Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '12

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
181
 

Bunları yaratan Cumhuriyet ayakta duramaz

Bunları yaratan Cumhuriyet ayakta duramaz
 

Atatürk, çalmak yerine sürecin geliştirilmesinde elini taşın altına koymayı bildiği için liderdi.


Cumhuriyetimizin sürdürülebilirliği ile ilgili sorunların kaynağının siyasi olmanın ötesinde iş yapma ile çok yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu değerlendirmeye, siyasetle ilgili bir şey takip ederken değil, aksine iş yapış tarzları üzerine yaşadıklarıma dayanan bir analiz yapmaya çalışırken ulaştım.

Bugüne kadar tek bir vakada karşılaşmadığım durum, belirli bir alanda birikime dayanan bir geliştirmenin işle hiç ilgisi olmayan kişiler tarafından idari konumlarını kullanarak çalınması. Çalınma derken şunu kastediyorum: sizden aldığını ona anlatıp oradan duyduğunu size sorup en sonunda sizin anlattığınızı "ben senin anlattığını geliştirdim, aha burada" diye önünüze koyması.

Bunun kişisel boyutu bir tarafa çok ciddi bir başka boyutu var ki, Türkiye'nin inovasyonla kalkınmasını yakından ilgilendiriyor. GE'nin yaptığı üst düzey yönetici araştırması, Türkiye'deki inovasyonun -dünyadaki algının aksine- KOBİ'ler tarafından değil büyük şirketler tarafından sürüleceğini- gösteriyor. Bunun bana düşündürdüğü, yukarı doğru gidildikçe birikimin, yeterliğin vb. kısacası liyakatin artmasının ülkesini seven herkesin peşinden koşması gereken bir değer olduğu.

Genç Cumhuriyetin ya da daha açıkça Atatürk'ün döneminin bana bu doğrultuda hareket edildiğini işaret eden bazı donelerine rastladım ama hayatım boyunca (yaş 43) bunun başka örneğine rastlamadım. Devletim, hem orta hem yüksek öğretimde beni uluslararası düzeyde eğitirken, hayatımın yarısında kapalı ekonomi döneminden kalma kıt bilgisi ile herşeyi bildiğini sanan, diğer yarısında da yurtdışında gördüğü ya da orayla ilgili duyduğu herşeyi bir halt sanıp pazarlayan adamlara mahkum etti. Ne ulusalcı, ne globalci olabilir haldeyim; asıl sıkıntım bundan.

Çünkü maalesef bir şey olabilmek için sadece birşeylerle kendini zenginleştirmek yetmiyor. Olmak, biraz da kendi özelliklerini iyiye doğru evirmeyi, eski rahat koltukta po2 dinlendirmeden eli taşın altına koyar hale gelmeyi gerektirir. Öküz değilim, Victor Hugo'nun Sefiller'inde ekmek çalmaya kadar birçok deneyime okumak suretiyle haiz oldum; hayat deneyimim de var.

Burada bahsettiğim hırsızlığı eleştirmemin başka bir nedeni var: hiç sorumluluk almadan ve işin gereği ile ilgili hiçbir noktada çaba sarfetmekle yükümlü olmadan yapılan hırsızlık çalana da çaldırana da bir fayda sağlamaz. Bunun en net göstergesi, "Koca Cumhuriyet"i kaybetmektir. Siyasi olarak değil, işleyiş olarak kaybedilenlere bakın. "Cumhuriyet Fazilet rejimidir" diye yola çıkıp, yaya geçidinde birbirine çarpmadan karşıdan karşıya geçmeyi bile beceremeyen insanların ülkesi haline gelmek acıklı bir durum ama temel değerlere sahip çıkıyormuş gibi yapılan hırsızlığın böyle bir sonuç yaratması da doğal.

Kendimle ilgili olarak da; rahatsızlık noktam bir taraftan her noktada sorumluluktan kaçar görünüp diğer yandan işin sahibi gibi görünmenin yaratacağı sonuçlar konusunda net bir fikre sahip olmam. Birikimimle alabileceğim sonuçları net bir biçimde bildiğim gibi bunu da biliyorum.

"Bunu yapıp yapmamak önemli değil; replike edilebilir bir model bulursak illa ki başarırız" ya da açık anlatımla bunu başaramazsak sana yazılır ben sonra gider başkalarına anlatır kendim yapmış gibi satarım demek işin bir yanı.

"Sen olanlarla dalga geçmeyi iyi biliyorsun. Bunu kaybetme" ya da açık anlatımıyla bu işi ben yapıyormuşum gibi göstereceğim, sen kafana takma demek bir diğer yanı.

İş planındaki kendisi ile ilgili "sorumludur" ifadelerini "yetkilidir"e çevirmek de daha başka boyutu.

Dalga geçmek çok ciddi bir iştir ve haddiyle yapamayanı rezil eder. Ben de yıllardır kaybettiğim bir üsluba geri dönüp dalga geçeyim: Fırlamanın biri meyhanenin birinde o meyhanede duydukları ile ahkam kesiyormuş, kazara bu yorumları duyduğu babaya da aynı şeyleri anlatmış. Baba, kulağına eğilmiş ve yeni bir şeyi ona öğretivermiş: "Ustandan aldığını ustana satma... Bilmediğin işlere girmek senin için acıklı sonuçlar yaratabilir."

Şaka bir yana yine de ben bu sorunun, Türkiye'nin yeni bir şeyler yaparak kalkınmasının önünde çok ciddi bir disiplin sorunu olduğunu düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Jak Bey çarpıklık bir tek buraya yazmış olduğunuz beleşçilik ya da hazıra konmak mı?Belgesel çekimlerim sırasında ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de özel kesimin KİT'leri tecrübeli kişiler bakımından nasıl sömürdüğünü öğrenmem olmuştur.’Fikir hırsızlığı’ konusunda neler neler yazılmaz ki!Kimi Prof’ların ‘intihal’ yaptıkları da yazıldı.Sonuç?Büyük şirketler gerçeği önemli.Onlar olmadan kalkınma olmaz.Özelleştirme açmazları ile emek sömürüsü ise başka bir konu.Oysa ‘küçük işletmeler’ de son yıllarda bir buçuk milyona doğru koşarak kapanıyor.AVM’ler neleri yutuyor,sanırım Hükümet biliyor.Haklı olarak vurguladığınız ’disiplin’ tek başına işe yaramaz;muhayyel(!)sevgi saygı da gerekli.Bizde disiplin korkutmak gibi algılanır.Değerler çatışması var bizde.T.J.Peters’in İnovasyon Çemberi’nden esinlenerek Yenilik çemberi ne işe yarar,adlı denememde bunları irdelemeye çalışmıştım.İmar mevzuatı,kalite kontrol,Cari Açık ve Kara Para ne olacak?Belki birileri düzelir diye yazmak gerek.Esen kalınız.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 25.02.2012 0:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 960
Kayıt tarihi
: 04.08.06
 
 

1968 İstanbul doğumluyum. Hayatım boyunca elemelerden geçerek önce Kadıköy Anadolu Lisesi'ni, sonra ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster