Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
527
 

Buna çare yok

Buna çare yok
 

asırlık kestane ağacı


Doğduğum evi görmek mümkün olmasa da, anılarımda öylece yaşıyor.
Mahalleye yeni açılacak olan yolun içinde kalınca, babama, gözyaşları içinde yıktırılmıştı.
Öyle diyorum çünkü, babam kendi elleriyle yıkmak istemişti. Koca kepçenin gelip, bir anda yıkmasına gönlü razı olmamıştı.
Çocuk sayılırdım henüz. Yıkılırken bizde çok ağlamıştık.. İlk okulu ancak bitirmiştim.
Yeni evimiz yapılırken, günlerce komşu evlerinde sabahlamış, bahçemize yapılan uyduruk bir barakada yaşamıştık.
O yüzdendir hep, o komşuluğu, o arkadaşlığı şimdi her fırsatta minnetle anmalarım.

Evimizin bahçesinde, buz gibi suyu olan bir kuyu vardı. Gün boyu, komşular içme suyu almaya buraya gelirlerdi.
O zamanlar, şimdiki gibi evlere su bağlanmamıştı henüz. Mahallenin göletlerinden, kuyularından, ha bire su taşınıp durulurdu.
Gelmişken de, bahçemizdeki asmanın altında, saatlerce sohbet etmeden gitmezlerdi.
Babam , gece vardiyasında olduğu zamanlar, gündüz uykusuna yattığı için, kapının önü bir tek o zaman boş kalırdı.
Rahmetli annem, babam uyusun diye, elindeki sopayla evimizin çatısıyla aynı hizada olan yola çıkar, gün boyu çocuk kovalardı. O günkü işi sadece bu olurdu.
Mahalle bakkalı da, aksi gibi bize çok yakındı . O yüzden çocukların çata pat sesleri, mantar tabancası, karpit patlatma sesleri hiç eksik olmazdı.
Ele başları da, ağabeyim olurdu tabii.

Her türlü meyve ağacı, babamın özel ilgisiyle büyürdü. Çiçekleri, ondan habersiz açmazdı sanki. Aşılayıp, ilk meyvesini kopardığı yemişler, önce çocuklara tattırılırdı. Bunların, kaç tane olduğu bile, günlük defterine not edilirdi.
Babam, mahallenin de şeceresini tutardı. Kim ölmüş, kim doğmuş, ne ararsan vardı o defterlerde..
Maalesef, babam öldüğünde de, ardından bir iz kalmamacasına defterleri yakılmış. Sebep; üzülmemekmiş! Hala yanarım buna..

Evimizin hemen bitişiğinde, babamın çalıştığı EKİ.(eski adı, Ereğli kömür işletmeleri) lavuarından gelince, yeniden işe koyulduğu ‘’takımlık’’dediğimiz bir yer vardı.
O zamanlar, ısınmak için kalın saçtan soba, tenekeden yada galvanizden yapılmış borular kullanılırdı.
Babam da bu işlerin ustasıydı.Soba, boru yapar, tamir ederdi.
Çekiç seslerinin yankısı ta uzaktan duyulur , babamın evde olduğunu, cümle aleme belli ederdi.Yanında yoldaş, ‘’erkek Fatma’’lakaplı kız kardeşim olurdu hep.Beraberce, akşama kadar, takımlıkta taklayıp dururlardı.

Ya keçilerimize ne demeliydi.. Kulakları küpeli hoplayıp zıplayan keçilerimize!!...
Her seferinde üç , dört yavrusu doğardı..Onları kırlarda, bayırlarda güderken, kah oyun oynar , kah ders çalışırdık.
Akşam oldu mu, bir türlü eve dönmek istemezlerdi. İplerinden çeke, çeke zorla ağıllarına sokardık.

Yıkılan evimizin biraz berisine yapılan, şimdiki evimiz, yapılmaya başlandığında on iki yaşlarında falandım.
Evin inşaatında kullanılan, her yükü sırtımızda taşımıştık.O yıllardan geriye, evin önündeki, kurumuş köküyle kestane ağacı kaldı bir tek.
Çocukluğumdan bu güne kadar, her şeye şahit olan bir o kaldı...
Şimdi, çürümüş oyuğunda toprak doldurularak babamın diktiği, çam ağacı ile ayakta durmaya çalışıyor .
Ben ellidört yaşımdayım..Benden öncede kocamış ağaçtı...Belki de yüz yaşını çoktan geçiyordur.

Yedi sekiz yıl sonra, evlenerek baba evinden ayrıldığımda yirmi yaşımdaydım.
Odamda, sonradan yapılan tahta bir bölme vardı.Üzerine yazdığım şiirler, yaptığım resimler bir süre ardımda kalsa da, yıkılınca o da yok oldu.
Gençliğimi hatırlatan, kara başlı dikiş makinesi ise, hala benimle.
Ondan bir türlü vazgeçemiyorum.Evimin en güzel köşesinde, hala çalışır vaziyette, duruyor.
Eski evden kalma, içinde çocukluğumu sakladığım, annemin cevizden sandığı var bir de..
Kestane ağacıyla beraber, bu günlere, yalnızca o kalabildi..
Hep de kalsın istiyorum...Gerisi değişti..Değiştirildi...Değişmek zorunda kaldı.

Zaman, öyle nankör ki;geriye babamsız, annemsiz bomboş bir ev bıraktı...
Bizde boş bırakacağız bir gün ...buna çare yok..! Biliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

geçmişte yaşanan güzel hatıralar sonrasında hüzünle ve hasretle anılır hep.Ama ben başka bir konu hakkında yorum yapmak istiyorum; Ne hoş bir çocukluk yaşamışsınız. Siz bu konuda çok şanslıydınız biz de sizin kadar olmasa da şanslı sayılırdık çünkü en azından oynayabileceğimiz yeşillik alanlarımız vardı çocukluğumuzda. Beni asıl üzen şimdiki çocukların durumu. Onlar beton yığınları ve sanal bilgisayar oyunları arasında hiçbir zaman tam çocuk olarak yaşayamayacaklar.

Tülay TERZİOĞLU 
 22.05.2007 10:06
Cevap :
işte yerden göğe hak verdiğim bir konu...biz yokluk olsada çok şanslıydık...bu bir gerçek...bulunduğum mahallede henüz oyun alanları yok olmamış...inşallahta olmaz..teşekkürler yorumunuza..  23.05.2007 0:18
 

Özlemle anlatmışsınız o günleri annenizi babanızı..Nur içinde yatsınlar..Doğal süreç bizden öncekiler gitti, bizde gideceğiz, bizden sonrada devam edecek bu gitmeler...sevgiler

Sema CURUK 
 17.05.2007 13:22
Cevap :
evet haklısınız..belkide bu gerçek bizi ürkütüp daldırıyor anılara...sevgilerimle..  17.05.2007 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 585
Toplam mesaj
: 149
Ort. okunma sayısı
: 1299
Kayıt tarihi
: 09.12.06
 
 

Zonguldak doğumluyum. AÖF Mezunu olup, üç çocuk annesiyim. İki de torunum var. Şiir, doğa yürüyüş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster