Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1190
 

Çözülmek böyle olur

Çözülmek böyle olur
 

Şehit Sadrazam Said Halim Paşa (Kahire 1863 - Roma 06 Aralık 1921)


Bugün TBMM'de partisinin grup toplantısı çıkışında gazetecilerin Diyarbakır'da söylediği ‘Dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak’ sözlerinin Genel Af sinyali olup olmadığını sorusuna cevap veren Başbakan Erdoğan, ‘Ben hayallerimi anlatıyorum siz Genel Af diyorsunuz’ açıklamasında bulunmuş.
 
Bu haberi okumuş olan bir arkadaşım şaşkınlığını belirtmek için sıcağı sıcağına: 
‘Bu nasıl hayal ya? 
 
Teröristleri salma hayali mi olur? 
 
Hasbinallah...’ diye yazarak dağıtıvermiş her yöne.
 
Ben de atalarımızın deyişine dayanarak ‘Körle yatan şaşı kalkar!’ diyerek sözü yapıştırdım ossaat. Elbette bir kişi düşünü anlatırken kafasındaki bazı düşüncelerini de söylemekten kaçınamaz. Bu insanlık durumunu hangimiz yaşamadık değil mi? Ancak söz konusu vurguların biraz irdelenmesinde yarar vardır diye düşünüyorum. Bu bakımdan 'düş yorumculuğu' yerine olup biten bazı durumlara bakmak gerekiyor.
 
Toplum çok yönlü bir çöküş içerisinde gerilmektedir
 
Toplumun çok yönlü dönüşümü için son elli yıldan bu yana yaşanan olaylar gibi son beş on gün içerisinde gündeme gelen tartışmalar da öyle birkaç cümle ile geçiştirilecek kadar hafife alınacak türden değildi. Yılların belki de Batı’nın güdümünde yüzyıllardır geliştirilen çok yönlü tasarıların bileşkesi üstümüze çökmeye başlamıştı yine öz vatanımızda. Çünkü ne gerçek hukuk ne adil yargılanma ne adil toprak paylaşımı ne silahsızlanma ne de iç güvenlik gerektiği gibi işleyebilmişti. Her gidişte bir çarpıklık vardı. 'Kanun koyucu' olarak da var olan TBMM'de her seçim sonunda gelen iktidar partisi öncelikle kendi programları ile partinin önde gelenlerinin çıkarları (ikbal ve istikballeri) için gerekli yasalar ile yönetmelikleri de çıkartarak zenginleşmek ve yeniden seçilebilmek yolundan hiç şaşmadılar. Siyaset sanatı sanat olmaktan çıkmış hukuk yaratmak yolunda tökezlemişti. 
 
Siyasetçi yalancı, tüccar kurnaz, alsatçı mutlu, üretici dertliydi. Hak hukuk güçlünün elindeydi. ‘Altta kalanın canı çıksın’ denilen bu düzende ‘köşeyi dönmek’ ve ‘iktidarda kalabilmek’ için her yol mubahtı. Eğitim bulanık, para değersiz ve günden güne kalabalıklaşan kentler çarpıktı. Gençler ile kadınlar için tuzaklar kurulmuştu. Leyla bizim o tanıdık Leyla değildi. Ortalıkta ne Mecnun ne Kerem ne de Karacaoğlan vardı. Aşk bile tükeniyordu. Kişilikler bozuluyor, ikiyüzlülükler ve çıkarcılık için ayak oyunları her yönü sarıyordu. Düğün dernek kurmak dışındaki bütün sanat iğreti birer yama gibi öksüz ve desteksizdi. Körler, topallar ile akıl hastaları çoğalırken ormanlar yakılıyor, topraklar zehirleniyor, göller kuruyor, tohumlar değiştiriliyor, rüşvet artıyor, yabancı arabalar çoğalıyor, gökdelenler dikiliyordu bir bir. Irmak suları da içme suları da  güvenli değildi. Bu yüzden her alanda A’dan Z’ye maddi ve manevi bir ‘çöküş’ sürecine girilmişti.
 
Toplum sermaye kesimi ile onların güttüğü iktidarlarca acıktırıldıkça acıktırılmış, zenginle fakir arasındaki uçurum da derinleştirildikçe derinleştirilmişti. Para kadar karşılıklı ilişkilerdeki yozluklar, terör saldırıları, ayrılıkçılık söylemlerinin yaygınlaşması, bireysel borçlanma ve silahlanma, suçların türlerindeki artış, hapishanelerin dolup taşması, ulusal ve İslami değerlerin ötelenmesi, zinanın suç sayılmaktan çıkartılması, gayri meşru kazanç yollarını da içeren kayıt dışı ekonominin varlığı, faizin her alana girmesi, aile içi şiddet ve boşanmaların artış göstermesi gibi yansımalar da toplumun üstüne ağan birer kara bulut değil midir?
 
Bu süreçte Türkiye’de daha bir palazlanan Batı destekli silahlı ayrılıkçılık da oldukça yaygınlaştığına göre durumlar vahim. Allah muhafaza bir yerlerden birkaç kıvılcım çakılı verse ne olur değil mi?
 
Olası nice düşler için yapıla geldiği gibi yine onlarca ‘kirli el’ ve ‘yıkanmış beyin’ bulunamaz mı?
 
Bu yüzden olsa gerek çatışmacı kesimler ayrıştırılarak kaygılı bir bekleyişe geçildi.
Arada bir çatlak sesler, kaçar mallar, uyuşturucu, saldırı silahları, gövde gösterileri olsa da görmezden geliniyor.
 
Bunu üstüne bir de ‘hayaldi gerçek oldu’ türünden çok yönlü bir ‘af’ çıkartılı verilir ise ‘Al gözüm seyreyle’ türünden acı tatlı nice manzaralar ile karşılaşacağımızı şimdiden görür gibiyim. Bu bağlamda tarihimizde ilk olarak nice ‘hayali haritalar’, nice ‘hayali makamlar’, nice ‘gövde gösterisi’ ve ‘sen ben kavgası’ çevremizi sarmaya başlamayacak mı dersiniz?

Suriye İç Savaşı’nın içinde Mayınları Temizlenmesi sorunu da olmasın?

Yenice anlıyorum ki Başbakan eski arkadaşı Beşar Esad'a Batı ile birlikte, ez cümle ‘Esad kardeşim biliyorsun 2008’de çok yakın bir işbirliğine gitmeye karar verdik. Senle oturduk, konuştuk, müzakere ettik her şeyi. Demokrasiyi anlattık. Davutoğlu da sana Şam’da dil döktü kaç kez. Mayınları bile temizletecektik. Oysa bir de baktık ki senin ülkende silahlar, bombalar patlamaya başladı. Bu işin içinde senin tek parti baskıların var. Düşman yaratma politikasından vaz geçelim. Zarar görüyoruz. Ne olur geçmişi unutarak silahlı muhalefet ile gizlice ya da açık açık tez elden otur konuş. Herkesle tokalaş. Ülkenin bölünmüşlüğünü yansıtan hayali bezler açılsın, hayali haritalar saçılsın, sazlar çalsın, zılgıtlar yükselsin teganni eşliğinde tepik oynansın her yerde. Bak, biz doğrudan doğruya terör örgütünü muhatap almadan çok gizli bir biçimde silahları susturduk. Şimdi demokratik açılımlar ile onların barış süreci, bizim ise çözülme süreci adını verdiğimiz çok huzurlu bir döneme girdik. Artık silahlar ve bombalar patlamıyor, karakollar basılmıyor, roketler fırlatılmıyor’ diye seslenirken ne kadar da haklıymış meğer.

Son otuz yıldan bu yana dayatılan ‘teröre alışmalıyız’ söyleminin de günden güne ‘hayaldi gerçek oldu’ biçiminde bir vurdumduymazlık sağladığını anladık. Kader ağlarını örüyordu
 
Osmanlı'lar da o anlı şanlı Osmanlı Devletini gerektiği gibi çağdaşlaştıramadıkları için ıslahatlar, barış konferansları, savaşlar, iç isyanlar, muhtariyetler, yabancı okullar, tedhiş (terör) saldırılarını bitiremedikleri ve de Duyunu Umumiye adlı sömürü çarkı ile onun içine de çöreklenmiş nice ajanlar aracılığı ile son yetmiş yılı içerisinde bata çıka bölünerek parçalandı kısaca.
 
Said Halim Paşa: Toplumsal Çözülme durdurulabilir
 
İşte bütün olan bitenleri tek tek irdelemese bile yaşananlardan bazı dersler çıkartarak nasıl parçalanıldığını ve bazı önerilerini de yazan 'modern' Mısır'ın kurucusu Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunu olmasından dolayı Prens olarak da anılan Said Halim Paşa'nın ünlü TOPLUMSAL ÇÖZÜLME: BUHRANLARIMIZ adlı eserinin irdelenmesi bazı kendinden menkul kişilere de ulaşabilir umudu ile çok yakında bu sayfalarda yerini alacaktır. Eserinde Osmanlı Devlet yapısının eskidiğini çağa ayak uyduramadığını gören Said Halim Paşa'ya göre 1600'lerden beri gelen 'toplumsal çözülme' İslam'ın yeniden yorumlanması ile durdurulabilir. Şimdi kısaca onun hayatına ve sonra da düşüncelerinin iredelenmesine geçelim.
 
‘Sait Halim Paşa 1863 yılında Kahire'de doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşa'nın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahire'de özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçre'de beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür. 11 Haziran 1913 - 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa - Enver Paşa -Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Tevfik Fikret'in ardından Galatasaray Spor Kulübü'nün hâmi başkanlığını üstlenmiş, savaş şartlarında kulübün zarar görmemesini sağlamıştır.
 
1919 Mart ayında İstanbul’un işgali sırasında İngilizler tarafından harp ilanı sırasındaki bazı kabine azaları ve Sait Halim Paşa tutuklanmış ve Malta’ya sürgün edilmiştir. Paşa, diğer milletvekilleri ile beraber serbest bırakıldıktan sonra da İstanbul’a dönmesine izin verilmediği için Roma’ya gitmiştir. 06 Aralık 1921 Salı günü akşamı araba ile evinin kapısına geldiği sırada Ermeni komitacının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Naaşı İstanbul'a getirilmiş ve 30 Aralık 1921 günü Yeniköy'deki yalısından alınarak büyük bir törenle II. Mahmut Türbesi'nin bahçesine defnedilmiştir. 
 
İslamlaşmak fikrinin en önemli simalarından biri olan Said Halim Paşa, hem Avrupa’da almış olduğu eğitim sebebiyle gayrimüslimlerin durumunu çok iyi tahlil edişi hem de Avrupa’ya gitmeden önce ve Avrupa’dan döndükten sonra aldığı İslamî eğitim vesilesiyle diğerlerinin göremediği sebebi yani İslam’ı yaşayamadığımızı görmüş ve çöküşün sebeplerini sıralarken bunu en ön sıraya koymuştur.’ (Yukarıdaki ayraçlı üç bölüm kısaltılarak iki ayrı kaynaktan alınmıştır)
 
Said Halim Paşa: İslam'ın ayrıcı nitelikleri özgürlük, eşitlik ve dayanışmadır

Prens Said Halim Paşa’nın İttihat ve Terakki Fırkası içerisinde İslamcı yönü ağır basan bir kişi olduğu için TOPLUMSAL ÇÖZÜLME adlı yaklaşık (170) sayfalık eserinde 2. Mahmut, 1. ve 2. Meşrutiyet’ten düşünce ve toplumsal bunalımlara, yabancı etkileri ile eski kurumlar, eşitlik, toplumsal koşullar, bağnazlık, kadın özgürlüğü, İslam Dünyasının çöküşü ve İslamlaşmak konularında bize derli toplu düşünceler sunar. Bazı yönleri ile Onun bu yaklaşımlarının Namık Kemal’i hatırlattığını ve giderek Batı’nın ekonomik sömürüsü, iç isyanlar ve cephe savaşları nedeni ile hızla çözülmeye başlayan Osmanlı toplum yapısının yeniden onarılmasını düşündüğünü anlıyoruz.

Ona göre ‘İslam ahlakının ayırıcı nitelikleri özgürlük, eşitlik ve dayanışma düşünceleridir.’ Prens Said Halim Paşa’nın  önemli görüşlerinin günümüzdeki gelişmelere göre yorumlanmasına kadar Şehit Said Paşa’nın evrensel değerdeki ‘Muntazam cemiyetleri, ahlaki fazilet ve olgunluklara sahip insanlar meydana getirir. Mesut ve kudretli milletler ise mükemmel cemiyetler tarafından teşkil olunur’ sözü ile yetinelim şimdilik. (Ankara 19.11.2013) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ömer bey; Sayın Başbakanımız İktidara gelirken ne söylüyorsa bu gün de aynısını söylüyor. Hiç kimseyi kandırmıyor, yalanı dolanı yok. Ne demişti ben BOP EŞ BAŞKANIYIM. BOP Türkiye dahil bir çok devletin böünüp,parçalanıp veya yutulup yönetilmesi projesi değil mi? Burada üzerinde durulması gereken asıl konu Türk Milletinin %50 gibi bir bölümü Sayın Başbakanımızla birlikte ülkemizi uçuruma sürüklemesi. Türk Milleti nasıl bu hale geldi, onu anlayamıyorum ben.

senel kiliç 
 25.11.2013 20:07
Cevap :
Şenel kardeş Osmanlı'nın nasıl yıkıldığını anlatmak için yeterli olmasa da Keçecizade Fuat Paşa'nın çok önemli bir anısı geldi aklıma.1830 doğumlu Sultan Aziz 1867 ortalarında Paris'tedir.Fransa İmparatoru ve Osmanlı'yı yıkmaya niyetli 3. Napolyon,Dışişleri Bakanı Fuat Paşa'ya bazı isteklerini anlatır.Fuat Paşa Viyana'yı alamadığı için 1683'te Belgrad'ta alçakça idam edilen Büyük Komutan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın torunudur.Doktordur,müderristir(profesördür),Fransızca da bilir.Napolyon'a göre 'SüveyşKanalı açılmalı,Girit, Osmanlılardan alınıp Yunanistan'a verilmeli,Kudüs'teki kutsal yerlerinKatoliklere ait olanların yönetimiFransızlarda olmalı.Devletinizin ne kadar zayıfladığı bütün dünyada biliniyor'der.Fuat Paşa,gülerek'Haşmetmeab,siz,bendenize,başka bir devlet gösterebilir misiniz ki,300 senedir,dışarıdan sizlerin,içeriden bizlerin,devamlı tahribine direnebilmiştir.Evet,bu devlet 300 senedir direnebildi.Siz dışarıdan biz içeriden yıkamadık!'AKP ise yanlış atlara oynuyor.Sabır.  27.11.2013 23:21
 

Sayın Yılmaz yazınızı beğeni ile okudum canınıza sağlık. Nasıl olsa hayal kurmak bedava.Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 21.11.2013 16:17
Cevap :
Nahide Hanım ilginiz için teşekkürü bir borç bilirim. Eğer bugünkü iktidardan üç beş kişi Koçi Bey,2.Mahmut,2.Abdülhamid, Namık Kemal,A.C.Paşa, A.Süavi,C. Afgani, S.H.Paşa,Z.V.Togan, Z.Gökalp, B.Ögel gibi değerlerimiz yanında Arap Lawrence,Lord Byron,Binbaşı Noel,1700'lerde İstanbulve Basra'da bulunan İngiliz Hempher ile 1900'le birlikte içimize sızan İngiliz Bell'i tanısalar ve birazcık da petrol,doğal gaz ve dünya egemenliği konuları bağlamında siyaset bilimi ile kültür sosyolojisine yatkın olabilseler inanın sorunlar bugüne kadar bir bir çözülürdü.Ne yazık ki onlar çoğu bilim adamı ve araştırmacılarımız gibi bir makam karşısında korkak, ürkek bir tavır içerisinde olduklarından karşılarındakilerin kendinden menkul dayatmalarını değiştiremiyor, çözümlerin bir de şu yönleri vardır diyemiyorlar. Yaşananlardan bunları çıkarıyorum. Böyle olmasa iç siyasetteki çekişmeler ile dış siyasetteki dökülüş ve tarihte hiç var olmayan bir Kürdistan yönetimi için Diyabakır’da dil dökülür müydü?  23.11.2013 17:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 968
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster