Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '18

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
1885
 

Dağlarından Yağ, Ovalarından Bal Akan İlimize Ne Oldu?

Dağlarından Yağ, Ovalarından Bal Akan İlimize  Ne Oldu?
 

“Dağlarından yağ, ovalarından bal akan şehir” tanımlaması kentin tarımdaki gücünü özetliyor. Ne var ki bu ilimiz, Jeotermal elektrik santralleri karbondioksit, hidrojen sülfür, argon, amonyak, azot, metan ve radon (Ar, Co2, H2S, P,N2, Rn, CH4) gazlarının Atmosfere salınmasıyla dağlarından yağ, ovalarından bal akamaz duruma gelme tehlikesiyle karşı karşıya.
 
Kuru incir üretimi ve dolayısıyla kuru incir ihracatının %70’e yakın en önemli bölümü Aydın ilinden sağlanmaktadır. Geriye kalan %30’luk kısım da Aydın dağlarının kuzey  eteklerinde yer alan Tire, Ödemiş ve Bayındır ilçelerinde yani İzmir ilinde üretilmektedir. Bunun dışında Mersin, Gaziantep ve Balıkesir gibi bazı illerde üretilen incir rakamları tonaj ve değer olarak oldukça düşüktür. Kısacası bu illerin de, kurutmalık incir yetiştiriciliği açısından Aydın ili ile benzer iklim özelliklerine sahip olduğunun söylenmesi yanlış olmayacaktır.
 
Dünyanın en lezzetli inciri Aydın’da yetişir . Sarılop, göklop ve karazaplak, padişah lop, ak lop, ballı lop, aydın lopu ve şekerli lop cinsleri vardır . Endüstri bitkilerine ayrılan alanlar hububat tarımına ayrılan alanlardan daha çok bir yer tutar. Bu özellik Türkiye’nin diğer hiçbir ilinde görülmez .
 
İncir, Antik Çağdan bu yana Ege Bölgesi’nin özellikle Aydın’ın başta gelen meyvesi. Öyle ki, bir ilçesinin adı da İncirliova.
 
Dünya incir üretiminde ilk sırada yer alan Aydın, kestane ve zeytin üretiminde Türkiye birincisi. Aydın’da üretilen kestane, Bursa’da işlenerek kestane şekeri olarak piyasaya sunulur. Bursa kestane şekeri ile ünlüdür. Fakat kestanenin Aydın’dan gittiği pek bilinmez.

İncirin yararları, söyle sıralanıyor:
 Bağışıklığı güçlendiriyor.
 Bağırsak hareketliliğini artırarak kabızlığı gideriyor.
 Kemikleri besliyor.
 Meme kanseri riskini azaltıyor.
 Kalbi koruyor…

İncirin tarihteki yeri 
Tarihçi Herodot, MÖ 484 yılında Anadolu’da yetişen enfes incirlerden övgüyle söz etmektedir. İncirin botanik bilimindeki ismi olan “Ficus Carica” da, Ege Bölgesi’ndeki antik yerleşim alanı “Caria” dan gelmektedir. İncir, daha sonra Anadolu topraklarından Ortadoğu, Hindistan ve Çin’e yayılmış, dünya çapında tanınır hale gelmiştir. Allah'ın insanlara  lütfu  olan bu kutsal ağacın meyveleri, insan sağlığına yararları açısından insanı hayran bırakır. "İncirin, hurmanın ve zeytinin bittiği yerde bit" sözü ile "sen de bu topraklarda ol, bu topraklar çok verimlidir" iletisi verilmekte, kuru incirin ülkemizde yetişmesi yararından söz edilmekte, beslenme ve sağlık açısından yararlanılması önerilmektedir. Anadolu ve Ege'nin tüm uygarlıklarında yer alan incir, kuşaklar boyu hep bolluğun, bereketin simgesi olmuş. Dinsel kitaplarda yer alışıyla da kutsal bir nitelik kazanmış.
 
Eski Yunanlılarda, incir yapraklarının onur verici bir hediye olarak kabul edilmesi, incir yaprağından örülmüş taçların başlarda taşınmasının aşırı doğurganlık anlamına gelmesi, kuru incirin Lydia 'da yaşamın on temel nimetlerinden biri sayılması, incirin o günlerden bugünlere olan anlamlı ve uzun yolculuğunun ip uçlarını vermektedir. İncir ağacı ve meyvesi büyük dinlerin tümünde simge olarak kullanılmış ve sıkça söz edilmiştir. Museviler Fısıh Bayramı kutlamalarında geleneksel yiyecek olarak inciri kullanırken, İncil'de de cennetin bahçelerinde bir ağaç olarak düşünülmesi kutsal meyve olması nedeniyle Noel kutlamalarının vazgeçilmez besini olarak tanımlanmaktadır. 
 
Kuran 'da Hz. Muhammet’in de incirle ilgili olarak, “Eğer seçme şansım olsaydı, cennete yanımda incir ağacını götürmek isterdim” dediği belirtilir. Sümerler ve eski Mısırlılar zamanında da yetiştirildiği bilinse de, Anadolu toprakları incirin anavatanı olarak kabul edilmektedir.
 
İncirin üretimi
İncir,  ılıman iklim bitkisidir. Yıllık ortalama sıcaklığın 18-20°C olduğu yerlerde yetişmektedir. İncir üreticisi iki farklı dönemde iki farklı iklim etkisini arzu etmektedir. Yaprak oluşumundan meyve olgunlaşması arasındaki mart-temmuz son haftası arasındaki sürede lodos ve nemli bir iklim arzu edilirken, meyve olgunlaşmasından hasat sonuna kadar olan ağustos-ekim aylarında daha yüksek ortalama sıcaklıklar ve özellikle meyve olgunluğu ve kurutma döneminde (ağustos-eylül ayları) 30°C’ye kadar çıkan ortalama sıcaklıklar istenmektedir. 
 
İklimin incir kalitesi üzerindeki etkisi iç piyasa fiyatları yanında ihracat fiyatlarını da doğrudan etkilemektedir. Temmuz-eylül aylarının yağışsız ve bulutsuz geçmesi arzu edilen bir durumdur. Nem olgun incir meyvesinin bozulmasına neden olacağı için, yaz sezonunda veya hasat devresinde yağmur yağışı ve kaliteli kuru incir elde etme bakımından  hava bağıl nemi de çok önemlidir. Kurutma mevsiminde hava bağıl neminin %40-45 arasında olması, %50’yi geçmemesi gerekir. Bu koşulların oluşması durumunda incir, normal şekilde, şeker ve aromaca zengin olarak gelişir. Ağaç üzerinde buruklaşma ve sergide kuruma daha hızlı bir şekilde olur.
.
Örnek olarak 2014/2015 ihracat fiyatları iklimin üretici ve ihracatçı istekleri doğrultusunda gerçekleşmesi üzerine yüksek kalitede gerçekleşmesi ile ve bu kaliteyi dış taleplerin desteklemesi ile ton başına ihracat fiyatı 6635  dolar olarak gerçekleşirken, 2015 yaz döneminde olgunlaşmakta ve hasattaki kuru incir döneminde bağıl nemin sadece iki gece %50’nin altında gerçekleşmesi incir kalitesini olumsuz etkilemiş ve ton başına ihracat ortalaması 4962 dolara gerilemiştir.
 
İkimin diğer bir etkisi de rekolte üzerinde olmaktadır. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürlüğü 2015 Raporu verilerine göre; “2007/2008 sezonu yıllık ürün miktarındaki düşüşe bağlı olarak, kaliteli kuru incir miktarında görülen azalma nedeni ile iç ve dış piyasalara arz edilen kuru incirlerin ortalama satış fiyatlar artmıştır.  2014/15 sezonunda ise arz kaynaklı nedenlerden dolayı incirin ortalama ihraç fiyatı artmıştır.  2015/2016 sezonunda ise üretim artışına bağlı olarak ortalama ihraç fiyatlarında azalış görülmüştür. 2016/17 sezonunda da ihraç fiyatlarında bir miktar azalış gözlemlenmiştir.Üretimdeki azalış 2018’de sürmektedir.”
 
2018 yılında kuru incir fiyatlarının oldukça yüksek seyretmesi, incirini tüccara ya da  işletmeciye geç ulaştıran üreticiyi sevindirirken erken satış yoluna başvuran üreticiyi de üzmüştür. Genel olarak bakıldığında “ova inciri” olarak tabir edilen ve erken olgunlaşıp, satışa hazır hale gelen kuru incir daha az gelir getirirken geç olgunlaşan yüksek rakım incir daha fazla kazandırmıştır
 
Jeotermal elektrik santrallerinin çevreye ve insan sağlığına etkileri:
Jeotermal elektrik santralleri, çevreyi ve insan sağlığını etkiliyor. Jeotermal elektrik santrallerinden, dağlarından yağ, ovalarından bal akan ilimize, sülfürik asit, kükürt dioksit yağdığını Aydın çiftçileri söylüyor. Söke pazarından siteye dönüyorum. Pazarda, istediğim nitelikte kuru incir bulamadığımı söylediğimde, Jeotermal elektrik santrallerinin çevreye yaydığı zararlı gazlar, sadece incirin değil, zeytinin, kestanenin, üzümün, kirazın, elmanın, armudun…  verimliliğini düşürdüğünü söyledi. 2017’de TARİŞ’ e, 2 250 kg. zeytin verdiği halde 2018’de 750 kg. verebildiğinden yakındı. Yerel yönetimler, bu konuda, araştırma, inceleme yapacak komisyon oluşturmuşlar. Bunlardan biri de Aydın Efeler Belediyesi. Bu konuda yetkililerin de destek ve önerilerini içeren bir rapor hazırlatmış. Bu raporda,şöyle deniyor:
 
Peşin hükümlü olmadan, elektrik enerjisine olan gereksiniminin farkında olarak. ülkemizin ürettiği elektrik enerjisinin %51,49 nun ithal kaynaklar kullanılarak karşılandığının bilincindeyiz. Enerji bakımından dışa olan bağımlılığımızın azaltılması, yenilenebilir, çevreyi kirletmeyen, yerli enerji kaynaklarının devreye sokulmasının gerektiğine olan inancımızla çalışmalarımıza başladık.
 
Hidrojen Sülfürün koku yaptığı ve bu kokunun Efeler ilçesi halkını rahatsız ettiğini, kokunun giderilmesi için çalışmalar yürüttüklerini, Hidrojen Sülfürün zehirli bir gaz olduğunu da beyan ettiler. Hidrojen Sülfür’ün bacadan çıkan miktarın çok düşük oranlarda olması ( 1 ppm den az) nedeniyle canlılar üzerinde şimdilik tehlike arz etmediğini, Efeler İlçesine verdiği kokunun giderilmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini” beyan etmişlerdir. Firma yetkilisi ayrıca komisyonumuza “Aydın genelinde yeni açılacak kuyuların rezervuar kapasitesi açısından sıkıntı yaratacağını, yeraltındaki jeotermal akışkanının miktarının azalacağını, akışkanı çıkarmak için pompa kullanılması gerekeceğini“ de açıklamıştır.
 
Firma yetkilisine, dünyada bu işin nasıl yapıldığı sorulduğunda aldığımız cevap; “Yurt dışında jeotermal kullanan ülkelerin santrallerini, yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde kurduklarını, ayrıca o ülkelerde akışkanla çıkan ve akışkandan ayrışan gazlarda Co2 dışında başka bir gaza rastlanılmadığını” beyan ettiler.
 
Aydın Efeler Belediyesi’nin Araştırma Komisyonu’ nun değerlendirme raporunun özeti:             
• Santrallerinin yerleşim yerlerinden yaşamı engellemeyecek kadar uzağa kurulması gerekir. 
 
• Karbondioksit, hidrojen sülfür, argon, amonyak, azot, metan ve radon (Ar, Co2, H2S, P,N2, Rn, CH4) gazlarının atmosfere salınmayıp tekrar geriye reenjekte edilmesi ya da depolanıp sanayide kullanılması gerekmektedir. 
 
• Ortak akıl toplantısında alınan kararlardan, jeotermal enerjinin, çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası zararlarının azaltılması ya da ortadan kaldırılması yönünde önlem alınması, santrallerin iyi denetlenmesi için alınan ve tavsiye niteliği taşıyan kararlar, her nedense hayata geçirilememiştir.
 
• İlk sondaj çalışmalarında diğer ülkelerde olduğu gibi, sondaj çalışmalarını denetleyecek devlet görevlilerinden oluşan uzmanların (Jeotermal müfettişleri) bulundurulması, sondajla çıkan akışkanın depolanıp reenjeksiyon kuyusu açıldığında reenjekte edilerek, çevrede bırakılmaması, 
 
• Santrallerin çalışması sırasında yapılacak denetimlerde, devlet görevlilerinin yanında, konuyla ilgili uzman sivil toplum örgütlerince oluşturulacak bir heyetin de hazır bulunması
 
• Akışkandan çıkışta ayrışan, gözle görülmeyen çoğunluğu Co2 olmasına rağmen içinde insan ve çevre sağlığı için tehlikeli olan gazların, bir katresinin bile atmosfere salınmaması, dünyadaki diğer jeotermal santrallerde yapıldığı gibi yok edilmesi gerekir. 
 
• Santrallerde yer altından çekilen ve ıssından faydalanılan akışkandan bir damlasının dahi yeryüzüne bırakılmaması ve mecrasına aynen reenjekte edilmesi gerekir. 
 
• Kararlar hayata geçirildiği takdirde jeotermal enerjiden elde edilen elektrik enerjisi; çevre dostu, sürdürebilir ve yenilenebilir enerji olacaktır.
 
 
Bu şartlar yerine getirildiğinde Jeotermal enerji çevre dostu sürdürülebilir ve yenilenebilir, enerji olarak kabul edilir. 
 
   Sonuç:   
Enerji bakımından dışa bağımlı olan ülkemizin, elektrik enerjisi elde edebilmek için; milli, çevre dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyacının bilincindeyiz. İnsanlığın elektrik enerjisine olan bağımlılığını ve onsuz yapamayacağının da farkındayız. Enerji elde edilirken, mevcut ekosistem yok ediliyorsa, insan ve hayvan sağlığına zarar veriliyorsa o tür enerjinin faydasından çok zararı olduğunu düşünüyoruz. Elektrik enerjisi elde etmenin başka yolları olduğu gibi, üretilen elektriğin de ekonomik kullanılmasının,  elektrik elde etmek için harcanan çabalar kadar değerli olduğuna inanıyoruz.
         
Yaptığımız araştırmalar resmi kurumlarla olan yazışmalar, elde edilen raporlar,  akışkanın ve yoğunlaşmayan gazların olası zararlarını araştıran bilimsel tezler ile yabancı ülkelerin uygulamaları bizlere göstermiştir ki, sorunlar, ilimizde kurulu jeotermal santrallerden elektrik elde etmek için uygulanan yöntemlerden değil. Yasal mevzuattaki boşluklardan, sondaj çalışmalarını yapanların, santralleri kuranların uygulamalarından ve denetlemelerin yeterli yapılmamasından kaynaklandığını müşahede ediyoruz.
 
Son söz:
 
Aydın Efeler Belediyesi’ nin Araştırma Komisyonu’ nun raporu dikkate alınmazsa incirin verimliliği düşecek. Hatta incir tarlaları, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, üreticiler söylüyor. Öyle ki 2017’de kilosunu 20-25 TL’ye aldığımız kuru incirin kilosu 2018’de 40-50 TL. Bu gidişle ,yemek için bile incir bulmakta zorlanacağız.
 
Hüseyin Başdoğan,11.10.2018.
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hüseyin bey, güzel ve aydınlatıcı yazınız için teşekkür ederim. Ben inciri çok severim. Bu gidişle çok sevdiğimiz tatlardan birinden mahrum olacağız.

Ali Rıza Çatal 
 04.11.2018 22:18
Cevap :
Ali Rıza Bey,mahrum kalmamamız için karınca kararınca bir kamu oyu oluşturmaya çalıştım;ama bu gidişle zor gözüküyor.Selamlar.Esen kalın.  05.11.2018 12:41
 

Sayın Başdoğan, ben de Aydın - Söke'deyim, Çevreye verilen çeşitli zararlardan dolayı İncirin ve Zeytin değeri her geçen biraz daha azalıyor. Aydın Efeler Belediyesinin bu konudaki anlamlı raporunu ben de okudum, İyi ve faydalı bir konuya değinmişsiniz. Tüm emeği geçenlere ve sizlere teşekkürler. Selam ve saygılarımla aziz meslektaşım.

Abdülkadir Güler 
 20.10.2018 2:12
Cevap :
Sayın Meslektaşım,ulusal enerji üretmek için termal santralar iyi de çevreye verdiği zararlar önlenirse.Selamlar.  21.10.2018 17:59
 

Sayın Başdoğan! Çevreye verilen zarar had safhada bu nedenle ne tarım yapılamıyor, dolayısı ile ziraat mühendislerimiz işsiz, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Aydınlatıcı yazınızla bilgilendim çok teşekkür ederim.Selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 13.10.2018 11:47
Cevap :
Nahide Hanım,tarım ürünleri gün geçtikçe azalıyor ve kalitesi düşüyor.Diğer yandan tüketim hızla çoğalıyor.Bunu,çevremde görüyorum.Önlem alınmazsa incire,zeytine...ulaşmak,bu ürünleri almak zorlaşacak.Selam ve saygılarımla.  13.10.2018 14:51
 

Değerli arkadaşım, bir yanda elektrik üretimi, sanayiye katkı, öte yanda doğayı tahrip etmeden düzenli bir yerleşim düşünülemez mi? Esen kalınız.

Şahin ÖZŞAHİN 
 12.10.2018 18:14
Cevap :
Şahin Bey,çevreye zarar vermeden elektrik üretileceği düşüncesindeyim.Bunun,dünyada örnekleri vardır.Hoşça kal.Selam ve saygılarımla.  13.10.2018 14:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 380
Toplam yorum
: 1290
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2398
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster