Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
112
 

Demokrasi bir rıza rejimidir

Demokrasi bir rıza rejimidir
 

Kullandığım resim, biber gazı silahının ateşleme anını göstermektedir.

Böylesi bir silahın insanlara yöneltilmiş olmasına, rıza göstermemiz mümkün müdür?

Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi, daha doğrusu kendini yönetenleri kendisinin seçtiği bir rejimdir. Ancak işin ilginç yanı, seçimlere tüm halkın katılım hakkının 20’nci yüzyıla kadar hiçbir ülkede tanınmamış olmasıdır.

Rıza memnunluk, hoşluk, razı olmak demektir.

Rıza göstermek ise, bir şeye razı olmak, yani uygun bulmak demektir.

Bu durumda halkın sadece belirli kesimlerinin kendi kendini yönettiği erken demokrasilerde, herkesin rızası aranmıyormuş. Yani tüm halkın yönetime katılması ve bundan hoşnut kalması beklenmiyormuş.

Günümüzde ise tam tersine bir gelişme söz konusudur. Siber teknoloji ve bilime paralel bir hızla gelişen devasa küresel ve çevresel sorunlarla baş edebilmek, farklı dünya ve siyasi görüşleri ortak çözüm temelinde buluşturmadan mümkün değildir artık. Tam aksine bu konudaki başarı veya başarısızlık ülkelerin önümüzdeki yüzyılda hangi dünya liginde yer alacaklarını, hatta bundan da öte susuzluk, açlık ve yeni tür bulaşıcı hastalıklar ile genetik deformasyonlarla ne derece iç içe olacaklarını belirleyecektir.

Türkiye ise bu global dalgaya karşı zıt bir gelişme göstererek, değil farklı dünya ve siyasi görüşleri ortak zeminde buluşturmak, tam aksine bunların temelinde adeta kaskatı bir şekilde bölünüyor. Demokrasimiz artık bir hukuk ve hak rejimi olmaktan çıkıp, inatlaşma ve restleşme rejimine dönüşmüş durumda. Rüşvet ve yolsuzlukların içerikleri ve doğrulukları belirginleştiği oranda, değil ondan uzaklaşmak, iktidar tabanının Başbakan’a olan bağlılığı veya bağımlılığı daha da artıyor. Buna paralel olarak muhalif kesimlerin karşıtlığı da aynı şekilde katmerleşiyor.

Bunun sonucunda Başbakan’ın iktidarını 30 Mart seçimleri üzerinden “sağlamlaştırması”, ancak muhalif kesimlerin rızasızlığı üzerinden gerçekleşebilecek gibi gözüküyor.

Bu bağlamda demokrasimiz hukuk, eşitlik ve çoğulculuk üzerinden tüm halkın hoşnutluğunu gözeten bir rıza rejiminden, hukuksuzluğun, eşitsizliğin ve çoğunluğun üzerinden sadece halkın bir bölümünün hoşnutluğunun gözetildiği inatlaşma rejimine evrilmiş durumdadır.

Belki bu denli büyük bir sarsıntının dahi iktidarı yerinden edememiş olması, ilk bakışta çok büyük ve nihai bir zafer olarak görülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, dünyada hiçbir lider ülkenin yarısını kendine düşman ederek, dünyaya meydan okumayı başarmış değildir. Yine dünyada hiçbir lider ülkenin yarısını kendine düşman ederek, o ülkeyi kalkındırabilmiş değildir. Hele ki rüşvet ve yolsuzlukları seçimlerle “aklayarak”.

Ancak en vahimi, ortaya çıkan her yeni ses kaydıyla toplumsal çürümemizin ne denli büyük boyutlara vardığının belgeleniyor olmasıdır.  Her ne kadar iktidarın tabanı aksine inanmak istese de, dünya olup bitenlerin farkında. Dış başında dalga geçmeye başladılar, dünya bankalarından İngiltere kraliçesine kadar insanların Türkiye’nin Başbakanı’nı düşürmekle uğraşmaktan başka işi gücü yok mu diye.

Bu işin diğer bir faturası da, örneğin Alman otomobil üreticisi Volkswagen’in yeni fabrikasını Türkiye yerine Polonya'da kurma kararı almasıdır. Bu ülkeleri devamlı komplocu dış düşman olarak göstermek ve dünyadaki bu gibi olaylara her daim aynı ilgiyi gösteren Der Spiegel’e Gezi olaylarını verdi diye yüklenmek, kuşkusuz ki bu kararda etkili olmuştur diye düşünüyorum.

Kaldı ki Gezi protestoları, Türkiye demokrasisinin geliştiğini ve artık çevresel konularda da duyarlı davrandığının en güzel göstergesiydi. Eğer o olayda inatlaşma ve restleşme yerine diyalog kurma ve anlayış gösterme seçeneğine başvurulsaydı, bu seçimlere bambaşka bir havada girebilirdik.

Meclisin dünkü Fezleke “görüşmeme” oturumu da,  bu inatlaşma ve restleşmenin son noktası gibiydi. Halkın bir kısmının rızasının artık hiç gözetilmediğinin resmiydi. Hem de en temel evrensel değerleri çiğneme ve başına saplanan gaz fişeğini elleriyle söküp atmaya çalışan çocuğun “anne” çığlığını duymazdan gelme pahasına.

Burhan Kuzu, twitter mesajında "Halkın arasındayım; İnanın bu uydurma kaset ve ses kayıtlarına doğru olsa bile inanan yok” demişti.

Velev ki inanmasınlar… Velev ki tüm belediyeleri kazansınlar… Velev ki biber gazına silah değil desinler…

Bu ne haramı helal, ne seçimi demokratik, ne de biber gazını masum yapar.  Bu dünyada zorla ve zorbalıkla çok şeyi elde edebilirisiniz, ama insanların rızasını asla. Rıza olmayan yerden ise hayır gelmez.

Olsa olsa Rıza’lar fink atar, o da belli bir süreye kadar…

Zuhal Nakay

Not: Yılların Parametre izleyicisi olarak, eski Bakan Egemen Bağış ve gazeteci Metehan Demir arasında geçtiği iddia edilen Kuran ayetleri ve genel yozlaşmışlıkla ilgili  konuşmayı yorumsuz veriyorum (bkz. “Bağış Kuran’la Dalga Geçiyor” veya https://www.youtube.com/watch?v=jcICjAB7Chs).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 550
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster