Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '15

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
434
 

Büyürken ruhumuzda boy veren hasarlar

Büyürken ruhumuzda boy veren hasarlar
 

...yaşadıkları ve yaşattıkları bizim ruhumuzda boy veriyor...


Aslında insan olmaya dair ne varsa hepsini çok küçük yaşlarda öğreniyoruz. Birileri bizlere bir şeyleri hiç farkında olmadan bir şekilde öğretiyor. Biz de öğrenirken hiç farkında olmadan öğreniyoruz. Biz karakterimizin ve ruhumuzun vücudumuzda beden bulması için boy verirken, aslında başkalarının yaşadıkları ve yaşattıkları bizim ruhumuzda boy veriyor.
Yine sadece sabah ezanına kadar direnebilen annem babamı beklerken salonda uyuyakalmıştı. Aklım erdiğinden beri annem böyle sabahlıyordu. Bizim evde uykusuz geceler, huzursuz sabahlara gebeydi. Beklemekten başka çaresi olmayan annemse sırf abim ve benim için sabrediyordu. İki erkek çocuğuyla gidecek yeri olsa da gitmek istemiyordu. Henüz vazgeçmemişti. Sırf evin dışındaki akbabalara yuvasını yem etmek istemediği için çoktaaaan delinip içine su alan teknesinde boşuna kürek çekiyordu. Bu sabah ben yine babamın kapının anahtarını çevirmesiyle uyandım. Yatağımdan çıkmadım. Abim de uyuyordu. Odanın dışında oluşacak fırtınayı biliyordum. Tekne yine alabora olacaktı. Sessizce üst katta yatağımda bekledim. Babam salonda annemi görmeden yukarı çıktı. Her zamanki gibi direk banyoya girdi. Biliyordu, banyoya girmeden annemle karşılaşırsa, zaten yoğun sigara kokusu başlı başına bir tartışma sebebiydi. Babam banyodan çıktı, giyindi ve alt kata indi. Hemen arkasından ben de merdiven başına dikildim. Salonda, pencerenin önündeki koltukta babamı bekleyen annem duvardaki saate baktı, sonra babamla gözgöze geldi ve alaycı bir şekilde bugün diğer günlere nazaran bir saat erken gelmeyi başardın dedi. Babam hiç cevap vermedi.

Ben kalp atışlarımın duyulacağı korkusuyla nefes almaya bile korkuyordum. Çok heyecanlandım. Bugünki fırtınanın içinde bulunmayı düşünüyordum. Babama ben de birkaç söz söyleyecektim.

Babam sessizce diğer koltuğa oturdu ve anneme hiçbir şey demedi. Annem devam etti, bu gece kim bilir hangisinin koynunda sabahladın. Babam bir şeyler söylemek için kısa bir öksürükle boğazını temizledi ve kimseyle sabahlamadım, dedi. Artık sabrı taşmış olan annem, aptal yerine konulduğunu düşünerek, o yüzden mi gelir gelmez banyoya girdin? dedi. Babam, sen ne dediğinin farkındamısın? diyerek sesini yükseltti ve annem, kesinlikle farkındayım! Bunları sana söyleyebilmek için bu kaçıncı defa sabahlara kadar uykusuz kalışım bilmiyorum bile! Bütün gece nerdeydin!? diye kendini haklı çıkarmaya çalıştı. Altta kalmamak için, sanane! nerdeysem nerdeydim! diye karşılık verdi babam. Hep O’nun yanına gitmek istiyorsun zaten! Burda ben ve iki çocuğun umrunda değiliz! ’Git ve bir daha geri gelme’ desem arkana bakmadan koşa koşa gidersin zaten, diyen annem ağlamaya başladı. Babamın içini çekerek keşkeee! dediğini duydum. Annem bu cevapla yıkılmıştı sanki. Diyecek bir şeyi kalmamıştı artık. Kendini topuğundan vurmuştu işte ve babamın cevabının altından kalkamıyordu. Evden çıkmak için yerinden kalkarken bir daha keşkeeee! diyen babam benimle koridorda gözgöze geldi. Ben merdivenin alt basamağında bekliyordum. Eğildi ve beni kucağına aldı. Sarıldı. Kulağımdan tatlı tatlı ısırdı. Doğduğumdan beri böyle severdi beni. 8 yaşındaydım. Hala kucağa alınacak kadar hafif ama olan biten her şeyi anlayacak kadar büyümüştüm. Babamın boynuna sarıldım ve baba gitme dedim. Gitmiyorum oğlum, dedi babam. Beni yere indirdi ve pantolonunun cebinden para çıkarıp bana uzattı, hadi sen bi koşu bakkala git, bana bir paket sigara, bir gazete ve kalan parayla da kendine istediğini al gel, dedi. Benim kendime bir şey almadan, kalan parayı biriktirdiğimi biliyordu ama her defasında sanki bana ilk defa para veriyormuş gibi aynı şeyi söylüyordu. Hemen ayakkabılarımı giydim, kendimi sokağın sonundaki bakkala attım. Babamın istediklerini alıp dönerken aklımdan bir sürü şey geçti; işte babama sonunda bütün cesaretimi toplayıp gitme demiştim, O da beni dinlemişti. Beni kırmamıştı. Biraz daha büyüdüğümde daha ciddi konuşur, babamı geceleri eve gelmeye de ikna ederdim. Artık erkek erkeğe konuşurduk. Dayım gelince, babamla tek başına konuşmak istediğinde hep öyle diyordu; erkek erkekeğe. Acaba kalan parayla ekmek alsam, annem kahvaltı hazırlarmıydı? Nasıl olsa babam bu sabah kalacaktı diye düşünürken, bir hışımla ayakkabılarımı çıkardım, elimde sigara paketi ve gazeteyle salona girdim. Annem hala ağlıyordu. Babam gitmişti.

Ben o sabah insanların duygularıyla oynamanın ne olduğunu anladım. Aslında insan olmaya dair ne varsa hepsini annem ve babam yaşadıklarıyla ve yaşattıklarıyla öğretti bana. Onlar bana evlilikleriyle kadın-erkek ilişkisine ve anne-baba olmaya dair çoğu şeyi öğrettiler. Ben de hiç farkında olmadan öğrendim. Hiç farkında olmadan babamın sadakatsizliği ruhumda beden buldu. Ben büyürken sadakat, inanç, yalancılık, dürüstlük, güven ve güvensizlik gibi kavramlar hasarlı bir şekilde ruhumda boy verdi. 

Abdülkadir Güler, Hanife ÇITA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 724
Kayıt tarihi
: 28.04.14
 
 

Sorgulamadan geçen bütün fikirler yazılmalı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster