Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '13

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
223
 

Çocuklarımız

Sevgili ebeveynler (ki çok komik bir söz değil mi bu), sevgili öğretmenler, bu yazı özellikle sizin için.

Bu akşam bir olaya şahit oldum ve yazı kendiliğinden çıktı. Önce olayı anlatayım.

Marketin önünde park etmiş arabadan bir beyefendi indi, arka kapıyı açtı ve açmasıyla arabanın içinden plastik bir kutunun düşmesi bir oldu. Demin “beyefendi” dediğim şimdi sözümü geri alarak ne diye tanımlayacağımı bilemediğim, “baba” olduğu her halinden belli şahıs “aptal mısın sen, niye sahip çıkmıyorsun kutuya, aptalsın sen aptal, kaç kere söyledim” diye bağırmaya başladı. Kime bağırıyor diye baktım ki ne göreyim. Pembe elbise, pembe kaban, kıvır kıvır saçlı, pembe çerçeveli gözlüklü, 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu. İşin yürek kakan tarafı, arabadan yere düşen kutuya uzanmaya çalışıyordu.

Not : yazının sonundaki butona tıklarsanız bir adet kağıt mendili sanal olarak temin edebilirsiniz.

Bu olay, hakikaten Türk televizyonlarındaki haberler dahil bir çok programda müthiş sömürülecek, çocuğa, babaya, anneye ve hatta bana canlı bağlantılar kurulup uzatılacak bir hikaye. Hele bir de ballandıra ballandıra anlatma yeteneği olan birinin eline düşerse, gelsin ratingler.

Bizim derdimiz bu değil elbette, rating kaygımız yoktur, bir tek deniz yıldızının bile hayatını kurtarsak bize yeter.

Günlük hayatın koşuşturması içinde pek fazla durup kendimizi dinleyecek, inceleyecek, masaya yatıracak, irdeleyecek (abartmamak lazım) zaman bulamıyoruz. Sabah kalk, işe git, çalış, akşam eve dön, tv başında kestir, yat. Bir çok insan rüya bile göremeyecek kadar yorgun. Böyle yaşayan biri de hayatından memnun değil elbette.

Tamam tekdüze yaşamak mutsuzluk kaynağı da, niye tekdüze yaşıyor ki? Neden hayatını değiştirmiyor ki? Neden alışveriş merkezlerinde baba-anne-çocuklardan oluşan ve birlikte dolaşan grupların çoğunun suratı asık ve ne işim var benim bunlarla bakışları suratlarında ki?

Sebepleri var ve ben biliyorum. Hayatlarında değiştiremedikleri, değiştirmeye cesaret edemedikleri bazı şeyler var. Örneğin yaşadıkları şehir, işleri, çalıştıkları şirket, belki eşleri. Baba belki maçları arkadaşlarıyla seyrederek, anne arkadaşlarıyla günlerde kısmi rahatlamalar yaşayarak hayatlarını sürdürüyor. Çocuklar? Okula gidiyorlarsa, onların çok arkadaşı var zaten, oyalanacakları çok şey var.

Gel gelelim bunların hepsi içki etkisinde. Gece içerken bulut halinde keyifler yerindeyken, sabah uyanınca bir bakarsın hem sıkıcı hayat yerinde duruyor hem de üstüne baş ağrısı, mide bulantısı, uykusuzluk, yorgunluk eklenmiş.

Neredeyse bir sayfa yazdım, konunun aslına gelemedim. Şimdi geliyorum. Çözülmesi gereken, merak edilmesi gereken insanların hayatlarını niye değiştiremedikleridir. (güzel gidiyorum, yavaşça konunun aslına giriyorum)

Bir kişide bir türlü düzelmeyen bir davranış varsa; meşhur klişedir ya “senin çocukluğuna inmek lazım”. Hani gözlüklü bir doktor vardır (ki doktorlar illa gözlüklü olurlar, her nedense), bir deri kanape. Hasta kanapeye uzanır, gözlerini kapatır, çocukluğunu anlatır. Komiktir değil mi? Size bir tüyo vereyim; aslında hiç komik değildir. Doğrudur çünkü. Hakikaten doğrudur. Kocaman yetişkinler olduğumuzdaki değiştiremediğimiz bir çok özelliğimiz çocukluğumuzda beynimize nakşedilmiştir, hadi nakşedilme demeyelim (nakşedilmiş olsa düzeltemezdik çünkü), yazılmıştır diyelim.

Örneğin başta anlattığım kızına bağıran baba, kim bilir küçükken neler yaşadı (mendil butonu sağ altta). Ama kızına nasıl davranması gerektiğini bilmeli, öğrenmeli. Kendisi için değil, kızı için.

Babamla bir konuda tartıştığımızda bana hep şöyle söylerdi, “ben köylü Mustafa’nın oğluyum sen benim oğlumsun, tabii benden ileride olacaksın”. Tartışılacak bir şey kalır mı, öpüşüp maçı izlemeye dönerdik.

Aynı şey bizler için de geçerli. Bizim çocuklarımız bizden ileride olacak elbette. Ne kadar ileride olacağına da bizler karar ve yön vereceğiz. Keşke ortam uygun olsaydı veya bu geceki babayı tanısaydım da kendim anlatabilseydim ona çocuklarımıza davranışlarımızın, söylediklerimizin önemini. Ne yazık ki çok daha ters şeyler yaşanabilirdi, işe karışsaydım.

İşin özü şudur, çocukken başımızdan geçen dikkat çekici şeyler zihnimizce doğru kabul edilir ve bilinçaltımıza yerleşir. Küçükken dikkatimizi en çok çeken şey negatif şeylerdir, çünkü daha sarsıcıdır genellikle ve zihin hatırlamak istemez, bilinçaltı halısının altına süpürür. Ama o halı altındaki tozlar zaman içinde pot yapar halıda.

Bu akşamki olayın kahramanı olan yavrucak, ileride becerikli biri olamazsa, başarılı biri olamazsa, kendisini salak olmakla suçlarsa sebebi bu akşam babasının söyledikleridir.

Genellikle aile ele alınır, öğretmenlerden pek bahsedilmez. Ama o kadar önemlidir ki. Bu hayatta, çocuk yaşta kaç tane, değer verdiğimiz, dikkatle dinlediğimiz, taklit etmeye çalıştığımız figür vardır ki? Ebeveynlerimiz ve öğretmenlerimiz en önde gelir. Binaenaleyh (kabul ebeveynden daha komik bir kelime), öğretmenlere kimse bir şey söylemez. Neden acaba?

Halbuki, artık 5 yaşından itibaren çocuklarımız öğretmenlerin elinde. Onlara nasıl davrandıklarını iyi bilmemiz gerek. Özellikle eski nesil öğretmenlere dikkat etmemiz, takip etmemiz gerek. Öğrencilerine ilham veren, onları teşvik eden öğretmenler kadar, onları aşağılayan, hakaret eden, küçük düşüren, küçük gören çok sayıda öğretmen var.

Anne-babaların(bu daha güzel) görevlerinden biri çocuklarının ev dışındaki hayatında, okuldaki hayatında neler yaşadığını takip etmek olmalı. Çok önemli çok.

Sevgili öğretmenler, çok dikkatli olmanız lazım çok. Çocuklarımızı sadece bir şeyler öğretin diye göndermiyoruz. Onlar incecik camdan yapılmış vazolar, çok dikkatli tutulması gerek, biz öyle yapıyoruz. Sizden de aynı özeni bekliyoruz. Öğretmenler Gününüz kutlu olsun.

Siz bütün dünya niye her şeyden çok çocuklara önem veriyor sanıyorsunuz ya da Mustafa Kemal Atatürk neden “çocuk bayramı” yaptı sanıyorsunuz, hem de 30’lu yıllarda.

Gereğinden fazla önem vermeliyiz çocuklara. Abartmalıyız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar, bu zinciri bir kırsak abartacağız. Ancak şimdi, anne olduktan sonra anne ve babamın hatalarını anlıyorum ve üzülüyorum. Ancak ne kadar çabalasam da aynı hataları ben de yapıyorum. Bu nedenle insan kendini hazır hissedinceye kadar anne baba olmamalı. Zaman geçiyor, yaşlanıyoruz, çocuk olsun o büyür nasılsa, v.s. nedenlerle çocuk sahibi olmak çocuğa yapılan en büyük haksızlık. Bedeli de en hüzünlü yalnızlık maalesef.

MERVE ONUR 
 01.02.2013 18:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2013
Kayıt tarihi
: 09.10.08
 
 

İ.T.Ü'den mezun İşletme Mühendisi Kişisel Gelişim Uzmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster