Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
565
 

Bu öykünün adını siz koyun (Üçüncü bölüm)

Bu öykünün adını siz koyun (Üçüncü bölüm)
 

zapkolik.com


Güncel gelişmelere bağlı olarak öykümüz bölümler halinde devam ediyor. Umarım bu öykünün sonu hayırlı biter. Okumayanlar için birinci bölüm için tıklayın İkinci bölümün linki için tıklayın

"Atam, ordunun başındaki bütün komutanlar dün istifa ettiler."

"Hepsi mi?"

"Jandarma genel komutanı dışındaki Kara, Deniz, Hava kuvvet komutanları ile Genelkurmay başkanı, üstelik Genelkurmay başkanının görev süresinin bitmesine daha 2 yıl vardı."

"Ne gerekçe ileri sürdüler?"

"Gerekçe Genelkurmay başkanının mesajında açıkça belli oluyor Atam."

Genelkurmay başkanı Koşaner, "Değerli silah arkadaşlarım" diye başladığı veda mesajında, emekli ve muvazzaf çok sayıda Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun, somut delillere dayanmayan iddialar nedeniyle soruşturmalara tabi tutulması, tutuklanması ve yargılanmasının tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından üzüntü, endişe ve kırgınlıkla izlendiğinden emin olduğunu'' dile getirdi.

"Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkanımı ortadan kaldırmıştır. " diyerek sözlerine son verdi."

"Bu istifa bana 9 Temmuz 1919 yılında askerlikten istifa ettiğim günü hatırlattı. Ben de Erzurum postanesinden Harbiye nazırı ve padişaha gönderdiğim istifa mektubundan sonra Türk milleti ve orduya aşağıdaki mesajı geçmiştim.

Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim. Mustafa Kemal

Mustafa Kemal Atatürkün, Mevki-i Müstahkem Binasında kaldığı dönemde Gölbaşındaki Erzurum Postanesinden İstanbul'a gönderdiği telgraf ile askerlik mesleğinden istifa ederek, sine-i millete dönmüştür. Vatanın kurtuluşunu yine vatanın gerçek evlatlarının halledebileceğine olan inancı sayesinde, milleti ile birlikte savaşarak nihayet Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur.

"Peki yargı bağımsız değil mi?"

"Görünüşte bağımsız ama, iktidarın yolunda hareket etmeyen savcı ve yargıçlar daha alt görevlere tayin ediliyorlar. Buna örnek olarak eski Erzincan başsavcısı ile İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesi başkanını örnek olarak gösterebiliriz.

"Yargının iktidarın oyuncağı olması kuvvetler ayrılığını zedeler ve bu ülke için diktatörlüğe gidiştir. Peki neden ordu mensupları hedef alınıyor?."

"Geçmişte ülkede 28 Şubat diye bir süreç yaşandı. "Rektörler türbanlılar önünde selam duracak" diyen eski bir başbakan laikliğe aykırı uygulamaları yüzünden görevi bırakmaya mecbur edildi. Şimdi ise o kişinin yetiştirdiği ve geçmişte "Halk istedikten sonra laiklik tabii ki gidecek" diyen ve şu an görevde bulunan Başbakan 28 Şubat'ın bir şekilde intikamını alıyor."

"28 Şubat'ta neler olmuştu?"

"Örneğin o dönemde iktidar partisinden Kayseri belediye başkanı yaptığı konuşmada;

" Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur."

"Daha sonra başbakan tarikat şeyhlerine başbakanlık konutunda yemek verdi."

"30 Ocak 1997'de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu."

28 Şubat'ta yapılan MGK toplantısında. MGK laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı. 28 Şubat 1997'deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, deniliyordu.

"İmam hatipler ve kuran kurslarına kaç yaşında gidiliyordu.?"

"28 Şubat kararlarından sonra İmam hatip okullarına 8 yıllık eğitim sonrasında gidilmeye başlandı. Önceden ilk okulu bitiren İmam hatip okullarına girebiliyordu. Kuran kurslarına ise 12 yaşından sonra başlanacaktı."

"Şimdi son durum ne?"

"Başbakan yardımcısı Bozdağ, geçen gün verdiği demeçte 12 yaş sınırını kaldırarak çocukların istediği yaşta Kuran öğrenmesine ışık yaktı."

"Tabii herkes dinini öğrenmeli ama, ilerde önemli görevlere geldiğinde dinin etkisini devlet görevlerinde görmemeli. O zaman ortaya bir imam ordusu çıkar."

"Tam yerinde buyurdunuz Atam. Zaten "İmamın ordusu" adlı bir kitap çalışması yapan yazar da şu anda tutuklular arasında, yargılanacağı günü bekliyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erol bey, artık Ata'mız Türkiye'nin dünya kadar derdiyle boğulmamalı. Bence durumları hiç söylemeyip ülke ve dünya cennet gibi oldu atam denilip Ata birazcıkta dünya nimetlerinden faydalanmalı, yaşatılmalıydı... Onun da hakkı muhteşem yüzyıldaki kanuninin haremi gibi bir harem bir yaşayış... Tayyip sen devam et bende keyfime bakarım deyip ülke varsın kaderine terkedilmeliydi. Bu arada öyküde istenirse R.T.E TAM bir solcu, cumhuriyetçi ve Atatürk'çü yapılabilir:)) Öykünün adı 'Atatürk Türkiye'sini Gördü! Ve Bu sefer Kaderine Terk Etti...! (Benden başka adam yetiştiremediyse bu ülke her türlü felaketi hak ediyor da diyebilir!!! )

Doksandokuz 
 07.03.2014 16:16
Cevap :
Atatürk hiçbir zaman rahat edemedi ki, Bakın başbakan geçen gün 60. yaşgününü kutladı. Allah ne kadar ömür biçtiyse o kadar yaşasın. Kimsenin ömrüyle ilgimiz yok ama Atatürk 57 yaşında bu hayattan ayrıldı ve kısacık ömründe neleri başardı. Önerdiğiniz her iki başlık da güzeldi İbrahim bey. Teşekkürler, sevgiler...  08.03.2014 15:28
 

İkinci bölümde yazının tarihine bakarak öngörünüzün de çok yüksek olduğunu düşündüm. Şimdi ise bu öykünün giderek bir kurgudan çok tarih kitabına dönüştüğünü düşünüyorum. Kalıcı bir eser aynı zamanda. Ellerinize sağlık. Tebrikler efendim.

Sema Bekmez 
 13.12.2013 15:30
Cevap :
Birinci bölümden sonra yaşananlar yazımı bir kronolojiye dönüştürdü. Dediğiniz çok doğru. Tarihe not düşmüş gibi oldum. :) Eğer günümüze kadar devam etseydim, herhalde Atatürk kahrından tekrar ölürdü. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  13.12.2013 17:50
 

objektif bakmayı tercih ederim. Suçlu oldukları kanıtlanmaksızın yıllarını içeride geçiren insanlara üzülüyorum ve bir an önce yargılanmalarını diliyorum. Silah arkadaşlarının içeride olmasına içerleyip istifa eden komutanlarımızı anlamaya çalışmakla birlikte, son 30 yılda verdiğimiz binlerce şehit nedeniyle sorumlu olduğunu düşünüp istifa eden bir subay/general duydunuz mu? Var bir gariplik de... Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 04.08.2011 22:08
Cevap :
Gücü elinde bulunduranlar toplumu istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Müebbet hapse mahkum olacakları kesin olan Hizbullah militanları gibi kişileri serbest bırakırken, daha suçu kanıtlanmamış ve bana göre kaçma teşebbüsünde bulunmayacak kişilerin tutuklu bulunmaları büyük haksızlık oluyor. Şehitlerle ilgili hiç kimsenin sorumluluk yüzünden istifa ettiğini duymadım. Belki bu olayları vicdanları ile hesaplaşıyorlardır. Onu da bilemeyiz. Teşekkürler, sevgiler...  05.08.2011 10:48
 

Merhabalar...Sevgili DOST EROL beyciğim...! :-) Temennimiz inşallah uykudan uyanırız... Ben her zaman şu düşüncedeyim... DİNDARLIĞA = EVET , DİNCİLİĞE = HAYIR.... İşin özeti bu olsa gerek..! Size ve GÜZEL İSTANBUL'umuza sonsuz sevgiler, selamlar ve saygılar sunarım... ÇUKUROVA - ADANA 'dan.... :-)) NECİP KÖNİ - ADANA / TR

Necip Köni - Adana / TR 
 31.07.2011 19:14
Cevap :
Herkes inancını yaşamalı değerli Necip bey. Ancak insanları belli kalıplar içersine sokmaya çalışmak pek hoş olmasa gerek. Bilhassa devlet işlerinin kendine göre kuralları vardır. Bu kuralları din eksenine oturtmaya çalışanlar sonunda kontrolu da kaybederler. Değerli yorumunuz için teşekkürler. Saygı ve selamlarımla.  01.08.2011 12:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 974
Toplam yorum
: 7878
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3112
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster