Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1955
 

Bosna'da Zaman-4 (Drina ve Neretva)

Bosna'da Zaman-4 (Drina ve Neretva)
 

net'ten


Boşnaklara savaş sırasında İslam ülkelerinden gelen insani ve askeri yardım, mecburen Hırvat limanlarından Bosna-Hersek’e girmesi gerekiyormuş. Bu durumda Hırvatlar, Boşnaklara gelen her türlü yardımın yarısına el koymuşlar. Kalan yardımın da yarısı yollardaki çeteler ve eşkıyalar tarafından alınınca Boşnaklara niyetle gönderilen yardımların ancak 4’te 1’i Boşnakların eline ulaşabilmiş. Gönderilen 100 silahın ancak 25’i Boşnaklara ulaşmış.

HIRVATLARIN BASKISI

Mostar’da da Hırvatların Müslüman Boşnaklara karşı üstünlük kurma gayretleri öyle bir hal almış ki, camilere nispet, cemaati olup olmadığına bakmaksızın devasa kiliseler yapmışlar. Kiliselerin çan kuleleri çok yüksek. Saraybosna gibi ülkenin en büyük kentinde bile bu kadar yüksek kuleleri olan Katolik kiliseleri yok. Bu da yetmezmiş gibi, Mostar’ın Hırvatların kontrolünde olan batı yakasındaki en büyük tepeye 150m. yüksekliğinde ve hemen her taraftan görülen bir haç dikmişler.

HİLALE YETİŞMEK MÜMKÜN MÜ…

Rehberimiz Ahmet, Boşnakların Hırvatlara “Haçınızı ne kadar yükseğe yaparsanız yapın, hilale yetişmeniz mümkün değil. İslam’ın sembolü hilâl göklerdedir, sizinki tepelerde!” dediğini söylerken oldukça gururluydu. Hem Mostar köprüsü de hilal biçiminde değil miydi ki hilale tahammülleri olmayan Hırvatlar, köprüyü bombalayıp yıktılar. Hırvatlara verilen bu cevap üzerine otobüstekiler tüm Boşnaklar adına Ahmet’i alkışladılar.

GOTİK MİMARİSİ VE KİLİSELER

Gotik mimarinin klasik özelliklerini taşıyan Katoliklerin kiliselerinde sivri ve üçgen çizgiler dikkat çekiyor. Ahmet’in söylediği gibi karanlık, gizemli, ürkütücü, soğuk ve bohem bir havası var kiliselerin. Ortodoksların haçları daha kısa iken Katoliklerin haçları daha uzun. Kiliselerin hiçbirinde (bırakın en muhteşem camilerimizi) Müslümanların mescitlerindeki huzurun ve ferahlığın bir zerresi bile yok! Zaten Sırpların da Hırvatların da genç nesli hep ateist.

ECDAD YADİGARI MOSTAR’A VEDA

Mostar köprüsünün Boşnak tarafında Saraybosna’daki Başçarşı, İstanbul’daki klasik Osmanlı çarşısı gibi çarşı var. Hediyelik eşya, bakır kahve takımları vs. satıyorlar. Hırvat tarafında ise daha çok dinlenme ve eğlence yerleri var. Mostar köprüsünde ve çarşının içindeki Türk konsolosluğunda hatıra fotoğraf çekildikten sonra ecdad yadigârı Mostar’a veda etmenin hüznünü yaşıyoruz.

DRİNA KÖPRÜSÜ HEYECANI

Ekibimizden Avukat Tuncer Aktaş, Sokullu Mehmet Paşa’nın Mimar Sinan’a Drina nehrinin üstünde 1577’de yaptırdığı 11 gözlü Drina Köprüsünü görmeyi teklif edince hepimiz heyecanlanıyoruz. Avukat Tuncer Aktaş, İvo Andric'in 1961’de Nobel Edebiyat Ödülü alan “Drina Köprüsü” adlı romanını gençliğinde okuduğunu, hatta o dönemlerde bu kitabı okumayanın kalmadığını söylerken, ben hâlâ bu kitabı okumamış olmaktan kendime hayıflandım. Rehberimiz Ahmet, vaktin çok geç olduğunu hatırlatınca heyecanımız yerini akşam yemeği muhabbetlerine bıraktı.

NERETVA KIYISINDA YEMEK

Akşam yemeğini Saraybosna’ya dönerken Jablanica’da(Yablanitsa) Neretva nehrinin kıyısında bir lokantada yedik. Menüde kuzu çevirme vardı. Bosna-Hersek’te içecek olarak ayrana rastlamadım. Ayran istediğinizde size kapalı bardak yoğurt getiriyorlar. Canınız ayranı çok çektiyse masadaki suyla, elinizdeki yoğurttan ayran yapıp içebiliyorsunuz. Başka yok. Bosna’da biz Türklerin sofralarının vazgeçilmezi olan çorbayı da bulmak zor. İki gündür her yemekten önce beyaz lahana salatası geliyor. Bu salatayı bitirmeden ikinci servis masanıza uğramıyor, taa ki garsona seslenene kadar. Otelimiz Holywood’ta kahvaltımızı yaptıktan sonra Saraybosna’nın 90 km kuzeybatısındaki Travnik’e gitmek üzere yola çıkıyoruz.

TRAVNİK YOLUNDAYIZ

Kahvaltıda rehberimiz Ahmet’i oldukça gergin gördüm. Otobüste sabahki gerginliğinin sebebini sordum kendisine. Ahmet, otelde kahvaltıda Hollandalı askerleri gördüğünü, bu nedenle moralinin bozulduğunu ve kahvaltı yapamadığını söyledi. Srebrenica katliamını Sırplarla beraber gerçekleştiren askerler de Hollandalı değil miydi? Ahmet, Avrupa’da faşizmin dorukta olduğu iki ülkeden birinin Hollanda, diğerinin Avusturya olduğunu söylüyor. Müslümanları Avrupa’dan atmak isteyen milletlerin başında bunlar var.

KÖY EVLERİ VE CAMİLERİN MUHTEŞEM MİMARİSİ

Saraybosna’nın batısına doğru ilerledikçe Olimpiyat Stadı’nı ve etrafındaki şehitliği görüyoruz. Her şehitliğe Fatihalarla dualarımızı hediye gönderiyoruz. Saraybosna’yı çıkar çıkmaz, Boşnakların kendi imkânlarıyla yaptıkları otobana girdik. Güzel bir yol. Yol boyunca Boşnak köylere rastlıyoruz. Hayran kalmamak elde değil. Köy evlerinin her biri diğerinden farklı, güzel mimariye sahip. Renk renk, evler. Bizim tatil köylerimizde bu güzellik yok. Grubumuzdakiler, köylerin ve mimarinin güzelliği karşısında rehberimiz Ahmet’e sık sık “Emin misin bunların köy olduğundan?” diyerek şaşkınlıklarını ve hayranlıklarını gösteriyorlar. Erdal Güzel, bu köylerin yanında bizimkilerin taş devrinden veya mağara devrinden kalma olduğunu söylemeden edemiyor. Erdal Güzel ne dese haklı. Hele camiler… Muhteşem köy camileri…

HER KÖYDE AYRI BİR ÜSLUP VE ESTETİK

Köy evleri gibi genellikle küçük ve kübik… Hiçbirisinin ne cami ne minare mimarisi diğerine benzemiyor. Her biri ayrı bir zevkin, ayrı bir zekânın eseri. Adeta, açık hava camiler sergisinden geçiyoruz. Sonradan öğrendiğimize göre bu camilerin birçoğunda Suud, Katar, Malezya ve İran imzası var. Hepsine helal olsun. Pırıl pırıl, rengârenk ve muhteşem mimariye sahip bu camilerle Bosna’nın batısına İslam’ın mührünü eskisinden daha berrak şekilde vurmuşlar.

ARNAVUT MAFYASI

Otobüste Rehberimiz Ahmet (Nejat Ahmedoviç) ile yaptığımız çok boyutlu sohbetlerin bir yerinde Bosna-Hersek’te Arnavut mafyasının meşhur olduğunu, Saraybosna’nın en ünlü uyuştucu ticareti yapan mafyasının da Türkiye vatandaşı bir Kürt olduğunu öğreniyoruz. Daha sonra bu kişi interpol tarafından yakalanmış ve Türkiye’ye iade edilmiş. Saraybosna’da Kürt pek yok. Bir iki tur acentesi Kürtleri buralara getirmiş; ancak onlar Saraybosna’yı bile gezmeden İtalya’ya kaçmışlar. Yani Bosna’yı, Avrupa’da yaşama hayalleri için bir geçiş olarak kullanmışlar. Durumu fark eden Bosna yönetimi konuyla ilgili tedbirler alınca, kaçış ve geçişin önüne geçilmiş.

TİTO’NUN YATIRIMLARI VE DERİCİLİK

Saraybosna’nın batı tarafı savaşla tanışmamış. Bosna’nın sanayisi genellikle bu tarafta. Bu bölgede dericilik oldukça yaygın ve meşhur. Yol kenarlarında kurutulmak veya teşhir edilmek için sergiye açılmış deriler görüyoruz. Az sonra karşımıza bir termik santral çıkıyor. Tito zamanında yapılmış. Komünist Yugoslavya’da. Fabrikanın bacası tam 350 metre Tito yönetimi, şehir ve ova kirlenmesin, insanlar etkilenmesin diye fabrikanın bacasını bu kadar yüksek yapmış. Görülmeye değer. Kısacası grup olarak şaşırmaya, hayran olmaya devam ediyoruz.

PİRAMİTLER

Saraybosna’nın 30 km kuzeybatısında Visoko şehrinde 3 piramit olduğunu öğreniyoruz. Vakit kalırsa dönüşte uğramayı düşünüyoruz. Travnik’e giderken yolun solunda ve yaklaşık 600 metre yüksekliğinde piramit biçiminde tepeler görüyoruz. Bizim Anadolu’daki höyüklere benziyor. Rehberimiz Ahmet, bu tepelerin doğal olmadığını, Mısır piramitleri gibi mezar değil de Meksika piramitleri gibi yerleşim birimine benzediğini söylüyor. Piramitler de şu an kazı çalışmaları yapılıyor ve piramitler ziyarete açık değil. Piramitlerin içinde odalar ve tüneller var. Ahmet, bu piramitlerin MÖ 12 bin yılında yapıldığının söylendiğini, bize aktarırken kendisi de bu tarihe fazla inanmıyor. Mısır piramitlerinin MÖ 5 bin yılında yapıldığını hesaba katarsak, Bosna piramitlerinin tarihi dendiği gibi MÖ 12 bin olması halinde Avrupa ve dünya tarihinin yeniden yazılması gerekir.

SAVAŞIN SİLİNEMEYEN İZLERİ

Saraybosna’dan yaklaşık 50 km uzaklaşınca savaşın izlerine yeniden rastlıyoruz. Hırvatlar Boşnakların işyerlerine, fabrikalarına ve verimli arazilerine sahiplenmişler ve geri vermemişler. Hatta savaştan önce % 100 Müslüman Boşnaklara ait köylerin birçoğu şimdilerde işgalci ve kalleş Hırvatların köyü olmuş.

AHMİC KÖYÜ KATLİAMI:

Ahmic köyünde Hırvatlarla Boşnaklar bir arada yaşıyorlarmış. Komşulukları ve sosyal ilişkileri normalmiş. Bir gün Hırvatlar, Boşnakları camiye çağırmış. Birlikte yaşadıkları Hırvatlardan fena bir şey ummayan Boşnaklar camiye toplanmışlar. 16 Nisan 1993’te bebek, çocuk, kadın, erkek, yaşlı demeden camiyle beraber Boşnakların hepsini yakmışlar. Avrupa’nın göbeğinde… Köyde 117 Boşnak varmış 116’sı şehit olmuş.

VAHŞETTEN KURTULAN TEYZE’NİN ANLATTIKLARI

Katliam olduğu zaman evinin bodrumunda kalan bir teyze bu vahşetten kurtulmuş. Evin bodrumundan katliamı izlemiş. Biz o teyzeyi bulduk. Daha önce rehberimizin uyarısıyla teyzeye savaşa dair bir soru sormadık. Teyzenin beş vakit namazında, nafile namazlarında dilinden eksik olmayan duası “Allah’ım benim canımı da al, benim gördüğümü kimse görmesin!” Teyze o katliamda eşini çocuklarını ve tüm akrabalarını kaybetmiş. Şehit edilenler arasında en çok soyadı Ahmiç (Ahmediç) olanlar var.

Caminin bahçesinde, katliamda şehit edilenlerin isimlerinin olduğu bir anıt yapılmış. Anıtta şehit edilenler içerisinde 1993 doğumlu olanlar dikkatimizi çekiyor. Katliam da 1993’te yapılmış. Yani Hırvatlar, bebekleri gözlerini kırpmadan yakabilmişler. Keşke âleme ibret için o cami o haliyle dursaydı, diyoruz. Ancak köylüler savaştan sonra camiyi yeniden inşa etmişler.

Kenan Abimiz gözyaşlarını tutamadı ve gidip o teyzenin eline sarıldı. Kenan Ağabeyinin “Bize Ermenilerden özür diletme çabasında olanlar, yakında size de Hırvatlardan özür dileyin, diye baskı yaparlar!” şeklindeki sözleri, grubumuzu iyice hüzünlendirdi. Ermeniler doğuda, Erzurum’da ne zulüm ve katliam yapmışsa, Bosna’da hem de 21.yy’da Avrupa’nın göbeğinde aynısına rastlıyoruz. Bosnalı çocukların tişörtlerinde gördüğüm İngilizce ibarede yazıldığı gibi “No forget!”

Avrupa!.. Avrupa!.. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar…

Grubumuzdakiler tek tek o teyzenin elini öptü, teyzenin gözleri gökyüzü kadar maviydi, derindi ve bulutluydu.

Bosna'da zaman-3 http://blog.milliyet.com.tr/Bosna_da_Zaman-3__Sarayova__Mostar__Pocitel__Cay_ve_Kahve_/Blog/?BlogNo=205441

Bosna'da Zaman-2 http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=204148

TÜM FOTOĞRAFLAR Bosna'da Zaman-1 http://blog.milliyet.com.tr/Bosna_da_Zaman-1__Fotograflarla_Bosna-Hersek_Gezim_/Blog/?BlogNo=203281

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Travnik yeşil cennet gibi. Çağıdayıp akan suyun yanında çay keyfi ömre bedel. Aslında yerleşilecek yerler.

Ahmets 
 10.10.2009 22:58
Cevap :
Ev fiyatlarını bile sordum, aynı fikirdeyiz vesselam. Selamlar  11.10.2009 9:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 2363
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2256
Kayıt tarihi
: 22.08.07
 
 

Bu âlem içinde aileme zaman ayırmak, gezmek, okumak, fotoğraf çekmek, resim çizmek ve iş hayatı h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster