Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
435
 

Böyle buyurdu beyzade !

Böyle buyurdu beyzade !
 

BDP'nin ne istediği belli de, buna kılıf ve formul bulmaya çalışıyor...


Referandum biti bitmesine ya, tartışmaları daha epeyce sürecek gibi. Kimi AKP’nin daha da güçlendiğini öne sürüyor, kimi CHP ve MHP’nin kaybettiğine, BDP’nin de kendince kazandığına inanarak görüş bildiriyor. Kimi kesimine göre de AKP kazandı ama CHP’de Hayırlar az çıksa da kazandı. Ama bir kesim de ne kazanan var, ne kaybeden diyor.

Herkes bu konuyu tartışadursun, sandık sonuçlarının önüne bambaşka bir konu geçti. Daha referandumun ateşi bile sönmeden, tutan duman üzerinden ‘Başkanlık’ tartışmaları başlatıldı. Tartışma aslında günler öncesinden Başbakan’ın konuşmalarına tutulan çanaklarla ortaya çıksa da, referandumun hemen sonrası 24 saat bile dolmadan, ilgili kanallardan dillendirilmeye başlandı. Öyle ki, bu hükümetin Anayasa komisyonu Başkanı Burhanettin Kuzu bile ‘Erdoğan’a Başkanlık yakışır’ deyiverdi.

Aslında Kuzu gibi düşünen pek çok kesim ve insan olmasına rağmen, ortaya atılan bu ham düşüncenin ne yeri, ne zamanı diye düşünebilirsiniz. Ama yapılan taktik bir çeşit PIAR’dır aslında. Referandum boyunca Akp’nin hep bir gizli gündeminden bahsedildi. Hiç kimsenin ummadığı gündem maddeleri ile karşılaşacağımıza kesin gözü ile bakıldı. Daha ateşi bile sönmeyen referandum sonrası Başkanlık’tan bahsedilmesi boşuna değildir. Daha anayasa çalışmasının bile yapılmadığı ama talimatın bizzat Başbakan tarafından “hazırlıklara başla Burhanettin bey” diye verildiği, Sayın Kuzu, Anayasa’nın temelinde olması gerekenleri anlatacağı yerde, insanların kafasına Başkanlık sistemini ve hangi tip sistemin bu ülkeye daha iyi olacağını anlatmaya başladı. Daha şimdiden insanların kafasına böyle bir hazırlık içine girileceğinin sinyalini vermiş oldu. Başbakan’ın da yeni bir anayasanın 2011 sonrasında yapılacağını açıklaması akıllarda başka soru işaretleri bıraktı. Zira 2011 sonrasında Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi doluyor. Acaba Erdoğan köşke çıkmanın hesaplarını yaptı da, olası bir Cumhurbaşkanlığı sonrası, yeni bir anayasa ile başkanlığını da mı ilan edecek.. Hesaplar böyle mi bilinmez ama tahminler bu doğrultuda.. Şimdilik..

Anlaşıldığı üzere, Akp hükümeti Türkiye’yi yeni bir yönetim sistemine sokma gayretleri içinde. Bu anlaşılıyor. Ancak, bu çalışmalar sürerken, herkes hem referandum sonuçlarına (çoğunlukla %58’e) ve başkanlık tartışmalarına kilitlenmişken, nedense güneydoğu ve doğu’nun büyük bir kısmının boykot kararı uzunlamasına tartışılmıyor. Asıl tartışılması gereken budur. Bakın, bundan daha da önemlisi, BDP’nin İmralı ve Pkk ekseninde hareket ettiğini de tartışması gerekiyor. Bugün Bdp 20 Eylül sonrası için açıktan açıktan tehdit ediyor ülkeyi. Bu tarihte ne var diyenlere kısaca ‘Pkk’nın ateşkes süresi doluyor’ diye cevap vermek yeterli olur sanırım. Referandum öncesi pek çok insan Kürt vatandaşların sandığa gitmeyerek boykot uygulamasını ‘demokratik’ buldu. Ancak, bugün anlaşılıyor ki, Bdp, Pkk’nın ve Öcalan’ın da emretmesi ve zorlamasıyla bunu referandumla sınırlı bırakmayacak. Eylemsizlik kararının bir yanıltmaca ve düzmece olduğunu herkes tahmin ediyordu. Ancak son iki günde doğu’da ve güneydoğu’da bazı şantiyelerin basılıp, araçların yakılmasının ardından dün de bazı yerlerde bölge yatılı okulları yakıldı. Onun öncesinde yine bir okul içinde araç-gereç, kitap ve malzemeleri ile birlikte yakıldı. Bugün gelinen noktada Bdp insanları korkutarak veya siyasi baskı kurarak, ailelerin çocuklarını okula göndermemelerini istiyor. Buna zorluyor desek daha doğru olur. Bunun haricinde referandumda da görüldüğü gibi her türlü tehdit ve korkutmaya rağmen yine de büyük bir kesimin sandığa gitmesi durumunu değerlendirilmiş olmalı ki, olası bazı ailelerin çocuklarını okullara gönderirler diye, Bdp’li belediyeler okulların sularını kesmişler. Kalkıp bir de barıştan ve demokrasiden söz ediyorlar.. İnsan biraz utanır yahu, nasıl olurda Bdp-İmralı-Kandil şeytan üçgeni arasında kalan bu insanların geleceği ile oynarsınız..

Aslında kendilerine sorulacak olsa, onlar bir gelecek inşa etmeye çalışıyorlar. Bütün amaçları bir ‘özerklik’ ilan etmek. Bunun altyapı çalışmalarını yapıyorlar. Bunu ülke gündemine sokmayı başardılar. Bir boşluk bulsalar, hep bir ağızdan bağırdıkları gibi “özerkliğimizi ilan ediyoruz’ deyiverecekler. Bunun içinde her gün formül üretiyorlar. Bdp’nin başkanı da bugün kalkmış “anayasa içerisinde ‘demokratik özerklik’ ifadesinin yazılmasının gerekmediğini” söylemiş… Peki ne olacak. Adamlarda plan hazır. Demirtaş Şu anda örneğin idari modelimiz il, ilçe, belediye ve köy şeklinde diye ayrılmış. Bunlara bir de ‘bölge’ eklensin diyoruz. Dolayısıyla bir bölge yönetimi anayasada tariflenirse, bu bölge yönetiminin yetkileri ve işte seçim usulleri vesaire bunlar yasa ile belirlenir” demiş.. Yani, yönetim biçimine ‘bölge’kavramını ekledikten sonra, her bölgenin kendi has bir de ‘bölge yönetimi’ olmasını istiyorlar. Alın size ‘özerklik’ ifadesinin başka şekilde anlatımı. Tuzak içinde tuzak yani.. Ayrıca, Demirtaş ülke idari sistemine ‘bölge’ kavramını ekledikten sonra, her bir bölgenin de ortak bayrak olan ay yıldızlı bayrağımızın yanında kullanmak istediği semboller de olmalı diyor.. Başka bir tuzak daha. Ülke bölgelere ayrıldıktan sonra, Irak modelinde olduğu gibi nasıl Irak’ın kuzeyine uzun süre ‘Kürt Bölgesi’ dendi, ardından burası özerk hale geldi, şimdi de ‘Kürdistan’deniliyorsa ve burada kendi yönetim binaları, kendi yönetim modelleri hakimse, idari binaların önünde ve tepesinde Kürdistan bayrağı dalgalanıyorsa, Türkiye’de de yapılmak istenen budur. Belli bir süre adı bölge olan yerler, imtiyaz elde ettikten sonra birleşir, ardından özerkliklerini ilan ederler, buna da “bu bir demokratik haktır. Kürtler kendi yönetimlerini ve sınırlarını kendileri belirler” derler ve adı “demokratik özerklikten” değişir ve birden ‘Kürdistan ‘olur. Şimdiden sembol dedikleri o renkli bez parçaları da bu bölgenin resmi bayrağı olur. Bu ne kadar süre, kafalarında oluşturdukları zaman dilimi ne kadardır bilemem ama kendilerince her şey yolunda gittiği bir tarihte de Türkiye’den ayırdıkları bölgesel yönetimi sınırları ile birlikte Kuzey Irak Kürt bölgesine ilhak ederek (sınırsal, fiziksel ve siyasi olarak birleşme) büyük Kürdistan projesini tamamlarlar.. Alın size ‘bağımsız Kürdistan’ devleti. Daha sonra da dağdaki Pkk ile düzdeki Peşmergeyi de birleştirerek bu devletin ordusu yaparlar ve başta Türkiye olmak üzere, dünyaya meydan okurlar. Bu onların önergesi..

Ne fantezi ama değil mi ? Bir çeşit Kürt hamaset edebiyatı da diyebilirsiniz buna. Ama inanın bu projeksiyon hiçte uzak değildir. Hiç de uydurma değildir. Zira, 100 yıl öncesinden bu projeye şekil verenler, çok ciddi bir siyasi destek veriyorlar başta Bdp ve Pkk’ya. Bu yüzdendir ki, son günlerde iyiden iyiye dillendirmeye ve kendilerince şekillendirmeye başladılar bu projeyi. Bakın Pkk bile bazı şartlar yerine getirilirse BM’nin kontrolünde (ama BM’ye) silahları bırakırız diyor. Neden BM ? İşte orası da bir tuzak. Zira BM kontrolünde bir silah bırakma operasyonu yapılırsa, uluslar arası camiada daha rahat tanınırsınız ve dünya kamuoyu sizi muhatap alır. Bir çeşit tanınmışlık diyelim. Durum böyle olunca da sıkça dillendirdikleri Katalon bölgesi gibi olma fikirleri de daha rahat hayata geçer…

Gördüğünüz gibi referandum sonrası birileri başkanlığı tartışadursun. Sizce daha önemli meselelerimiz yok mu ? Bakın beyzade aldığı emir doğrultusunda nasıl buyuruyor.. Ne dersiniz ?

..:/..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2462
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster