Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '19

 
Kategori
Biyoloji
Okunma Sayısı
45
 

Cinsiyet Eşitsizliği

                        
 
TMMOB cinsiyet ayırımcılığını, "genel anlamda bireylere cinsiyetlerinden dolayı toplumda adaletsiz bir şekilde davranılmasıdır." şeklinde tarif ediyor ve devamla;
 
"Bu anlamda cinsiyet ayırımcılığı bireyin insan haklarından tümüyle yararlanmasını engelleyen sosyal açıdan yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak herhangi bir ayırıma, dışlanma ya da kısıtlamaya maruz kalmasıdır." diyor. 
 
Cinsiyet ayrımcılığı sonuçta kadının fırsatlara ulaşmada, temel hizmetlerden yararlanmada ve siyasete atılmada yetersiz kalmasına sebep oluyormuş. Özetle durum böyle ifade ediliyor. 
 
Söylenmek istenen şudur; "kadına şiddetin yanlış ve haksız olduğu haklı savından da yararlanarak) esasta, cinsiyet ayrımı diye bir durum söz konusu değildir. Bunu cinsiyet ayrımcılığı haline getiren, "yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak üretilmiş" toplumsal anlayıştır denmek isteniyor. Kısacası cinsiyet ayırımı, doğal olarak ortaya çıkmış bir olgu değil, biçilen rol ve normların getirdiği bir durumdur.
 
Acaba gerçekten öyle midir? İnsan cinsleri arasında doğal bir ayırım yoktur da bu bizim yargılarımızla mı oluşmuştur?  Buna "evet" demek için kesinlikle kafayı sıyırmış olmak lazım. O zaman cinsiyet ayırımcılığı konusunda uzun uzun makaleler yazanlar, kitap çıkaranlar, okullarda üniversitelerde "toplumsal cinsiyet eşitsizliğini" önlemek için dersler konulmasını isteyenler bu hususta neden ısrarcıdırlar. Mesela Mimar Ve Mühendisler Odası Birliği gibi meseleyle doğrudan ilgisi olmayan bir kurum neden bunun üzerine yazıp çizer, seminerler verir. Doğruyu söylemek gerekirse bu batının yüklediği bir misyondur. Bunların niyeti, farkındalık meydana getirerek cinslerin birbirlerine saygı duyması, kadınların yararlanamadıkları haklardan (hangi haklar ise)  istifade etmesi değildir.  Toplumsal ahlakın bozulmasına biraz daha destek vererek, biyolojik veya psikolojik olarak cinsiyeti karışmış kişilere sosyal zeminde yer açmaktır. Evliliklerin ve çocuk edinmenin önüne geçmektir. Aile yapısını bozarak, nikahsız birlikteliklere zemin hazırlamaktır. 
 
Her ne kadar son derece nazik ve dikkatli cümleler seçerek amaçlarına açıklık getirmeye çalışsalar da altta yatan gizli niyet düzeltmek değil, ifsat etmektir. 
 
Meryem Koray, "Avrupa Birliği ve Türkiye’de “Cinsiyet” Eşitliği Politikaları: Sol-Feminist Bir Eleştiri" başlıklı yazısında, "... kadınların toplumdaki konumunun biyolojik farklılıklardan çok her toplumda köksalmış cinsiyetçi ayırımlardan kaynaklandığını ileri süren “toplumsal cinsiyet” kavramının feminizm açısından önemi büyük(tür" buyurmaktadır. 
 
Yani kadınların toplumdaki konumunun biyolojik farklılıktan çok, cinsiyetçi ayırımdan kaynaklandığını ileri süren feministler bununla, insan biyolojisinin böyle bir ayırımcılığa neden olamayacağını söylemiş olmaktadırlar. Bir kısım insanların bu denli yakın bir ihtimali, sırf iddialarını desteklemek için görmezden gelmelerinin normal akılla izahı yoktur. Halbuki durum çok basittir. Kadın ve erkeği yanyana koyduğunuzda aradaki fiziksel farkı çok rahat görebilir, iki cinsin birbirine benzemeyen yanları olduğunu anlayabilirsiniz. Bunun için biyoloji bilmeniz, gen uzmanı olmanız gerekmez. Diğer taraftan insanın biyolojik yapısının temelini oluşturan 23 çift kromozom yaratılışta, erkekte XX, kadında XY olarak düzenlenmiştir. İnsandaki cins ayırımını belirleyen toplumsal yargılar değil kromozomlardır.
 
 Şimdi birileri kalkmış bunu eşitlemeye çalışıyor. İnsanların genleriyle oynamadığınız sürece bunu asla değiştiremezsiniz. Eğer bir insan dünyaya çocuk getirecek yapıda yaratılmışsa, çocuğuna bakması da gerekecektir. Bunun bir ihtiyaç olmadığını iddia etmek insan doğasını inkar etmektir. Dolayısı ile kadınla erkek arasında iş ve çalışma farklılıkları olabilecektir. Bu tabii bir durumdur. 
Bunun tersine kalem oynatanların amacı cinsler arasındaki eşitsizliği gidermek değil, kendilerine yüklenen misyonu hayata geçirme gayretidir. Ayarları bozulmuş bir toplum kimin işine geliyorsa onlara hizmet etmektir.
 
Konu üzerinde saçma sapan mantık dışı, hatta gerzekçe laflar üreterek zaman harcamanın ve bir takım narsist tipleri bu saçmalıkların peşine takmanın hiç bir anlamı yoktur. Aslında ortaya aatılan iddianın da bir anlamı yoktur. İnsanın doğasını değiştirmeye kalkmak gibi bir ukalalık bayağı bir çabadan öteye geçemez.
 
Meryem Koray ayrıca, "Toplumsal cinsiyete dayalı anlayışlar, ailede ve toplumda kadın-erkek rollerini belirlemekte(dir)" diyor. Sanki ailede veya toplumda insanlara kadın erkek rollerini birileri veriyor. Halbuki bu, tamamen kişinin biyolojik yapısıyla alakalıdır. Dişi genleri itibariyle kadın ve doğurgan, er de genetiği itibariyle erkektir. Gerçek bu olduğu halde, rollerin, toplumsal cinsiyete dayalı anlayış tarafından dağıtıldığı iddiası öne sürülerek, insanın biyolojik yapısı gizlenmeye çalışılıyor. Bence bu saçmalık derhal durdurulmalı, eğer cinsiyet dahil genel ahlak konusunda bir şeyler yapılacaksa insan tabiatına yani insanın fıtratına uygun bir yol izlenmelidir
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hüseyin Bey, tekrar hoş geldiniz. Bilmediğini bilmemenin en büyük zararı kişiye ve içinde yaşadığı toplumadır. Avrupalı 75 tarihçi oturmuş ve Antikçağ’dan günümüze kadar uzanan süreçte (Batı kültürü ile yaşayan) kadınların (5 cilt) tarihini yazmıştır. İçerik; kadının, sosyal koşullarını ve gündelik yaşamını anlatmaktadır. Bunları öğrenmeden, Batı ve Batıda kadının (değerini) konumu bilmek mümkün değildir. Bunlar, Kadının toplumdaki yerini öğrenmeye yeterli midir? Elbette değildir. İslam öncesi ve sonrasını; Türklerin göç etmeden önceki (çadır) yaşamlarını, Müslüman olduktan sonra sahip olduğu (kazandığı) değerleri de bilmek gerekir. Bu eserde (II.Cilt), Şöyle bir ifade vardır: "Kadınlar, toplumun bir parçası olmak için, ailenin bir parçası olmak zorundaydılar" Açık ifadesi ile, kadınlar; ailenin olmazsa olmazıdır. Aile yoksa kadın da yoktur. Bu konuda erkekler değil, daha çok kadınlarımız düşünmeli; yaşadığı toplumla nereye sürüklendiğini sorgulamalıdır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 13.02.2019 12:22
Cevap :
Değerli Canmehmet; teşekkür ederim. Son zamanlarda insanın biyolojik temelini atlayarak (önemsizmiş gibi göstererek) cinsiyeti toplumsal yargılarla izah etmeye kalkanların olduğunu görüyorum. Bu yazı insanın doğasını yok saymaya çalışanlara bir tepkidir. Aslında cinsiyete dair roller toplum tarafından değil, biyolojik esas üzerinden temellenmiştir. Bu o kadar nettir. Tabi ki, burada toplumsal yargıların rolü hiç olmamıştır da diyemeyiz. Ancak esas budur. Bunların amacı cinsiyet ayrımcılığı iddiasıyla kadınların hukukunu savunur gibi görünüp, insan biyolojisini atlayarak dişisi, erkeği ve ortası olmayan bir kimlik oluşturmaktır. Ben şahsen sizin bu konuda detaylı bir yazı kaleme almanızı isterim. Eminim okuyanlar için çok yararlı olacaktır. Selam ve saygılar.  14.02.2019 13:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 676
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster