Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '19

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
80
 

Davetsiz Misafir: Takıntı

İnsan zihninin düşman başına özelliklerinden biridir ‘takıntı.’ Aklımıza bir düşünce veya hayal gelir, oturur, bir türlü kalkmaz oradan. Ne yaparsak yapalım, oradadır o düşünce veya hayal. Kafa bozuk plak gibi takılır kalır aynı yerde.

Frenkler takıntıya OBSESYON derler. ‘Saplantı’ kelimesiyle de Türkçe’ye çevrilebilir. Net bir tarif yaparsak, obsesyon veya saplantı veya takıntı:
    İstenmeden gelen,
    Sıkıntı verici,
    Tekrarlayıcı ve sürekli
düşünce, dürtü veya hayallerdir.

Yukarıda takıntı hastalarına örnekler verdik. Kimine kirlendiği hissi gelir, mutlaka gidip temizlenmek ihtiyacı duyar. Kiminin kafasına, çocuğuna zarar vereceği endişesi saplanır. Kimi günah şeyler düşünme veya günah sözler söyleme arzusunu aklından çıkaramaz. Örnekler çoğaltılabilir. Dikkat ederseniz bu düşünce, dürtü ve hayaller daima istenmeden gelir, sıkıntı vericidir, tekrarlayıcıdır. Kişinin takıntısı doğrultusunda yaptığı ve kendini alıkoyamadığı eylemlere ise KOMPÜLSİYON deriz. Kompülsiyon, ‘zorlantı’ kelimesiyle Türkçeleştirilirse de, anadili Türkçe olan insanlara bu zorlantı kelimesi de herhalde pek mana ifade etmez. Yine de daha iyisi türetilene kadar kompülsiyon veya zorlantı kelimelerinden birini kullanmak dışında çaremiz yok. O halde, mesela insanın aklına kirlendiği düşüncesinin gelmesi takıntı, gidip ellerini yıkaması kompülsiyondur. Çocuğunu kaldırıp camdan atacağını düşünmek takıntı, cam kenarlarından uzak durmak kompülsiyondur.

Özetle kompülsiyon (zorlantı) öyle davranışlardır (veya dua etmek vs. türünden zihinsel eylemlerdir) ki:
Takıntıya cevap olarak gerçekleştirilir,
Kişi bu davranışları yapmaktan KENDİSİNİ ALIKOYAMAZ,
TEKRARLAYICIDIR (mesela defalarca el yıkanır, sürekli zemin veya priz kontrol edilir, yedi veya yedinin katları kadar estağfurullah denir)
Genellikle katı biçimde, hatta MERASİM katılığıyla uygulanır (mesela belli şekilde belli sayıda el yıkanır, belli sayıda tövbe edilir, priz kontrol edilerek deftere tarih ve saat düşülerek not alınır).

TAKINTININ YOLDAŞLARI
Takıntı hastalığında eşlik eden durumlar vardır ve bunlar kişide yoğun olarak görülür.  Depresyon, stres, kaygı, düşünce bozukluğu, öz güven eksikliği, yorgunluk hissi, suçluluk duyma, utanma, kararsızlık vb. duygular takıntı hastalığına eşlik edebilmektedir. Takıntılı davranışın ana nedeni huzursuzluğu azaltma, önleme ya da korkulan bir düşünceyi engellemeye çalışmaktır.

NEDENLERİ
Bilinen tek bir nedeni olmamakla beraber çeşitli etkenlerin bir araya gelmesiyle takıntı  hastalığın ortaya çıktığı bilinmektedir. Bunlar arasında beyin mekanizmasın da meydana gelen işlevsel bozukluklar, aileden gelen genetik yatkınlık, öğrenme davranışı sayılabilir. Hastalığın nedeni biyolojik temelli olmakla birlikte herkeste ne tür takıntının ortaya çıkacağını tahmin etmemize yarayan bazı kişilik özellikleri vardır. Mesela hastalık öncesinde titiz olan kişide temizlik ve aşırı el yıkama şeklinde ortaya çıkan hastalık, günlük hayatında güvensiz ve evhamlı olan birinde şüphecilik ve kontrol etme takıntısı şeklinde görülebilirken, mükemmeliyetçi birinde der simetri obsesyonu ortaya çıkabilir.

TAKINTI HASTALIKLARI TEDAVİSİNDE
- İlaç tedavisi
- Davranışçı psikoterapi
- Elektroşok tedavisi
- En uç boyutta olan vakalarda da beyin ameliyatı uygulanmaktadır.

Takıntı hastalığı tedavisinde etkili tedavi yaklaşımı davranışçı psikoterapidir. İlaçla birlikte psikoterapinin hastaya uygulanmasıyla başarılı sonuç elde etme oranı artmaktadır. Davranışçı psikoterapi temelinde ALIŞTIRMA vardır. Hastayla sadece konuşma, hastanın bilinçaltına inme, davranışlarının altında yatan gizli güdüleri araştırma ya da çocukluk dönemleri araştırılarak saatler harcama yoktur.

Bu hastalık sadece hastayı değil, birlikte yaşadıkları yakınlarını da derinden etkilemekte ve yaşam kâbusa dönüşmektedir. Pek çok evlilik bu hastalık yüzünden bitme noktasına gelmektedir. Takıntıların mantıksızlığı sebebiyle, hasta yakınları kişinin isterse bunlardan kolaylıkla kurtulabileceğine inanır ve hastayı genellikle yeterince istekli olmamakla suçlarlar. Ancak durum hiç de göründüğü gibi değildir. Kişi  takıntılarından uzaklaşmanın bireysel yolunu defalarca aramış, düşüncelerini uzaklaştırmaya çalışmış ama bu çaba her defasında takıntıların daha da yapışkanlaşması ile sonuçlanmıştır. Tüm zorlayıcılığına rağmen zorlantılı davranış ve ritüelleri yerine getirmezse çıldıracağı ya da gerçekten büyük bir zarara yol açacağı inancından kurtulamayan hasta, yavaş yavaş bu durumdan asla kurtulamayacağı hissine kapılır ve hastalığa  sık sık depresyon eşlik etmeye başlar.

Geçmişte tedavisinin güçlüğü nedeniyle “ruh kanseri” olarak adlandırılmış olmasına rağmen, günümüzde ilaçlar ve terapi yardımı ile tedavi şansı çok yüksek olan bir hastalıktır. Ancak toplumda pek çok kişi tedavi şanslarının olduğunu bilmediklerinden yıllarca obsesyon ve kompulsiyonların yarattığı hapishanede yaşamaktadır. Tedaviye başvuran ve iyileşen hastaların büyük çoğunluğu, tedaviye neden daha erken başvurmadıkları konusunda pişmanlık yaşamaktadır.

Düşünüyorum da bu mükemmel işleyen sistemde ki küçücük bir sorun bizden neler çalabiliyor. Yaşanan huzursuzluklar, olumsuz düşünceler yaşam kalitesinizi azaltır, sağlıklı düşünme kabiliyetinizi çalar ve strese sokup sıkıntı yaşatır. Küçücük problemlere üzülme lüksünün olmadığını fark et!

Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2219
Kayıt tarihi
: 06.08.12
 
 

Psikiyatrist / Hipnoterapist - Yüz ve Vücut Dili Analisti - Yazar - Gezgin ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster