Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
9464
 

Demokrasi notları, çoğulculuk ve çoğunlukçuluk üzerine...

Demokrasi notları, çoğulculuk ve çoğunlukçuluk  üzerine...
 

Demokrasi üzerine uygulanış biçiminden yola çıkarak onlarca farklı tanım yapılabilir. Ama en önemlileri klasik demokrasi, koruyucu demokrasi, kalkınmacı demokrasi, liberal demokrasi, sosyal demokrasi olarak adlandırılıyor. Bu yazıda ayrıntılara girmeyeceğim ilgilenenler linkten gerekli bilgileri edinebilirler.

 Son dönemde iktidar icraatlarını savunurken “Millet iradesi”, seçilmişler vurgusunu sıklıkla yaparak neredeyse demokrasiyi seçilmişlerin egemenliğine indirgiyor.  Ülkenin yaşadığı olumsuz/sabıkalı demokrasi geçmişine gönderme yaparak kendini mutlak belirleyici görerek çoğunlukçu uygulamalarına meşruiyet sağlamaya azami çaba harcıyor.

 İktidarın uygulamaları ile fiili olarak reddettiği çoğulcu demokrasiyi bir anımsayalım; “çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığın da bir gün çoğunluk olabilme hakkının verilmesini savunan demokrasi anlayışıdır.”(2)

 Çoğunlukcu demokrasi;”Devlet, halkın çoğunluğunun iradesine göre yönetilmelidir” ve “çoğunluğun kararı, her şeyin üstündedir”. Bu anlayışa göre, çoğunluğun yönetme hakkı mutlaktır; bu hak düşüncelerle sınırlandırılmamalıdır. Çoğunlukçu demokrasi anlayışı, çoğunluğun kararını sınırlandırıcı etkiye sahip azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı, çift meclis sistemi, kanunların yargısal denetimi, gibi kavram ve kurumlarla sınırlandırılmamalıdır.” (1)

 “Demokratik bir rejimin ahlakiliği yönetilenlerin rızasına dayalı olma zorunluluğundan geçiyorsa, bunu çoğunluğun yönetimi ile uzlaştırmakmümkün değildir; çünkü her zaman karşıt görüşte olan azınlıklar vardır. Ozaman çoğunluk yönetimini savunmanın tek gerekçesi olabilir. O da daha büyük bir sayının haklılığıdır. Fakat bu gerekçe de aslında ahlaki bir gerekçe değildir.”(1)

 “Dönemin ana muhalefet partisi olarak CHP'nin 1959 yılındaki kurultayında kabul ettiği ‘İlk Hedefler Beyannamesindeki’ İkinci Meclisin çoğunluğu frenleyici bir mekanizma olarak önerilmesi. Anayasa Mahkemesinin getirilmesi, basın özgürlüğünün anayasal güvenceye kavuşturulması, üniversitenin özerkliği biçimindeki öneriler demeti çoğunlukçu demokrasiden artık bireyin özgürlüğü açısından daha güvenceli bir demokrasi anlayışı olan çoğulcu demokrasiye geçişi amaçlamaktaydı. İlginçtir, bu öneriler bir Askeri Müdahale sonrasında gerçekleşir. Nitekim 1961 Anayasası ile bir önceki Anayasaya tepki olarak çoğulcu demokrasi anlayışı getirilmiştir.” ((1)Aynı çalışma sayfa 87-88) (a-siyazar’ın notu; 1924 Anayasasının çoğunlukçu yanı CHP muhalefete düşünce çoğulcu demokrasiye evirilmek isteniyor ve bu dönüşüm Türkiye’nin bu güne kadar gördüğü en demokratik anayasa olarak değerlendirilen 1961 Anayasası ile mümkün oluyor. Burada siyasi iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesini fiili olarak işlevsiz kılacak atamalarını anımsamak yerinde olur. HSYK, Danıştay vb.)

 “Geçmişte Batılı ülkelerin bazılarında ortaya çıkan diktatörlüklerde çoğunluğun desteği alındıktan sonra, bu sözde formalite tamamlanınca, bilinçli biçimde kapılar kapatılmış, muhalefet yok edilmiş ve böylece çoğunluğun üstünlüğü sürekli bir hal almıştır. Bu sayede çoğunluk, demokrasinin taraflarından birisi olmaktan çıkıp, Akal'ın deyimiyle, devlete dönüşebilmiştir ve bu biçimdeki demokrasi anlayışının sonuçta totaliter devletle aynı anlama gelebileceği açıklıkla hissedilmiştir. Bunlar uygulamada acı örneklerle yaşandığı için günümüzde çoğunlukçu demokrasi anlayışı terk edilmiştir.”((1) agç, sayfa  89-90)

 (1) ÇOĞUNLUKÇU DEMOKRASİ ANLAYIŞI,

ROUSSEAU VE TÜRK ANAYASALARI

ÜZERİNDEKİ ETKİSİ sayfa 6

Yrd. Doç. Dr. Yusuf Şevki HAKYEMEZ

(2)www.anayasa.gen .tr/demokrasi

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Necati Bey, bilirsiniz, Batı medeniyetinde kazanmak esastır. Herkes kendi çıkarına bakar. Devlet kendi kazancına, vatandaşta kendi çıkarına. Açık ifadesi ile kim kimin hakkında gelirse o daha kazançlıdır. Anlayış böyle olunca herkes kendini korumanın peşine düşmüştür. Devlet kendi çıkarlarını asker-ordu ve kanunları, vatandaşta, bağımsız yargı-medya ve güçlü sivil toplum kuruluşları ile korumaktadır. Özetle kimse diğerinin hakkından öyle kolay gelememektedir. Geldik bizlere, Devlet yanına asker-polis-yargı-medya-sermayenin hepsini yanına almış ve vatandaşa da bükük boynu ve elinde şapkası ile devlet kapılarında merhamet dilenmek kalmıştır. Ol hikayemiz budur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 15.03.2012 14:03
Cevap :
Bizim ile ilgili tespitlerinize aynen katılıyorum fakat Hitler,Mussolini zamanlarında kalmış olan uygulama/fiili durum gerçekleştiğine göre okur hangi demkrasi ile yönetildiğimiz konusunda bir fikre varsın istedim. Sözde kuvvetler ayrılığı ilkesi kurumları elegeçirince buhar oluyor.Yaşanan çogulcu demokrasi diye yurdum insanına yediriliyor.Bu geçmiştede böyleydi,katkın için teşekkür ederim,selamlar.  15.03.2012 18:10
 

%50 hocam istesek hilafeti ve seriati bile getiririz yasal olarak . Demek ki cogulcuyuz ! Nasil mantik ama tam bize uygun !!! Saglik ve saygiyla

Newyorker sade vatandas 
 15.03.2012 13:48
Cevap :
Bu çoğunlukçuluk vara vara nazi almanyasını anımsatıyor...  15.03.2012 18:13
 

Tanımlar elbette ki önemlidir. Ancak ne var asıl önemli olan yapılan tanımlamaların yaşanan gerçekliği ne kadar yansıttığı sorusudur. Demokrasinin de bin çeşit tanımlamasını yapmak mümkündür ama önemli olan bu tanımlamaların rengi, biçimi değil, yaşanan gerçekliğidir. Gerçekte şudur ki bütün demokrasilerde halkın en çok oyunu alan parti iktidar olur ve o parti de devleti istediği gibi yönetir. X partisinin demokrasi anlayışı Y partisinin anlayışından farklı olabilir ama kim iktidar olursa olsun o parti kendi demokrasi anlayışını uygular. Bu nedenle de demokrasi nedir sorusuna cevap ararken tanımlamalara değil, öncelikle yaşanan gerçekliğe bakmak gerekir. 60 yıllık Türk demokrasisi de göstermiştir ki kim iktidara gelirse gelsin o parti daima öncelikle kendi yandaşlarına ama genelde de Türk halkının büyük bir azınlığını teşkil eden, seçkinlerden ve elitlerden oluşan bir zümrenin çıkarlarına uygun siyaset uygulamıştır. Sevgiler ve selamlar

Mustafa Atilla 
 15.03.2012 9:39
Cevap :
En çok uyu alannın istediği gibi yönetmesine demokrasi denmiyor özellikle.Batı bu yöntemi Hitlerler, Mussoliniler çıkardığı için terk etti.Olması gereken çoğulcu demokrasi,kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu,hesap verilebilirlik... yani yargıyı,yökü vb kurumları medyayı elegeçirmek demokrasiye çıkmıyor!  15.03.2012 18:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1318
Toplam yorum
: 2275
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 719
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster