Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
491
 

Cennet ve ateşi

Cennet ve ateşi
 

Bir sual ve bir de cevap tezahür ediverdi birden, yaşamak denen o tılsımlı şeyin bana öğrettikleriyle. Binaenaleyh kendime sorduğum her sualin içinde kaybolurken, yine kendime vermiş olduğum her cevapta da kendimi yeniden buluyordum.

Sual 1: “Bu hangi cennettir ki, içinde ateş var ve bu hangi ateştir ki, içinde cennet var?”

Düşünüldüğümde hayali bile olanaksız görünen bu durum, daha derinlere inildikçe bir noktadan sonra bizlere, bu durumun aslında an itibariyle yaşadığımız hayatın bu yönde olduğunu göstermektedir. 

Cevap: “Üzerinde yaşadığımız dünya öyle bir yerdir ki, cenneti içinde ateş; ateşi içinde cennet vardır. Sağa dönüldüğü vakit yakar… Sola dönüldüğü vakit yakar… Öne doğru gidildiği vakit yakar… Geriye doğru gidildiği vakit, yine yakar… Bu, öyle bir şeydir ki, dünya denen bu cennetin fani aldanmışlığında yanarsınız ve aynı zamanda da içine düştüğünüz bu ateşte, gaflete teslim olup cenneti yaşarsınız.”

Madem, yaşadığımız bu dünya hayatının cenneti de ateş; ateşi de cennet ise, biz insanların gayesi ne olmalıdır ki, içine düşmüş olduğumuz bu gaflete sımsıkı sarılıp durmaktayız her defasında. Kimseler görmez mi ki, içinde yaşadığımız bu cennette yanıp da kül olmakta hem bedenlerimiz hem de ruhlarımız. Kimseler görmez mi ki, içinde yandığımız bu ateşte, yalan bir cennette yok olmakta her gündüzümüz ve gecemiz.

Sual 2: “Madem her şey, bu şekilde gün gibi ortada ise neden gerçeği hala göremiyor ki, bu insanlar?”

Cevap: “İnsanlar ile yaşadığımız hayat arasına ‘yalan’ denen bir perde çekilmiştir ki, gerçekler gün yüzüne çıkmasın ya da çıkarılmasın diye. Ve dünya öyle bir yalanın etrafında dönmektedir ki, insanlar bunu görmüş olmalarına rağmen, bu yalanın içinde barınan cennette yaşamayı tercih ederler. Çünkü bu yalan, gerçeklerden daha çok cezbeder insanları ve insanlar da, sadece aldatıcı bir oyundan ibaret olan bu yaşamın esiri olmayı çoktan kabul etmişlerdir ki, her gerçek küçük bir yalana mağlup olur. Ve her yalan da, bu nizam ve intizam(?) içerisinde tıpkı olağan bir şeymiş gibi günümüze kadar çıkagelir.”

İlletten mücerret (sebepten soyut) bir hayat yaşıyorsa insanlar, ben ne’yleyebilirim ki, eğer siz görmediyseniz; göremediyseniz; görmek istemediyseniz. Mamafih, bilmek de gerekir ki, görmek için yalnızca bakmak da yetmez.

Sual 3: “Madem görmek için bakmak yetmez. O halde, görmek için ne yapmak gerektir?”

Cevap: “Evvela bilmek gerekir ki, bakıp da göremediklerimiz… Görüp de duyamadıklarımız… Duyup da bilemediklerimiz gayb âleminden (bilinmeyen âlem) değildir yalnızca. Bazen göremediklerimiz de… Duyamadıklarımız da… Bilemeyip tanıyamadıklarımız da, kendi varlığımızın ta kendisidir aslında. Bu sebepledir ki, bakıp da görmeye ilk olarak kendinden başlanmalıdır ve insan, kendini her haliyle tanıyıp keşfetmelidir. Ve sonra, gerçek ve yalanı ayırt edebilmeli ve gerçeği yalana tercih etmelidir her durumda. Ve böylelikle, insan ile hayat arasına girmiş olan ‘yalan perdesi’ kalkar ve insan her gerçekliği tüm çıplaklığıyla görmeye başlar.”  

Kısa tümcelerin sonsuz anlamlarını satır aralarına saklayıp durduk hep. Ta ki, bitmemiş ya da bitirilmemiş cümlelerin sonuna konan üç noktalara bir son vermeye başladığımız ana kadar. Şimdilerde ise, sadece nokta koyarak bitiriveriyoruz cümleleri. Oysaki, nefes almak ya da aldırmak cümlelerin sonuna konan noktalarla sağlanmazdı hiçbir vakit; bu, sadece virgüllerin işiydi…

Bilinmelidir ki, gerçekler göz ardı edilip de, yalanlara sarılmaya devam edinildiği vakit bu dünyanın cenneti de ateş, ateşi de cennet olacaktır ve olmaya da devam edecektir. Bu bir nevi, bu dünyada mevcut bulunan her durumda ve her daim yanmaktır; yanıp da kül olmaktır. Oysaki hayat, gerçek manada nefes alıp verebildiğimiz sürece yaşanan bir hayattı. Şimdi ise, cümleler arasına virgül koyup nefes alıp verme vaktidir…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1388
Kayıt tarihi
: 24.06.11
 
 

Çukurova Üniversitesi Maliye Bölümü mezunuyum. 8 Nisan 1987 doğumluyum ve Adana'da Seyhan ilçesin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster