inancına saygı duyabilen Sünnilerin varlığını.

Peki şimdi ne oldu da bu birliktelik, kopma noktasına geldi? Aslında cevabı basit. Çünkü bu ülkeyi daha doğrusu bu halkı bölmek için daha önce sürekli şiddet yoluna başvurdular. Bu ülkenin insanlarını birbirine kırdırarak, bu halkı böleceklerine inandılar. Fakat şimdi ellerindeki silah, gerçek silahlardan bile tehlikeli: Demokrasi. İktidarda olanlar Türkiye’de yaşayan muhafazakar kesime bir düşman yarattılar. O düşman laik-Kemalist çizgide olan ve bu çizgide hayatını yaşayan insanlar. Muhafazakar kesimin daha önce yaşadığı tüm olumsuzluklar bu laik zevata bağlandı. Ve bunu bu şekilde organize eden hep AKP iktidarı ve onun kamuoyunu yönlendirme yetisine sahip olan yandaşlarıydı.

Türban konusunda atılan adımlar, sanki Cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle bir kavgaya girişmenin ilk adımları olarak görüldü. Ve açılan kapatma davası, bu kavganın Cumhuriyet tarihi boyunca mağduru olarak kendini tanımlayan Siyasal İslamcı kesimin artık bu kavganın tek ve tartışmasız galibi olma yönündeki mücadelesinin temel taşlarından biriydi. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ve yasalarındaki uygulamaların bir sonucu olarak açılmış olan kapatma davası sanki toplumun muhafazakar kesimini sindirmeye yönelik bir hareket olarak algılandı. Bu algıyı yaratanlar tabi ki iktidarda olanlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız yargısına karşı mücadele edecek olan halkın iradesiydi. Yani AKP, laik-Kemalist çizgide gördüğü yargıya karşı muhafazakar halkı kışkırtmaktaydı. Ve bütün bu yapılanlar demokrasinin bir gereği olarak önümüze sunuldu.

Tabi bu kışkırtma yeterli değildi. Sadece yargıyı baskı altında tutmamalıydı AKP iktidarı. Bu ülkenin bütün vatandaşlarının en çok güvendiği kurum olan TSK’yı yıpratması gerekirdi. Bunun içinde bir senaryo gerekiyordu. Bu senaryoyu bulmak da zor olmadı: Ergenekon. Susurluk’taki çetenin artıklarından oluşan bir ekibin yanında AKP iktidarına muhalif olan insanlar bir araya getirildi. Ülkede muhalefet etmek isteyen bütün güçlere karşı gözdağı verildi.

Ve işte bölünme de burada başlıyor. Ergenekon Operasyonuna karşı mısın? AKP iktidarına muhalif misin? Cumhuriyet mitinglerine katıldın mı? İşte bunlara evet dediğiniz anda siz AKP’yi destekleyen birçok insan tarafından darbeci olarak görülürsünüz. İster Kürt olun, ister Türk, ister Alevi, ister Sünni fark etmez. Peki bu algıyı yaratanlar kim oldu? Tabi ki AKP’nin başındakiler. Cumhuriyet mitinglerine katılan insanları 27 Mayıs’a atıfta bulunarak darbeci ilan eden eski TBMM başkanı Bülent Arınç değil mi? Veya Ergenekon davasını eleştirenleri şiddetli bir şekilde eleştirip, hukuk devleti düşmanı olarak gösteren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı değil mi? İşte size bir örnek daha: Başbakan’a yakın bir işadamının sahibi olduğu gazetenin köşe yazarı geçtiğimiz günlerde yazdığı yazısında, Ergenekon’u eleştiren çizgide yayınlar yapan Cumhuriyet ve Hürriyet gazetesi okurlarını ahlaksızlıkla suçluyor. Yani ya bizdensin ya da ahlaksız!

Bundan sonra AB’nin veya türevlerinin yaptığı her şeyi “bizi bölmeye çalışıyorlar” korkusuyla yaklaşmamızın mantığı yok. Bu ülkenin bölünmesi için illa ki bir toprak parçasının ülkeden ayrılması gerekmiyor. Bu halkı “biz” ve “onlar” diye ayırmayı başarırsanız zaten bu ülkedeki birliği parçalamış olursunuz. Maalesef bunu da başarmış görünüyorlar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 29.09.08
 
 

Ben Çağlar Ezikoğlu, 1987 doğumluyum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster